Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/03/2026

Son yıllarda Stand up ve yerli komedi filmlerinin olmazsa olmazı küfür oldu. Stand up ya da yerli film senaryolarındaki replikler küfürle tamamlanacak şekilde yazılmaya başladı neredeyse. 

CMYLMZ

Stand up denince akla gelen ve bu iş en iyi yapan kişi olan Cem Yılmaz' ın küfürle ilgili savunması, ''Hayatın içinde de küfür var'' şeklinde. Var tabi ki Cem bey ama iyi bir şey mi küfür? Hikayenizi küfür etmeden anlatamıyor musunuz? İşin komik tarafı, Netflix' te yayınlanan son gösterisi CMXXIV' de küfürden şikayet ediyordu Cem Yılmaz. ''Çocuklar küfür ediyor, kadınlar küfür ediyor, stadyumda taraftarlar küfür ediyor'' diye şikayet ediyor. Kendisinin sahnede söylediklerine de ''Küfürcük'' diyor. İlahi Cem bey, çok şakacısınız! Sanki küfürü sahnenin ortasına koyan ve yıllarca orada tutan siz değilsiniz. Bu çorbada sizin de tuzunuz var, hem de hiç de azımsanamayacak kadar. Küfürlü tazahürat yapıyorlar diye eleştirdiğiniz o taraftarlar hep bir ağızdan '' Hayatın içinde de küfür var ''  diye tezahürat yapsalar bir şey deme hakkınız yok. 

Küfürlerin Efendisi

Küfürlerin Efendisi diye bir ünvan verilecek olsa bunu en çok hak edecek kişi Hasan Can Kaya olacaktır. Gösterilerinden küfürü çıkartınca geriye bir şey kalmıyor. Çok zeki ve iyi bir mizahçı olmasına rağmen hastalıklı bir şekilde küfürlü konuşması rahatsız edici. Eğer o da Cem bey gibi, hayatın içinde de küfür var, diyorsa onun hayatında küfürden başka bir şey yok demektir.

Yerli ve Küfürlü

Bu iki ünlü mizahçının haricinde kalan yerli Stand up yapanları izlersek onların da mizahlarının ana direği olarak küfrü kullandığını görebiliriz. Kadın ya da erkek fark etmiyor. Argo, küfür, belden aşağı mizah anlayışı her tarafı ele geçirmiş durumda. Ofansif mizah saçmalığını konuşmaya bile gerek yok. Yerli komedi filmlerinin hali de perişan. Zayıf senaryolarını bol küfürle güçlendirmeye çalışıyorlar. Sonuç tabi ki facia. 

İyi Kötüyü Kovacak

Her zaman kötü iyiyi kovmuştur ama bu berbat mizah döngüsünden bizi kurtaracak olan iyi mizah olacaktır. Elbette bir gün temiz mizah yapacak, temiz senaryo yazacak birileri çıkacak ve bu yayılacaktır. Buradan mizaha bir çağrım olacak :

Ey mizah. Ağzını topla da gel.

10/24/2025

Sohbet etmek güzel bir şey. Fikir alışverişinde bulunmak, dertleşmek, sorunlarımızı paylaşmak hepimize iyi gelir. Sohbet ettiğimiz kişilerle ortak yönlerimiz çoksa ve kafaca uyumumuz varsa daha da güzel olur bu sohbetler. 

Sohbetlerimizi yapabildiğimiz kişileri her zaman seçemeyiz. Bazen davetsiz misafirler de katılırlar bu sohbetlere. Ortak arkadaşlar vasıtasıyla katıldığımız ortamlarda, iş yemeklerinde vb çeşitli kişilerle çeşitli konularda konuşuruz. Havadan sudan konularla başlayan sohbetler uzadıkça özel ilgi alanlarına doğru kaymaya başlar. Futbol ve siyaset de sohbet ortamlarının favori konuları arasındadır. Ne de olsa herkes kendi çapında teknik direktördür ülkemizde. ''Ne olacak bu memleketin hali?'' sorusunun cevabı da her daim aranır. Neredeyse herkesin tuttuğu bir takım ve inandığı bir siyasi görüşü vardır. Bu iki konudaki fikirlere olan tutkulu bağlılık neredeyse aynıdır. Fanatiklik derecesi de sohbetin yoğunluğunu ve ortamdaki tansiyonun derecesini belirler. Özellikle siyaset konusu hiç şakaya gelmez. Politize olmuş kişiler kendi görüşlerinden başka görüşleri duymak istemezler. Entellektüel düzeyde bile fikir bildirebilmeniz karşıdakinin buna tahammül seviyesine bağlıdır. Siz herhangi parti lehine ya da aleyhine fikir bildirmeseniz bile, karşınızdaki başka bir partiye ya da görüşe yakınsa işiniz zorlaşır. Bu nedenle kafamızda 2 soru oluşur (Cem Yılmaz' ın dayakla ilgili soruları değil tabi ki bunlar).
2 Soru
Sorular şunlar: Bu tarz sohbetlerde gerçek fikrimizi söylemeli ve savunmalı mıyız yoksa söylememeli miyiz? Çünkü hassas olan bu konu başlığında çatışma çıkma olasılığı var. Kırgınlıklar oluşabilir. Ne de olsa siyaset, eski dost, karşıdakinin fikrine saygı duymak, farklı görüşlere açık olmak gibi kavramları tanımaz. 
Ne Yapabiliriz
Pek seçeneğimiz yok aslında. Ya bize ve fikirlerimize katlanabilecek kişilerle daha uzun süreler geçirmeye çalışacağız ya da siyaset konularında, siyasetçi gibi davranıp bu konuları ustaca geçiştireceğiz. Böylece başka başlıklara yelken açacağız ki konudan uzaklaşabilelim. Çünkü belli bir görüşte kesin inançlı insanlara bir şey anlatmak mümkün değildir. 

9/19/2025

Fransız şair ve yazar Charles Baudelaire' nin güzel bir sözü var: '' Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.'' Baudelaire pek çoğumuzun hislerine tercüman olur aslında. Hangimiz zaman zaman böyle düşünmeyiz ki? 

Nuri Bilge Ceylan da bu konuda şöyle der: '' Hayatımızdan memnun değilsek, nerede olursak olalım başka bir yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir.'' Bu avuntu aslında bir umut barındırdığı için bize iyi geliyor. Umut da hayata katlanmayı kolaylaştırıyor. Bize iyi gelen şey aynı zamanda ikilem de barındırıyor içerisinde. 

