6/08/2018

Fenerbahçe' nin tarihi kongresi yapıldı. 21.350 kongre üyesinin rekor katılımıyla gerçekleşen kongrede, Ali Koç 20.736 geçerli oyun 16.092' sini, Aziz Yıldırım ise 4.644' ünü aldı. Ali Koç' un getirdiği dip dalgası, Ertuğrul Özkök' ün de dediği gibi, tusunamiye dönüşüp Aziz Yıldırım' ın 20 yıllık iktidarına son verdi. Hem de yaygın medyanın Aziz Yıldırım' ı öne çıkarmasına ve Cumhurbaşkanı' nın Aziz Yıldırım' ı desteğini açıkça ilan etmesine rağmen. 
Aziz Yıldırım' ın Resmi
Aziz Yıldırım binlerce kongre üyesini kapıda karşılayıp tek tek ellerini sıktı. İnsan bu görüntüleri görünce üzülüyor. 66 yaşında olan ve 20 yıldır başkanlık yapan Aziz Yıldırım, kongre üyelerinden oy alabilmek için güneşin altında bu resmi veriyor. Aslında bu resim tam da Aziz Yıldırım' ı yansıtıyor. Yalnız, insanlarla mesafeli ve başına buyruk. Fenerbahçe başkanı böyle bir resmi verir mi demeden, sadece kazanmaya odaklı, kazanmak için her türlü yolu deneyen, kavga eden, yasaklar koyan, gerginliğiyle herkesi geren bir başkan portresi. Kongrede yaptığı konuşmada elini sıktığı kongre üyelerine karşı sert konuşmuş ve üstünüzdeki formayı ben yaptırdım diye bağırmıştı. Taraftarlar zaten gerginlikten ve başkanın bağırıp çağırmasından bıkmış. 20 yıllık büyük hizmetlerine karşın, gözünü kırpmadan Aziz Yıldırım' ı başkanlıktan indirdiler. O ise saygın bir şekilde çekilip herkesin sempatisini kazanmaktansa vuruşarak çekilmeyi tercih etti. Ali Koç' u veliahtım diye açıklamasına rağmen, Yargıtay kararının açıklanmaması yüzünden bir dönem daha başkan olmak istediğini söyledi. Yargıtayda aklanırsa 2011 sürecinde Fenerbahçe' ye zarar veren kişi ve kurumlara dava açacaktı. Yine, yeni ve yeniden bir kavga süreci başlayacaktı. Kavgadan bıkan taraftar- kongre üyeleri futbol maçına gitmediler ama oy kullanmak için stada gittiler. Hatta Amerika' dan bile oy kullanmak için gelenler oldu. Aziz Yıldırım artık Fenerbahçe' ye yük olmaya başlamıştı. Sportif başarısızlığın yanında 400 milyon € borç da sonunu getirdi. Taraftarlar kulübü bu sarmaldan Aziz Yıldırım' ın çıkartacağına inancını kaybetmişti. Aslında 2011 sürecinde taraftar Fenerbahçe başkanının arkasında durmuştu, Aziz Yıldırım' ın şahsının değil. O ise Fenerbahçe' yi kendisinden ibaret görmeye başlamıştı. Uzun yıllardır aynı kurumu yöneten kişilerde olduğu gibi kendisini kurumun sahibi olarak görmeye başlamıştı. 
Ali Koç Başkan Fenerbahçe Şampiyon
Ali Koç taraftarın çok sevdiği ve Fenerbahçe' nin kurtuluşu için umut olarak gördüğü bir isimdi. Müthiş bir ekip çalışmasıyla ve taraftarın desteğiyle, kavga ve hakaret etmeden Fenerbahçe' ye başkan oldu. Seçildikten sonra ilk işi Aziz Yıldırım' a saygı gösteren, hakkını teslim eden bir konuşma yapmak oldu. Başarılı olmasını sağlayan ekibini de sahneye davet edip tek tek teşekkür etti. Her şeyi ben yaptım diyen bir başkandan, ekibimizle kazandık diyen bir başkana geçiş yapmak büyük bir değişimin habercisi. Kulüpler birliğinin iftar yemeğine katılarak, Aziz Yıldırım' ın Kulüpler birliğine olan protestosunu sona erdirdi. Trabzonspor' a da  yakınlaşma mesajı gönderdi. Bu sayede kulüplerin ortak düşmanı Fenerbahçe' dir algısını yıkmak için adımlar atmış oldu. Ali Koç Fenerbahçe' ye başkan olduğu gece, Fenerbahçe taraftarının huzurlu uyumasını sağladı. Sabah uyandıklarında da bunun bir rüya olup olmadığını kendilerine sordurdu. Bu bile iyi ki Ali Koç Fenerbahçe başkanı oldu dedirtti. 