İkilem
Başka bir yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu, olduğumuz yerin daha çekilmez hale gelmesine de yol açıyor.  Başka yerlerde her şeyin daha iyi ve güzel olduğunu sandığımız için bulunduğumuz aile, iş vb. ortamlar dayanılmaz geliyor bize. Bulunduğumuz yere ait olmadığımızı düşünüyoruz ve orada bulunanların bizi hak etmediklerine inanıyoruz. Olduğumuz yeri daha iyi yapabilmek için çabalamak yerine, bütün kabahati başkalarına yüklüyoruz. Her şeyi eleştiriyor ve hiç bir şeyi beğenmez oluyoruz. Uyumsuz ve geçimsiz olmaya başlıyoruz. 
Hava Değişimi
Kimi zaman bazı ortamları değiştirmemiz kaçınılmaz olabilir. Gitmek bazen gereklidir de. Ama bunu ön kabul haline getirip başka yerlerin her daim daha iyi olduğu sanrısına kapılmak da pek sağlıklı değil. İş hayatında da yaygındır bu durum. Çalıştığı iş yerini beğenmeyen, sürekli eleştiren insanlar, hayalini kurdukları iş ortamı için mevcut işlerinden ayrılabiliyorlar. Haklı da olabilirler bu kararlarında. Oysa bazen, kendi performanslarını iyileştirip, iletişimlerini geliştirseler işler daha farklı bir noktaya varabilir. Daha verimli olabilirler ve işlerini daha çok sevebilirler.
Ege' deki Sahil Kasabası
Hayattan bunalan pek çok beyaz yakalının neredeyse ortak rüyasıdır Ege' deki bir sahil kasabasına yerleşmek. Oraya gidince her şey düzelecek, hayat bayram olacaktır sanki. Ama temel olan bir şey var. Nereye gidersek gidelim kendimizi de götürüyoruz. Aynı kafa yapısıyla nereye gidersek gidelim benzer sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Sorun bulunduğumuz yer ise onu değiştirir ve sorunu çözeriz. Ya sorun bulunduğumuz yer değil de bizsek.  
Metin Üstündağ Karikatürü
Eğer gittikten sonra sorunun kendimizde olduğunu fark edersek Metin Üstündağ' ın karikatüründeki evden kaçan kızın eve dönüş repliği gerçekleşmiş olur: ''Özür dilerim anne baba. Boşuna evden kaçmışım. Dışarıda annesi Adile Naşit, babası Münir Özkul, abisi Halit Akçatepe, ablası Ayşen Gruda, eniştesi Şener Şen, sevgilisi Tarık Akan, senaryocusu Sadık Şendil, yönetmeni Ertem Eğilmez bir hayat yokmuş.''

9/12/2025

Fatih Altaylı, kendi Youtube kanalında Hayko Cepkin ile yaptığı bir programda, Okan Bayülgen için ''Kendi sesine aşık'' diye bir tabir kullandı. Bu tabiri kullanmasının sebebi Okan Bayülgen' in sürekli konuşması ve karşısındakini konuşturmaması. Okan Bayülgen' in programına aldığı konukları bile konuşturmayıp onları anlatıcıdan çok dinleyiciye çevirdiğini rahatlıkla görebiliriz.

Bu durum bazı insanlarda ''Konuşma bağımlılığı'' olarak bilinen bir rahatsızlık olarak karşımıza çıksa da genel olarak kendini ifade etme biçimi olarak değerlendirilebilir. Çok konuşarak karşıdaki insana kendilerini daha iyi ifade ettiklerini düşünür bu insanlar. 
Kendi Fikrine Aşık
Bazı insanlar da kendi fikirlerini çok önemserler. Bunlara da ''Kendi fikrine aşık'' desek yeridir. Fikirlerinin doğruluğundan o kadar emindirler ki karşıdakine söz hakkı bile vermezler. Kendi fikirlerinin kısmen ya da tamamen yanlış olduğunu duymaktan korkarlar adeta. Oysaki farklı düşünceleri dinleyip, kendi fikirlerini geliştirip daha iyi hale getirebilirler. Ortada bir fikir alışverişi yoktur. Sadece fikir verişi vardır. Bilgiyle donattıkları fikirlerini savunanlar kendince haklı olabilirler. Net emin oldukları konuda doğru bilgiyi aktarmaya çalışıyorlardır. Ama, bunu ben söylüyorum o yüzden doğrudur, diyen bakış açısına, acıklı bakış açısı, demek daha doğru olur. Acıklı bir durum var çünkü ortada. Bu durum iletişime zarar veren bir durumdur. Bu durumu yaratan, aile fertlerimiz, arkadaşlarımız, çalışma arkadaşlarımız, amirlerimiz ya da patronlarımız olabilir. Sadece uygulayıcı olan, sorumluluk almaktan kaçınan ya da karşısındakini umursamayan kişiler için sorun değildir bu durum. Ama fikri olan, kendisini geliştiren insanlar için rahatsız edici bir durumdur bu. Siz bir konu hakkında araştırma yapmışsınızdır, güncel bilgiler edinmişsinizdir ya da o konu hakkında detaylı bilgiye sahipsinizdir ama bunu anlatamazsınız. Çünkü karşınızda sizi dinlemeye hiç niyeti olmayan ''Kendi fikrine aşık'' insanlar vardır. 
Çabalama Kaptan
Bu iletişim durumu karşısında hala kendimizi anlatmaya çabalamaktansa sohbetten uzak durmak gerekiyor. Dinlemeye ve katkı sunmaya açık insanlarla iletişim kurmayı tercih etmek daha doğru olacaktır. Bu sayede hem yüreğimizi boşa tüketmemiş oluruz hem de vaktimizi boşa harcamamış oluruz. 

6/25/2025

Ünlü Alman yazar Goethe' ye ait olan '' Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir '' sözü vardır. Hassas insanların dünyadaki umursamazlık, vurdumduymazlık ve haksızlık yüzünden ne kadar acı çektiklerini anlatır bu sözüyle.  

Bu söz kadar doğru olan bir şey varsa o da çok alıngan insanların dünyanın geri kalanını bir ''cehennem'' haline getirdiğidir. Alıngan insanlara karşı nasıl davranacağınızı bilemezsiniz, hatta bazılarının neye alındıklarını tahmin edemezsiniz. Alınganlık onlar için bir hobi olmuştur adeta. Siz, farkında olmadan onların alınmasına sebep olur muyum stresini yaşarken, onlar neredeyse alınmak için fırsat kollarlar. Ne de olsa hiç kimse her şeyi tam yapamaz. Bu çok yorucu bir durumdur. Cem Yılmaz' ın gösterilerinde kullandığı replik gelir aklınıza; ''Pınar ne oldu?'' Allah bilir ne olduğunu. Sizin için pek önemli olmayan insanların alınganlığını umursamayabilirsiniz. Ama kıymet verdiğiniz insanlar, arkadaşlar, aile büyükleri vb. insanlar bunu yaparsa durum kötü oluyor. 

Alınganlığın Nedenleri

Psikologlara göre alınganlığın nedenleri şunlardır:

1) Özgüven eksikliği,

2) Değersizlik inancı,

3) Kişiselleştirme,

4) Varlık meselesi olarak görmek,

5) Tetiklenmek istememek,

6) Kurban psikolojisi,

7) Onay arayıcılık

Haksızlığa Uğramak

Alıngan insanlar herhangi bir davranış ya da tutum sonucunda haksızlığa uğradıklarını düşünebiliyorlar ve bunu karşıdakilerle paylaşmıyorlar. Araya mesafe koyarak iletişimi azaltıyorlar. Oysa ki olaydan bihaber olan karşı taraftakiler, değer verdikleri kişiler iletişimi kestikleri için onlardan mahrum kalıyorlar ve asıl haksızlığa uğrayan oluyorlar. 

Alınganlık Yaşta Değil Baştadır

Alınganlık huyu insanların yaşları ilerledikçe ve olgunlaştıkça kendiliğinden ortadan kalkmıyor genelde. Bu durum, insanın farkına varıp kendisini geliştirmesiyle ortadan kalkacak bir durumdur. Çabalamak gerektiği için pek çok insan uğraşmıyor ve '' Beni kabul eden böyle etsin '' klişesinin arkasına sığınıyor.