5/28/2018

Yirminci yüzyılın önde gelen Varoluşçu terapistlerinden Viktor E. Frankl' ın, ''İnsanın Anlam Arayışı'' kitabı 30' un üzerinde dile çevrilmiş ve 12 milyondan fazla satış rakamına ulaşmış. Kitabın en önemli özelliği, kitapta anlatılan Logoterapi tekniğinin yazar tarafından Auschwitz toplama kampında uygulanmış olması. Logoterapi tekniğine göre, insan uğruna yaşamaya değer bir anlam bulduğu sürece düşünebileceği en kötü koşullara bile direnebilir.
Frankl kitabı önce isimsiz olarak yayınlamak istemiş ve toplama kampında kendisine verilen numarayı kullanmak istemiş sadece. Çünkü kapta tutuklular insan olarak görülmüyormuş ve bir numaradan ibaretlermiş Kitabın isimsiz olarak yeterince değer görmeyeceğini düşündüğü için ismini kullanarak yayınlamış. Kitapla birlikte Alan Resnais' in yönettiği ''Nuit et brouillarda- Gece ve Sis'' belgeseli izlenirse yazarın kampta içinde bulunduğu ortam daha iyi anlaşılabilir.  
Kitabın ilk bölümünde Viktor E. Frankl, Auschwitz toplama kampında başından geçenleri anlatıyor. Kitabın ikinci bölümünde, yazarın hayatta kalabilmek için geliştirdiği logoterapi hakkında bilgi veriyor. Üçüncü bölümde ise insanın her türlü acıya rağmen nasıl iyimser olabileceği anlatılıyor. 
Kitaptan bazı alıntılar:
''Başarıyı amaçlamayın . Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir. Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir.''

''Bütün bunlardan, bu dünyada iki insan ırkı olduğunu, ama sadece iki ırk olduğunu( soylu insan ırkı ve soysuz insan ırkı) öğrenebiliriz. Her ikisi de her yerde bulunur, toplumun her kesimine sızar. Hiç bir grup sadece soylu ya da sadece soysuz insanlardan oluşmaz.'' 

''Kendi adıma, Auschwitz Toplama Kampı' na alındığımda yayına hazır olan kitabımın metnine el konmuştu. Kuşkusuz bu metni tekrar yazmaya yönelik derin arzum, yaşadığım kampın ağır şartlarında hayatta kalmama yardım etti.''

''Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının büyüklüğü kesinlikle görecelidir. Ayrıca önemsiz bir ayrıntı bile sevinçlerin en büyüğünü yaratabilir.''

'' Logoterapistin rolü, bir ressamdan çok bir göz uzmanının oynadığı roldür. Ressam bize dünyayı kendi gördüğü haliyle aktarmaya, göz uzmanı ise dünyayı gerçekte olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır.'' 

5/22/2018

Anemurium Antik Kenti, Mersin' in Anamur ilçesinin 6 km güneybatısında yer alıyor. Anemurium Latince rüzgarlı burun anlamına geliyor. Geniş bir alana yayılan kentin kuruluşu M.Ö. 4. yüzyıl olarak tahmin ediliyor. Kentte ortaya çıkarılan mozaikler ise Anamur müzesinde sergileniyor. Commagene Krallığı, İsauriallılar gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Anemurium, Bizans İmparatorluğu döneminde yeniden inşa edilmiş. 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonra tamamen terk edilmiş. Kent, pek çok tarihi yerimizde olduğu gibi yabancılar tarafından ortaya çıkartılmış. Anemurium, İngiliz Francis Beaufort' un 19. yüzyılda yaptığı keşif sonucu tanıtılmış. 1960 yılında ise Toronto Üniversitesi' nden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmış. Daha sonraki kazı ve restorasyon çalışmaları Kanada British Colombia Üniveristesi' nden Prof. James Russel başkanlığında  1998 yılına kadar sürdürülmüş. 2016' da ise Mersin Büyükşehir Belediyesi' nin desteğiyle restorasyon projesi başlamış ve son halini almış. Giriş ücreti 5 TL ve müze kart da geçerli.