Yarım Dünya

Herkesin her şeyi tam yapmasını bekleyen alınganlara, Cengiz Aytmatov toplu bir cevap vermiş olsun. Cengiz Aymatov, '' Gün Olur Asra Bedel'' romanında şöyle der: '' Kaldı ki burası dünya, burada hep bir şeyler yarım kalacak.'' 

5/20/2025

Hayatın bize borcu var mı? Ya da hayattan alacaklı mıyız? Varsa bu nerede yazıyor? Bazı insanlar hayattan alacaklıymış gibi davranırlar. Sürekli beklenti içerisindedirler. Sanki, hayatta var oldukları için bazı beklentileri kendiliğinden gerçekleşecekmiş gibi düşünürler. 


Kimi insanlar çalışıp, çabalayıp olumlu sonuçlar olsun diye beklerler. Aristoteles' in ''İstediğin hayat sana verilmez. Onu inşa edersin, tuğla tuğla, gün gün.'' sözünün gereklerini yerine getirirler. Kimileri de hiç bir şey yapmadan her şeyin en iyisi önlerine gelsin diye beklerler. Bunlar aynı zamanda uğraşıp üreten insanlara karşı da son derece eleştirel yaklaşırlar. Alay ederler ve küçümserler. Daha iyi nasıl yapılır diye herkese akıl verirlerken, ne hikmetse bu aklı kendilerine uygulamazlar. Hayattan alacaklı gibi davranan insanlar mutsuz oldukları gibi çevresindeki insanları da mutsuz ederler. Hayata bir şeyler vermeden almak mümkün olmadığı gibi, bir şeyler verdiğimizde onun karşılığını almamızın da garantisi olmadığı gerçeğini görmezden gelirler.

Acı Hayat

Analitik psikolojinin kurucusu olan Carl Jung şöyle diyor: ''Dünya, kendi yaşanmamış hayatlarından dolayı acı çeken insanlarla doludur. Dünya onlara karşı acımasız olduğu için değil, kendi potansiyellerine ihanet ettikleri için acımasız, eleştirel ya da katı yürekli olurlar. Sanat üretemeyen sanatçı, üretenle dalga geçer. Aşkı göze alamayan insan, aşık olanla dalga geçer. Kendini bir düşünceye adayamayan kişi, inancı küçümser. Ama yine de hepsi içten içe acı çeker. Çünkü bilirler: Alay ettikleri hayat, aslında yaşamaları gereken hayattır.''

Savaş ya da Kaç

Hayattan alacaklı gibi davranmak aynı zamanda bir şeylerin arkasına sığınmak anlamına geliyor. Dolayısıyla harekete geçmemek ve çabalamamak için bahane oluyor. Bu insanlar nereden alacaklıysa onun için savaşmak yerine sürekli mızmızlanarak bu mücadeleden kaçmayı tercih ediyorlar. İnsanın temel içgüdülerinden olan savaş ya da kaç dürtüsünü böylece kaçmayı tercih ederek uyguluyorlar. Bilerek ya da bilmeyerek. 

Stand Up and Fight

Oysa ki çabalamaktan vazgeçmeseler, bu esnada da ''Status Quo'' grubunun '' In the army now'' şarkısının ''Stand Up and Fight(Ayağa kalk ve savaş)'' kısmını mırıldanarak hayata tutunsalar ne güzel olurdu. Ne de olsa yaşamak için mücadele etmek gerekir. 

1/17/2025

Hayat yolculuğumuz boyunca yürüdüğümüz yollar ne yazık ki her zaman açık olmuyor. Kimi engellerle karşılaşıyoruz. Aslında kimi zaman engellerle karşılaşmıyoruz desek daha doğru olur. Önümüze çıkan duvarlar yüzünden adeta bir bilgisayar oyununda ilerleyen karakterlere benziyoruz. Duvarları aşabilirsek hedefimize ulaşabiliyoruz.  

Bu duvarlar kimi zaman kendimizi ve yaptığımız işi anlatmaya çalışıp sesimizi duyuramadığımız yöneticimiz, patronumuz ya da çalışma arkadaşlarımız olarak karşımıza çıkıyor. Fikirlerimizi, projelerimizi, yaptıklarımızı, derdimizi anlatmaya çalışıp bir türlü başaramamamıza neden olan ve onların önümüze çıkardığı yüksek duvarlar iş hayatının rutini haline gelmiş durumda. Hedef baskısı, önyargı, kibir, önemsememek ve mesleki yetersizlikle örülen duvarları aşmak için harcanan efor iş hayatını daha da zorlu hale getiriyor. Hayat koşullarının önümüze çıkardığı duvarlar da hayatın ta kendisi aslında. Maddi ve fiziki zorluklar, istemediğimiz bir çevrede bulunmak, içinde bulunduğumuz çemberi kıramamak da hayalini kurduğumuz hayata geçişimizi engelleyen duvarlar. Aile fertlerimize kendimizi ispat etmek için çabalayıp da bir türlü gözlerine girememek de onların karşımıza çıkardığı duvarlar sayesinde oluyor. Güven kazanamamak ve bir türlü büyüyememek çok yıpratıcı.  

Duvar Örmek

Duvarlar sadece başkaları tarafından önümüze konmuyor. Kendi başımıza ördüğümüz duvarlar da var. İpekböceğinin koza örmesi gibi kendi duvarımızı inşa ettiğimiz de oluyor. Korkularımız, önyargılarımız, özgüven eksikliğimiz bu duvarın oluşumunda kullandığımız tuğlalarımız. Kendi yarattığımız sorunları çözdükçe duvardaki tuğlalar azalmaya, duvar küçülmeye ve hatta yok olmaya başlıyor.  Paulo Coelho, ''Veronika Ölmek İstiyor'' kitabında şöyle diyor: '' Dış tehditlerden korunaklı dünyalar yaratmak isteyen kimi kişiler, fazla ileri gidip dış dünyaya karşı abartılı yüksek duvarlar örerler. Yeni insanlara, yeni yerlere, farklı yaşantılara karşı yükselen bu duvarlar onların iç dünyasını da yoksullaştırır.'' 

Duvarı Aşmak

Her önümüze çıkan duvarı aşmamız gerekiyor mu? Aşmak ya da aşmamak, işte bütün mesele bu. Bazı duvarlar vardır ki bir şekilde aşmamız gerekir. Bunun için de mücadele etmemiz gerekir. Yıkarak, üstünden atlayarak ya da bir delik açarak diğer tarafa ulaşabilmeliyiz. Ama kimi duvarlar vardır ki hiç uğraşmadan yolumuzu değiştirip başka bir yöne doğru gitmeliyiz. Hangi duvarı aşmak için mücadele edeceğiz, hangi duvarın etrafından geçip yolumuzu değiştireceğiz, bunun kararını doğru vermek gerekiyor. Bu duvarı aşmamızın hayatımızın kolaylaşmasına ya da hedeflerimize ulaşmamıza bir faydası yoksa ve bu duvarı aşmayı kişisel bir mesele haline getirdiysek zamanımız ve çabalarımız boşa gider.  

9/21/2024

Dostun eskisi makbuldur derler. Ne de olsa geçen uzun yıllarda pek çok anı birikmiştir. İyi gün, kötü gün, ortak sevinç ve üzüntüler. Dostluklar layıkıyla eskimişse eski dost tabi ki çok kıymetli bir hazine. 


Sabahattin Ali diyor ki: '' İsteseler canımı vereceğim çoğu insanı hayatımdan çıkardım. Çünkü yokluklarına üzülmek, yaptıklarına üzülmekten daha kolay.'' İsteyerek ya da istemeyerek eski dostlar hayatımızdan neden çıkar? Bunun pek çok nedeni var:

Yeni Hayat

Bazı insanlar zaman içerisinde kendilerine yeni bir dünya kurmak isterler. Yeterince mutlu olmadıkları eski dünyalarından uzaklaşmak isterler. Yeni çevre ve yeni ilişkilerin olduğu bu dünyayı kurarken eski defolarını, eski zaaflarını hatırlamak istemezler. Dolayısıyla peç çok detaya hakim olup bunları hatırlatacak kimselerden, özellikle eski dostlarından uzak durmak isteyebilirler. 

Dengi Dengine

Dostluklar genelde biri birine denk eğitim, gelir seviyesi, kültürel yakınlık, benzer dünya görüşü vb. durumlara bağlı olarak gelişebiliyor. Gelir ve sosyal statü gibi ayrımların çok göze görünmediği çocukluk, gençlik dönemi, asker arkadaşlığı ve üniversite dostlukları tarafların farklı eğitim ve gelir seviyesine ulaşılmasıyla eski gücünü kaybeder. Geçmişte güzel anılar biriktirilmiş olsa da dostlukların uzun sürebilmesi için anı biriktirmeye devam edilmesi gerekir. Bu da ortak paylaşımların devam etmesiyle olur. Bir araya geldikçe sürekli eski hatıraları konuşmak mümkün olamayacağına göre yeni hikayeler yazılmasına ihtiyaç vardır. 

Saygı Azalması

Dostlukların sona ermesinin en önemli nedenlerinden biri de dostların zaman geçtikçe biri birlerine eskisi gibi saygılı davranmamasıdır. Uzun zamandır tanıdığımız ve samimi olduğumuz insanlara saygılı davranmaya gerek yokmuş gibi bir algı oluşur. Yeni tanışılan insanlara gösterilen saygı ve özen eski dostlardan esirgenebilir. Bu da kırıcı bir davranış olarak ilişkilerin bozulmasına neden olabilir. 

Yorulan Dostluklar

Yıllar her şeyi yıprattığı gibi dostlukları da yıpratır. Dostların en önemli özelliklerinden biri birlerini idare etmesi ve bazı hataları görmezden gelmesidir. Geçmişte önemsenmeyen ya da görmezden gelinen şeyler, kapanmayan hesaplara dönüşüp ileriki yıllarda çatışmaların kaynağı olabilir. Görünür büyük bir nedeni olmamakla beraber biriken ufak sorunlar dostların uzaklaşmasına sebep olur. Uzun yıllar içerisinde, boş bardağın dolup taşması gibi biriken problemler dostluk bardağını taşırır. Dolayısıyla tepkiler de daha kontrolsüz ve uzun süreli olabilir. 

Ceyhun Yılmaz' ın radyo sloganına uyarlarsak: Eskiyen dost olur mu? Olmaz olur mu? Ama olmaz olsun. 

7/20/2024

Bir Demet Tiyatro dizisinde yer alan Eyvah Necdet karakteri olsaydı şöyle derdi: ''Sen hiç balon balıklarını düşündün mü?'' Ondan sonra açıklamasını yapardı. Balon balıklarının kendilerini tehlikede hissettiklerinde, kendilerini olduklarından daha büyük göstermek için şiştiklerini ve bu sayede kendilerini korumaya çalıştıklarını anlatırdı. 


Karadaki Balon Balıkları

İnsanların sahip olduğu artı özellikler onların hayata karşı koruma kalkanlarıdır. Para, güç, eğitim, sosyal çevre, yetenek vb. Bu özellikleri geliştirmek için çaba gösterirler. Fakat bu özelliklere gerçekten sahip olmayan bazı insanlar olduklarından fazla görünmeye çalışabiliyorlar. Mış gibi yapıyorlar yani. Onlar için ''Karadaki balon balıkları'' diyebiliriz. Bir kısmı kendilerini korumak için böyle davranıyorlar. Bu sayede dokunulmazlık alanlarını genişletmeye çalışıyorlar. Kimileri de olmayan gücü varmış gibi göstererek fayda sağlamaya çalışıyorlar. Siyasette ve iş hayatında sıkça rastladığımız bir durumdur bu. 

Instagram Tayfa

Bazı insanlarsa heves ettikleri ama ulaşamadıkları yerlere, hayatlara sanki ulaşmış gibi davranmaya çalışırlar. Olduklarından varlıklı, kültürlü, güçlü ve sosyal. Bu kişilerin resmi yayın organı Instagram' dır. Denizdeki balon balıkları kendilerini korumak için şişerlerken, karadaki balon balıklarının bu modeli kompleks ve ego tatmini için şişiyor.

Mevlana' nın, ''Ya olduğun gibi görün ya da göründüğü gibi ol'' sözünü daha önce duymuşlar mıdır acaba?

6/20/2024

Hepimizin kendi dünya görüşümüze, bilgimize, öğrendiklerimize ve benimsediklerimize göre fikirleri vardır. Fikirler insanı temsil ederler. İnsanın var olduğunun göstergesidir aynı zamanda fikirler. Ne demiş Descartes: '' Düşünüyorum, öyleyse varım.''

Değişim

Peki fikirler değişir mi zaman içinde? Ya da değişmeli mi? Örneğin, yeni bilgiler edinmek, inandığımız fikrin aslında inandığımız gibi olmadığını ortaya koyan başka boyutlarının ortaya çıkması, önceliklerimizin değişmesi, hayatın değişmesi etkilemez mi fikirlerimizin durumunu? Ünlü ekonomist Keynes' e sormuşlar: ''Koşullar değişirse ne yaparsınız?'' Keynes şöyle cevap vermiş: ''Koşullar değişirse ben de düşüncelerimi değiştiririm.'' Bazı insanlar kendilerini değişim konusunda geliştirir ve güncellerken, bazı insanlar büyük bir tutkuyla sahiplenirler görüşlerini. Bu insanlar fikirlerine dört elle sarılır ve değiştirmemek için çaba gösterirlerken, kendi görüşlerinin doğruluğu için sürekli kanıt ararlar. Başkaları eleştiri getirdikçe onları dinlemektense fikirlerine daha çok bağlanırlar. 

İkilemler

Fikir değişimi durumu insanlarda ikilem yaratır. İdeolojik fikirler ya da diğer inançlar çok güçlü ve neredeyse dokunulmaz olmakla birlikte basit görüşlerde de benzer katılık ve ikilem görülür. Hele ki bazı insanları için söz ağzından çıktı mı biter. Asla ve kata değişmez fikir. İkilemin en önemli nedenlerinden biri yenilgi duygusudur. İnsanlar haklı çıkmak isterler ve haksız çıkınca yenildiklerini düşünüp tepki gösteriler. Oysa ki farklı fikirler bizim fikirlerimizden daha akla yatkın ise biz bunu öğrenerek kazanmış oluyoruz.  Diğer bir ikilem nedeni ise fikirlerimizle dahil olduğumuz grubun dışında kalma riskidir. Aynı fikir ve görüşteki insanlar bir araya gelerek grup ve topluluklar oluştururlar. Bu sayede insanın en önem verdiği konulardan olan ve Maslow' un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi' nin 3. basamağında yer alan, ''Bir gruba ait'' olma güdüsünü de gerçekleştirirler. Ait olduğunuz grubun fikrine ne kadar tutkuyla bağlı olursanız grup içinde o kadar makbul karşılanıyorsunuz. 
Bazı sabit fikirli insanların neredeyse saplantılı bir şekilde olayları tek açıdan değerlendirmeleri ve görüşlerine sıkı sıkıya sarılmalarının nedenlerinden biri de, kendilerini aşırı önemsemeleri. Bu insanların fikirlerini değiştirmelerini beklemek hayalcilik oluyor biraz. Onların fikirleri hep doğrudur ve konu kapalıdır. Sürekli değişen dünyada bakış açısının ve fikirlerin değişmesi kadar olağan bir şey olamaz. Fikir değişimi aslında değişime yatkınlıkla da ilgili. Gelişime kapalı insanların fikirlerini çok zor değiştirdiklerini görürüz. Nietzsche ne güzel söylemiş: '' Sabit fikir, sahibini hapseder.'' Önemli olan sabit fikirli olmamak için sürekli fikir değiştirmek değil, sahip olunan fikrin altının bilgi, tecrübe, kanıt vb. temellere dayanıyor olmasıdır. 