Büyük Hamam. M.S. 3. yy. 




 Odeion. 
Konserler, resitaller ve resmi toplantıların yapıldığı yer 900 kişilik ve M.S. 2. yy da inşa edilmiş.

 Halk hamamı. M.S. 5. y.y.

 Antik Kent sahile kadar uzanıyor.


 Su kemeri

 Sivil Bazilika

 Palaestra
Hamamın önünde bulunan, egzersiz ve bedensel etkinliğe ayrılmış alan

 Küçük Hamam

 Nekropol alanı. 350 kadar mezar bulunuyor.

Nekropol

  Tarihi yapılarda maalesef görmeye alışık olduğumuz manzaralardan

Seviyorsan git konuş. Tarihi yapılara neden zarar veriyorsun? 

5/14/2018

Sanatçıların da herkes gibi, siyasi görüşlerinin olması hatta iktidara ve güce yakın olmak istemeleri normaldir. Sanatçı muhalif olacaktır diye bir görüş vardır ama bence böyle bir zorunluluk yoktur. Sanatçılar yandaş ya da muhalif değil de sağduyulu olsunlar yeter. Gönül ister ki kültür, sanat ve spor gibi evrensel işlerle uğraşanlar, kendilerini siyasetin sığ dünyasına hapsetmesinler ama bu mümkün olmuyor.
Hele ülkemizde sanatçılar taraflarını belli etmek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Demeçler vermek istiyorlar, yorum yapmak istiyorlar ve konuştukça bizi hayal kırıklığına uğratıyorlar. Şarkılarıyla gönül dünyamızda büyük yer tutan sanatçıların olaylara bakışları insanı hayret ettiriyor. Özellikle özgürlük konusuyla ilgili yorumlar sıkça yapılıyor sanatçılar tarafından. Yavuz Bingöl' de buna bir yorum katmış. Hoş, Yavuz Bingöl daha önce bulunduğu '' Karşı mahallede''  kendisini o kadar özgür hissetmiyordu o ayrı. Yaptığı yorumda özgürlük konusunu tamamen yanlış anladığı ortaya çıkıyor. Demiş ki: '' Yurt dışına gidin; orada yapamadığınız her şeyi burada yapabiliyorsunuz. Orada yere tüküremezsiniz, burada tükürüyorsunuz.'' Vah ki vah. Yere tükürmek, özgürlükle ilgili değil ''Öküzlükle'' ilgilidir. Özgürlük herkesin her isteğini yapabilmesi demek değildir ki zaten. Suç işleme, hakaret etme ve küfür etme özgürlüğü de olamaz. Yavuz Bingöl kadar karşı mahalledekiler de kendilerini özgür hissediyorlarsa özgürlük sorunu da yoktur zaten.
Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Yavuz Bingöl, Hülya Koçyiğit ve daha niceleri. Onlar bu siyasetçiler ortada yokken dünyamızda önemli yer kaplıyorlardı. Kendilerine yazık ediyorlar.   