Hakkaniyet Meselesi

Aslında her hangi bir görüşü savunurken, kendini ifade etme, var olma çabası ve grup dinamikleri göz önünde bulunduruluyorken, objektif olma ve hakkaniyetli davranma kriterler arasında yer almıyor.  Bu, siyasette, sporda, arkadaşlık çevresinde, iş hayatında da böyle. Oysa ki insan fikirlerinin üstün yönlerini savunurken zaaflarını da dile getirebilmeli. Karşıt görüşün iyi yönlerini de dile getirip hakkını teslim etmeli. İşte o zaman insan büyür ve ''İnsan'' olur.

1/09/2024

Yapboz oyununu hepimiz biliriz. Kutunun içerisinde bulunan parçalarla kutunun üzerinde bulunan resmi tamamlama oyunu. Parça sayısı ve zorluk derecesi değiştiği için çocukluktan itibaren her yaş grubuna hitap eden bir oyundur. Yapboz oyununda resmi oluşturan parçaların tamamı kutu içerisinde yer alır. Yani yapboz oyununda eksik parça yoktur. 

Hayatımızı da bir yapboz oyunu gibi düşünebiliriz. Yapmak istediklerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz, görev ve sorumluluklarımızla hayat boyu süren bir parça tamamlama oyunu. Tamamlamaya çalıştığımız yapbozdaki resim ise mutluluğun resmi. Yani tüm parçaları tamamlayınca mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Yapboz oyunuyla gerçek hayatın farkı, bizim kutumuzdaki parçaların eksik olması ve resmin de hiç bir zaman tamamlanamayacak olması.

Mutluluğun Resmi

Nazım Hikmet, Saman Sarısı, şiirinde Abidin Dino' ya '' Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin '' diye sormuştu. Abidin Dino mutluğun resmini yapabilseydi her şeyi tam olan bir resim mi çizerdi acaba? Kendi yapbozumuzdaki tüm parçaları tamamlayınca mutluluk geleceğini sanıyoruz ama hayat dediğimiz şey, eksik parçalarıyla ve eksik parçalarına rağmen yaşamak zorunda olduğumuz, asla bütünüyle tamamlanamayacak bir şey. Bütün parçaların tamamlanmasıyla hayatın güzel olacağını sananlar ise mutlu olmakta zorlanıyorlar. 

Yanlış Parça

Kendi parçalarımızla resmi tamamlamayı başaramadığımızda eksik olan yeri yanlış parçalarla tamamlamaya çalışıyoruz. Örneğin, eğitim ve sporda başarı gibi konularda çocuklarının üzerinde çok baskı kuran veliler kendi eksik parçalarını çocukları üzerinden tamamlamaya çalışıyorlar. Geçmişte kendilerinin elde edemedikleri başarıları çocuklarının elde etmesi için onları zorluyorlar. Çocukluk ya da gençlik dönemlerinde para sıkıntısı çekenler, ileriki dönemlerde paraya kavuştuklarında, geçmişin eksik parçası olan parasızlığı telafi edebilmek için abartılı alışverişe ve gösterişe yönelebiliyorlar. Paranın gelmiş olması parçayı tamamlamaya yetmiyor. Çünkü zamanında gelmediği için ne kadar harcama yaparlarsa yapsınlar bu anlık hazdan öteye gidemiyor ve eksik parça tamamlanmıyor. Geçmişe yönelik hesaplar kapanamıyor bir türlü. Bu insanların pek azı, ihtiyacı olan insanlara yardım etmeye yöneliyorlar. Ben çektim onlar da çekmesin diye düşünüyorlar.

Geçmiş

Tabi ki geçmişte yaşadıklarımız gelecekte yapacağımız bazı davranışlara neden olabilir. Bu çok normal. Ama geçmişte yapamadıklarımızı günümüzde yapacağımız abartılı davranışlarla tamamen telafi etmek mümkün değil. Keşke geçmişi ve kendimizi rahat bırakabilsek. İnsan vücudunun % 70' ini su oluşturur denir. Su ve ukde desek daha doğru olur. İçimizde ukde olan o kadar çok şey var ki. 

11/04/2023

Ünlü hekim ve filozof İbni Sina' nın neredeyse bin yıl önce söylediği güzel bir söz var: ''Kimse görmek istemeyen biri kadar kör değildir.'' Bu sözün söylendikten bin yıl sonra bile geçerliliğini koruması, insanın pek değişmediğini de gösteriyor aynı zamanda.


Görmek istemeyen gözler kadar bu gözlere görünmeye çalışmak da büyük problem. Görmek istemeyen insanlar ailemiz ve akrabalarımız olabildiği gibi, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız ve yöneticilerimiz de olabiliyor. Siz 10 birim iş yaparsınız görmek istemezler, başkası 1 birim yapar onu görebilmek için neredeyse çaba harcarlar. Tabi ki herkesten, her yaptığımız iyi şeyi görmesini beklememeliyiz. Ama görülmek isteği pek çoğumuzda bulunan bir istek. Özellikle görmesini istediğimiz kişiler tarafından görülmediğimizde bu sinir bozucu bir durum olabilir. 

Neden Görülmüyoruz

Bunun pek çok sebebi olabilir. Örneğini enerjisel boyutta bir sıkıntımız olabilir bu da yaptıklarımızın görülmesini engelliyor diyebiliriz ama buraya girersek çıkamayız:) Görmek istemeyenlerin kişisel husumetleri, önyargıları, kıskançlıkları, rekabet duyguları vb. pek çok sebebi olabilir. Kimi patron ve yöneticilerin yönetim tarzı bu şekilde olabiliyor. İyi iş çıkartan çalışanı görmezden gelme sebebi çalışanın rehavete girmemesi, motivasyonunu kaybetmemesi, prim ve yüksek zam beklentisi  içerisine girmemesi olabiliyor. Kimisi de para alıyor zaten görevi bu diye düşünüyor. 

Görülmezsek Ne Olur

İş hayatında görülmek önemli. İşte çalışmaya devam edebilmek, prim ya da terfi alabilmek için yaptıklarınız ilgili kişiler tarafından görülüp doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Özel hayatta duygular daha ön planda olduğu için bu durum insanlar üzüyor. Sinirlenip açıklama yapma ihtiyacı hissettiriyor. Hem iş hayatında hem de özel hayatta görülmemek bir süre sonra değersizlik hisse oluşmasına neden olabilir.

Gaslighting

Gaslighting, psikolojik bir manipülasyon ve mobbing yöntemidir. Karşıdaki kişinin kendisini sorgulamasını sağlayarak, yalan, inkar ve çelişki yoluyla psikolojisini bozmayı amaçlamaktadır. Görmezden gelme de Gaslighting yönteminin kullandığı enstrümanlardan biridir. Yani bazı insanlar o insanların psikolojisi bozulsun diye kasıtlı olarak görmezden gelirler.

Görünmek İçin Ne Yapmalı

Özellikle iş hayatında görünür olmakta yarar var. Genelde kimse bizi o kadar işinin arasında özel olarak takip edip iyi yaptıklarımızı görmek için çaba harcamaz. Kötü yaptıklarımızı bulmak için çaba harcayanlar olabilir o ayrı. Bu da iş hayatının ''Vaka-i adiye'' lerinden. Yani iş hayatının istemesek de gerçeklerinden. İyi iletişim, doğru zamanda doğru yerde olma, algılarımızı açık tutma, şirket içi networkü geniş ve dinamik tutma daha iyi görülmememizi sağlayabilir. Özel hayatımızda ise iş hayatına göre nispeten aksiyon almak bizim elimizde. Beklenti derecemizi düşürerek, yani görülme talebimizi azaltarak hatta umursamayarak bu işin üstesinden gelebiliriz. Yoksa görmeyen ya da görmek istemeyen gözlere gözlük dağıtacak halimiz yok. Onlar sağ biz selamet diyerek selamete erebilmek tabi ki mümkün. 

10/13/2023

''Futbolda dün yoktur'' diye bir tabir kullanılır. Geçmiş dönemlerde performansı iyi olan ama güncel durumda formsuz olan, formsuzluk durumu uzun süren futbolcular için kullanılır. Geçmişte iyiydin ama geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan bugünkü durumun demek isterler.  

Bu durum, sporda olduğu gibi, iş hayatında ve hayatın pek çok alanında geçerlidir. Gün bugündür, bugün iyiysek iyiyizdir. Tabi ki geçmişte yaptıklarımız hayatımızda ve iş hayatımızda belli bir kredi kazandırır bize.  Ama bir süre. Onları da yapmamış olsaydık vay halimize. Geçmişle uzun süre yaşayabilmemiz mümkün değildir. Mevlana' nın dediği gibi:

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

Bugün ortaya konulması gereken bir performans, kazanılması gereken bir maç, ulaşılması gereken hedefler ve yetiştirilmesi gereken işler vardır. Dünle bugüne gelebiliriz ama bugünde kalamayız. Yarına ise bugünle gidebiliriz. Yarına gidebilmenin bir diğer yolu da ileride yapabilme potansiyelimizin olması. Bu da bizi yarına taşıyabilir. Genç futbolculara yatırım yapılmasındaki mantık da budur. Gelişim ihtimali ortadan kalktığı an bir başkasının işe yarama ihtimali üzerine yatırım yapılır. O nedenle işe yarama ihtimalimizin devam etmesini sağlamalıyız.

Bugünden Yarına

Profesyonel hayat acımasızdır, tıpkı hayat gibi. O yüzden bahaneler, gereksiz evhamlar, kişisel mesele haline getirilmiş önemsiz sorunlar, kan davaları, kin davaları, egolarımız,  başka sorunları mevcut işimize yansıtıp verimliliğimizi azaltma, konfor alanımızı bozmamak için gelişime kapalı olmak konularını bir kez daha gözden geçirmeliyiz. Bugün ve yarın olmak istediğimiz yerde var olabilmek için.

9/09/2023

Kintsugi, Japonlar' ın kırılan eşyaları tamir ettiği bir sanat. Kırılan parçalar, altın ya da gümüş tozu karıştırılmış reçine ile onarılıyor. Bu sayede hem parçalar sağlam bir bütüne dönüşüyor hem de değerleri artıyor. Ayrıca bu onarım işlemiyle, eşyaların kırılan bölgelerinin üzeri kapatılmıyor. Yani kusurlar gizlenmiyor ve görünür hale getiriliyor. 


Kırıl Ama Dökülme

Hayatın bizi kırıp dökmemesi mümkün değil. Tabi ki bunun olmaması ya da en az olması için çaba gösteriyoruz. Ama asıl önemli olan kırılan parçalarımızı onarıp, derslerimizi alıp daha güçlü hale gelmiş bir şekilde hayatımıza devam etmek. Etrafımızda geçmişte meydana gelmiş kırıklarını, yaralarını anlatan insanları görürüz. Bunu hepimiz yaparız ve bu çok insanı bir şey. Ama bazı insanlar sürekli bunu yaparlar. Onlar kırıklarını tamir edememiş hatta o kırıkları bahane ederek onların arkasında saklanma yolunu seçmiş insanlar oluyor genelde. Yaralarını anlatıp insanların onları dinleyip anlamalarını bekliyorlar. Ama haberler kötü. İnsanlar bir yere kadar dinlemeye ve anlamaya çalışıyorlar, sonra da olay mahallinde uzaklaşıyorlar. Çünkü kimsenin umurunda değil. 

Yol

Ne yapacağız o halde? Bize hak verecek yeni insanlar mı bulmaya çalışacağız? Yoksa bizim gibi mağdur olmuş mağduriyet arkadaşları bulup, biri birimizi anlayıp, eyleyip yerimizde mi sayacağız? Bunun cevabı ne istediğimizle ve ne yapabileceğimizle ilgili. Eğer elimizden geliyorsa kırılan parçalarımızı toplayacağız, edindiğimiz tecrübeyle ve öğrendiklerimizle parçaları bir araya getirip tek parça halinde yola devam edeceğiz. Eğer yola devam edecek gücümüz ve kapasitemiz yoksa hikayemiz cepte zaten. Asıl mesele hikayede değil, hikayeden sonra ne yaptığımızda. Hikaye de bizim yol da.    

7/24/2023

Etten duvar örmek, futbolda çok iyi savunma yapan takımları tanımlamak için kullanılır. Ya da bir alanı, kişiyi korumak için insandan oluşturulan koruma çemberi de bu şekilde tanımlanır. Yani burada temel amaç korumadır. 

Seçemediğimiz çevremiz olan aile ve akrabalarımızın dışında başka çevrelere de ihtiyacımız vardır. Oturduğumuz mahalleden, çalıştığımız işyerinden, katıldığımız sosyal, sportif ya da siyasal gruplardan oluştururuz bu çevreleri. Zaman içerisinde katılmış olduğumuz grupların bir parçası haline geliriz. Yavaş yavaş etrafımızı dışarısıyla bağlantıyı azaltacak '' Etten duvar'' ile çevirmeye başlarız. Grupların genel görüşü bizim görüşümüzün yerini almaya başlar. Farklı görüşlere kapalı, karşı taraftaki insanlara karşı katı ve tahammülsüz olmaya başlarız. Grupların amacı zaten grup üyelerini konsolide etmek, biz ve onlar olgusunu yerleştirmektir. Sporda, siyasette, çeşitli dernek oluşumlarında çok belirgin bir şekilde görürüz bunu. Bizim her yaptığımız doğru ve güzel, karşı tarafın her yaptığı yanlış ve kötü olarak görülmeye başlar. Bazılarımız farkında olmadan bu etten duvara hapsolurken, bazılarımız ise bilerek ve isteyerek bunu tercih ederiz. Eğitim seviyesinin yüksek ya da düşük olması da bu davranış biçimini değiştirmez. Bir yere ait olma ve yüksek ideallerin bir parçası olma güdüsü insanın doğasında vardır. Bir yere ait olmak iyidir ama bu aynı zamanda başka hiç bir yere ait olamamaya doğru götürebilir bizi. 

Kapı

Bu duvarların arasında hapsolmaktan kurtulabilmemiz için kapılara ihtiyacımız var. İstediğimiz zaman açıp başka insanları davet edebileceğimiz ve aynı zamanda çıkıp başka dünyaları görebileceğimiz, nefes alabileceğimiz kapılara. Böylece başka hayatların, başka fikirlerin olduğunu görebilir, başka insanları daha kolay anlayabiliriz. Bu da iletişimin kolaylaşmasını sağlarken çatışmaların ve kavgaların azalmasına yardımcı olur. 

6/03/2023

Kişisel gelişim kitaplarında ve öğretilerinde, ileri gidebilmek ve huzurlu olabilmek için toksik kişi ve ilişkileri hayatımızdan çıkartmamız gerektiği söylenir. Biz de belli bir finansal güce ve kariyere erişince bu durumun farkına varıp ''Çevre'' temizliği yapmaya başlarız. Bu sayede bir uçan balon gibi ağrılıklarımızı atarak yükselmeyi ve huzura ermeyi umarız.

Sonradan hayatımıza giren kişileri de dahil ederek yeni bir çevre oluştururuz. Bu döngüde nedense sadece bizim balondan yüklerimizi attığımızı düşünürüz. Ama aynı anda başka balonlarda da bizi atıp yükselen kişiler olabileceği aklımıza gelmez. Nedense biz kendimizi başkalarının toksik yükü ya da onlara olumsuz katkı veren ilişki olarak düşünmeyiz. Eski dostlarımız, çocukluk arkadaşlarımız, eski mesai arkadaşlarımız ve aynı ortamda mecburiyetten bulunduğumuz ama kendimize yakın sandığımız insanlarla eskisi kadar görüşemediğimizde ''Havada uçtuğumuz'' u düşünmenin zamanı gelmiştir. Bir türlü buluşamama, programları denk getirememe durumu artmaya başlamışsa ve etrafta bir serinlik hissediyorsak bilelim ki bizim de bir balondan aşağı doğru yolculuğumuz başlamıştır. Hatta, ''Niye aramıyorsun'' sorusunu da sormaya başlamışsak kendimize iyi yolcuklar diyebiliriz. 

Gemliğe doğru 

Denizi göreceksin

Sakın şaşırma

Orhan Veli' nin şirinde dediği gibi şaşırmaya gerek yok. Dolayısıyla çok da şey etmemek lazım. Ya balonla yükselmek için yük atarız  ya da bizi yük diye atarlar. Balon da hayat gibi yoluna devam eder.

4/05/2023

İki keşiş yolda yürüyorlarmış. Su birikintisinin önünde bir kadının karşıya geçmek için beklediğini görmüşler. Keşişin biri kadını kucağına almış ve karşıya geçirmiş. Diğer keşiş şaşkın ve kızgın bir şekilde arkadaşına bakmış. 1 kilometre kadar yürüdükten sonra konuşmaya başlamış. ''Ne yaptın sen, bizim kadınlara bırak dokunmayı bakmamız bile yasak.'' Arkadaşı cevap vermiş: ''Ben o kadını 1 kilometre geride bıraktım sen hala taşıyorsun.''

Hayatımız boyunca olumlu ya da olumsuz olaylarla ve davranışlarla karşılaşırız. Bunları çoğunu hatırlamayız. Ama bize etki eden, önemli olduğunu düşündüğümüz bazılarını ise taşımak için sırt çantamıza doldururuz. Bunların arasında bize yararlı yükler olduğu gibi pek çok zararlı yükler de olur. Uğradığımız haksızlıklar, incitici sözler, keşkelerimiz, yanlış olduğunu düşündüğümüz adımlarımız, kan davalarımız, kin davalarımız, affedemediklerimiz, önyargılarımız, takıntılarımız bu zararlı yükler arasında sayılabilir. Eğer bu zararlı yükleri zaman içerisinde azaltmayıp arttırmaya devam edersek taşıdığımız ağırlık artar ve hareket etmemiz zorlaşır. Ayrıca faydalı yüklere de yer kalmaz. Bunun sonucunda katı, uzlaşmaz, sabit fikirli, kavgacı ve mutsuz insanlara dönüşürüz. 

Süresiz Taşıma

Taşıdığımız eşya, çanta vb. yükleri belli bir süre taşıdıktan sonra bırakıyoruz. Çünkü onlarla işimiz bitiyor ve taşımamıza gerek kalmıyor. Ama sırt çantamıza doldurduğumuz geçmişin duygusal yüklerini nereye kadar taşıyacağımız belli değil. Hesaplaşmamızı ya da kabullenmemizi tamamlayamadığımız için sırtımızda taşımaya devam ediyoruz. Herkesin taşıma kapasitesi de aynı değil. Kimisi küçük denilebilecek bir olayı büyüterek çantasını dolduruyor. Kimisi de çok daha fazla yükü taşıyabiliyor. Ama sonuçta bunlar fazlalık ve atılması gerekiyor. Bunun için bazı insanlar farkındalık edinip kendi çabalarıyla yüklerinden kurtulurken kimileri de profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyor. Kimileri ise bu yükleri kendilerinin doğal parçası sanıp görünmez kamburlarıyla hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. 

Gönüllü Taşıma

Gereksiz yükleri taşımamalıyız diyoruz ama bazı insanlar da bu toksik yükleri isteyerek taşıyorlar. Geçmişte ya da günümüzde elde edemedikleri için bahane ve sığınma aracı olarak bulunduruyorlar. Yapamadıkları için kendilerine ya da çevrelerine, geçerli olduğunu düşündükleri bu mazeretleri sunarak kendilerine bir koruma alanı yaratmak istiyorlar. Bu davranış sorunu çözmemekle birlikte çok insani ve insanların kendilerini iyi hissetmesini sağlıyor. Ne de olsa herkes hayatta kalmaya çalışıyor.

11/24/2022

Kör nokta, sürüş esnasında aracın yan ve dikiz aynalarından görülmeyen yerleri ifade eder. Şerit değiştiren bir araç, bazı noktalarda diğer araçların aynaları tarafından görülmeyebilir. Bu noktalara kör nokta denir. Araçlarda olduğu gibi insanlarda da kör noktalar bulunmaktadır. Var olan ama bizim görmediğimiz noktalar yani eksik yanlarımız.

Kör Noktalarımız

Her insanın eksik, hatalı davranışları ya da zayıf noktaları olabilir. Bunların kör noktaya dönüşmesi kendi davranışlarımızın sonucunda olur. Önyargılarımız, egolarımız, takıntılarımız, kendimize karşı objektif olmayışımız, düzeltmemiz ve geliştirmemiz gereken alanları bize karşı görünmez kılıyor. Yani onları mevcut bakış açımızla göremez hale geliyoruz. Biz görmüyoruz belki ama onlar orada duruyorlar. Kör nokta alanlarımızın geniş olması bizi daha bencil, eleştiriye kapalı, iletişimi kötü ve savunmacı yapıyor. Bunun sonucunda daha baskıcı ve otoriter hale geliyoruz. Araçlardaki kör noktalar trafik kazalarına yol açarken, insanlarda bulunan kör noktalar ise iletişim kazalarına ve çatışmalara yol açıyor.

Johari Penceresi

Amerikalı psikologlar  Joseph Luft ve Harry Ingram tarafından ortaya konulan Johari Penceresi, iletişim ve ilişki becerilerimizde hangi yönümüzün daha baskın olduğunu ortaya koyuyor.  

Buna göre bizim hakkımızda:
Hem bizim hem de başkalarının bildiği bilgi Aleni Bilgi,
Bizim bildiğimiz ama başkalarının bilmediği bilgi Özel Bilgi,
Bizim ve başkalarının bilmediği bilgi Bilinmeyen,
Bizim bilmediğimiz ama başkalarının bildiği bilgi Kör Nokta
olarak tanımlanıyor.

Görebilmek

Araçlarda kör noktaları görebilmek için ilave ayna ve kamera sistemleri kullanılır. Yani ilave destekler alınır. Kendi kör noktalarımızı göremediğimiz için biz de dışarıdan destek almalıyız. Öncelikle kör noktalarımızın olduğunu kabullenmemiz gerekiyor. Bununla birlikte bize kör noktalarımızı açıklıkla ve güvenilir bir şekilde söyleyebilecek arkadaş, dost, rehber vb. insanlara ihtiyacımız var. Bu insanlar bizim aynalarımız. Onların yaptıkları geri bildirimlere karşı kendimizi savunmaya geçmememiz gerekiyor. Bize geri bildirimde bulunan insanları ikna etmeye çalışmak yerine, onların söylediklerinin kendi içimizde muhakemesini yapmamız gerekiyor. Zaman içerisinde kör noktalarımızın aydınlanmaya başlayacaktır.

10/28/2022

Gulliver' in Gezileri, İrlandalı yazar Jonathan Swift tarafından 1726 yılında yazılmış olan bir kitaptır. Bu kitapta Doktor Gulliver 4 seyahate çıkar. Bu seyahatlerden birinde seyahat ettiği gemi batar ve cücelerin yaşadığı Lilliput adasına düşer. Kıyıda baygın bir şekilde yatarken kendisine gelir ve etrafında küçücük insanlar görür. Ayağa kalmak ister ama başaramaz. Çünkü onu iplerle bağlamışlardır. 

Hayatımızın İpleri
Biz de hayatımızda pek çok şey yapmak isteriz. Ama çoğu zaman bunları yapmak için harekete geçemeyiz. Adeta görünmez iplerle bağlanmışızdır. Bu iplerin bir kısmını kendimiz bağlarken, bir kısmı da çevremizdeki insanlar ve koşullar tarafından bağlanmıştır. 
Kendi bağladığımız ipler: kendimize yeterince güvenmiyor oluşumuz, önyargılarımız, amaçsız ve hedefsiz oluşumuz, tembelliğimiz, bahanelerimiz ve sürekli erteleme hastalığımızdır. 
Başkaları tarafından bağlanan ipler: Bizimle rekabet içerisinde olan iş ve özel hayatımızdaki dahili ve harici ''rakiplerimizin'' koyduğu engeller, gelişmemizi ve ilerlememizi istemeyen kişilerin negatif enerji ve eylemleri, hayata ve bize karşı olumsuz bakışları ve davranışlarıyla hareket alanımızı ve aldığımız oksijeni azaltan toksik insanlar.
Koşullar tarafından bağlanan ipler: Kontrolümüz dışında olan ve kurtulmamızın kolay olmadığı iplerimiz de vardır. Bunların arasında sorumluluklarımızla birlikte, fiziki, coğrafi ve finansal zorlukları sayabiliriz Bunları da mümkün olduğunca esnetebilmek ve zorluklara rağmen mücadele etmek gerekir. Başarılı olmuş insanları incelediğimizde, pek çoğunun sayısız engellerle karşılaştığını ve bunların üstesinden gelerek hedeflerine ulaştığını görürüz. Bağlı olduğumuz iplerimizin yani engellerimizin arkasına sığındığımızda neden başarılı olamadığımıza dair güçlü hikayelerimiz olacaktır belki ama hedeflerimize de ulaşmamız da mümkün olmayacaktır.
Hangi Başarı
Engellerimizden kurtulduğumuzda hangi hedefe ulaştığımızda başarılı olmuş olacağız? Herkesin sıfırdan zirveye çıkıp milyoner olma ya da Nobel alma şansı yok. Yapabileceğimiz kendi kapasitemiz ölçüsünde ulaşabileceğimiz en iyi yere ulaşabilmek. Yani, Nasuh Mahruki' nin dediği gibi: ''Kendi Everest' imize Tırmanmak''

7/02/2022

Zeka nedir? Türkiye Zeka Vakfi' nın yaptığı tanıma göre zeka, '' Bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir. 

İnsanların doğuştan gelen farklı özellikleri bulunduğu gibi zekaları da doğuştan farklı oluyor. Her ne kadar zeka geliştirilebilse de her insanın farklı yatkınlıkları ve ilgi alanları var. Bu da farklı zeka tiplerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Bu konudaki kuramlardan biri de Çoklu Zeka Kuramı. 

Çoklu Zeka Kuramı

Amerikalı psikolog Howard Gardner tarafından oluşturulan Çoklu Zeka Kuramına göre insan zekası 8 alt kategoriye ayrılıyor. Bu kurama göre insanlar zekalarını bazı alanlarda daha etkin kullanabilirler. Yani tek tip zeka yoktur ve insanlar yatkın olduğu konularda daha iyi performans gösterirler. Bu kurama göre zekanın türleri şunlardır:  

  1. Uzamsal( Görsel) Zeka
  2. Kinestetik( Bedensel) Zeka
  3. Müziksel( Ritmik) Zeka
  4. Sözel( Dilsel) Zeka
  5. İçşel Zeka
  6. Sosyal Zeka
  7. Matematiksel Zeka
  8. Doğasal Zeka
Toplumuzda genel olarak sayısal yatkınlıkları olan insanların zeki oldukları varsayılır. Matematik, fizik vb. konularda başarılı olanlar için böyle düşünülür. Çoklu Zeka Kuramı bu düşüncenin eksik olduğunu ortaya koyuyor.
Çocuk Gelişimi
Eğitim bilimci Özgür Bolat' a göre biz çocuklarımızı zayıf olduğu derslerle ilgili kursa gönderiyoruz. Oysa güçlü oldukları alanlarla ilgili kurslara gönderip iyi oldukları alanlarda gelişimlerini daha ileri seviyeye çıkartmamız gerekiyor diyor. Aynı şekilde üniversite tercihlerinde de çocuklarımızın değil kendi istediklerimizin seçilmesini bekliyoruz. Kendi zeka türlerine uygun, severek okuyabilecekleri ve çalışacakları bölümlerin tercih edilmesi daha doğru olacaktır. 

İş Hayatında Zeka
Yöneticiler açısından değerlendirilecek olursa çalışanları yatkınlıklarına göre doğru işlere ve görevlere kanalize etmek çok önemlidir. Performans ölçerken de çalışanların kapasitelerini güçlü oldukları zeka türüne göre belirlemek daha doğru olacaktır. Böyle olunca beklenen performans daha doğru tanımlanmış olur. İnsanlar, etkin ve yetkin oldukları alanlarda değerlendirilirse hem performansları artar hem de  mutlu bir şekilde çalışırlar. 

Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!