4/27/2018

Geçtiğimiz günlerde Manisa' da çok ilginç bir olay yaşandı. Kıyılan bir nikah esnasında, nikah memurunun sorduğu, eş olarak kabul ediyor musun sorusuna gelin adayı '' Hayır demek ne mümkün, tabii ki evet'' diye cevap verince nikah memuru nikahı iptal etti ve tüm ikna çabalarına rağmen nikahı kıymayı reddetti. Nikah memurunun nikahı iptal gerekçesi de şöyle:
''Biz, çiftlerin ağzından çıkan ilk kelimeye bakarız. Nikah masasına hayır demek için gelinmez. Sonrasında bin defa da evet deseniz bizim için değişmez. Biz hakimler gibi karar veriyoruz. Çiftlerin vereceği cevap kısa ve net olmalı. Duruma üzülmedim, pişman değilim. Kanunu yerine getirdim. Çiftler nikah masasında şaka yapmasın.''
Bu bir Zaytung haberi değil. Şaka gibi ama gerçek. Neye şaşıracağımıza şaşırıyoruz. Nikah memurunun abartılı derecede ciddiyetine mi, kendisini hakim yerine koymasına mı, kendisini aşırı derece önemsemesine mi, hoşgörüsüzlüğüne mi, gelin ve damatla birlikte 60 kadar davetliye yaptığı saygısızlığa mı ? Tuhaf ki ne tuhaf. 
Hangi Hakimi Örnek Almış?
Hakim gibi karar veriyormuş. Son yıllarda hakimlerin verdiği ''hoşgörü'' içeren kararlara bakınca oradaki tuhaflıkları da görüyoruz. Hangi hakimi örnek alıyor acaba bu ciddi nikah memuru? Karısını defalarca bıçaklayarak öldüren adamın cezasında, iyi hal indirimi yapan hakimi mi, otobüste ya da sokakta kıyafetini beğenmedikleri kadınlara saldıranları serbest bırakma kararı alan hakimi mi? Bu hakimleri örnek almamıştır. Çünkü bu hakimler olabildiğince '' hoşgörülü'' davranmışlar. Hem de vicdanları yaralayarak. Rahmetli Aydın Boysan' ın bu tür insanlar için söylediği güzel bir söz var: Vicdan fukaraları.

4/24/2018

Gazeteci - Yazar Taha Akyol' un hazırlayıp sunduğu ve daha önce CNN Türk kanalında gösterilen, Türk' ün Ateşle İmtihanı 1921- 1922 belgeseli DVD formatında yayınlandı. Halide Edip Adıvar' ın ünlü eserinin adını alan ve Halide Edip Adıvar' a ithaf edilen belgesel, Kurtuluş Savaşı' nın 1921- 1922 yıllarını kapsayan dönemini, askeri strateji, iç ve dış siyaset ekseninde ele alıyor.
Mustafa Kemal' in asker kimliğinin yanında diplomat yönünü de ortaya koyan belgeselde, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Karabekir' in de Kurtuluş Savaşına yaptığı katkılar da anlatılıyor. Mondros Mütarekesi, Sevr Anlaşması, Anadolu' nun işgali neticesinde başkentin Kayseri' ye taşınmasına karar verilmesi, Kütahya- Eskişehir Muharebeleri, Yunanlılar'ın İzmir' den denize dökülmesiyle sonuçlanan Büyük Taarruz da belgeselde yer alıyor. Atatürk' ün üniformasını giyip cepheye gitmesi, Kurtuluş Savaşı' nın tüm aşamaları hakkında meclise bilgi verilmesi, meclisteki güçlü muhalefet de dikkat çekici. Taha Akyol, titiz bir şekilde o dönemin arşivlerini taramış ve ilk kez yayınlanan görüntü, belge ve fotoğraflar ortaya koymuş. Günümüzde kutlamaktan imtina edilen milli bayramların sadece sembolik günler değil, büyük mücadeleler sonucu elde edilmiş zaferler olduğunu gösteren çok önemli bir belgesel. Ayrıca bu belgesel kitap olarak da yayınlandı.

3/30/2018

Gün geçmiyor ki Nihat Doğan çıkışlarıyla gündem olmasın. Bu defa da sunucu Seda Akgül'e söyledikleriyle gündemde. Seda Akgül' ün Survivor' da yarışan Nihat Doğan için söylediği ''Nihat kocam olsa boğarım'' sözlerine Nihat kendisine yakışan bir cevap verdi: '' Ben de kaşarlarla evlenmem desem doğru mu olur?''
Kadınlara karşı yapılan saygısızca söylemler günümüzde moda. Siyasi iklime de uygun. Durumdan vazife çıkartan Nihat Doğan gibiler fırsatını buldukça ağızlarına geleni söylüyorlar. Hoş, burada Seda Akgül, Nihat Doğan' a bu imkanı yaratmış söyledikleriyle. Ne de olsa çamura taş atanın üzerine çamur sıçrar. Nihat Doğan' ın Özgecan Aslan için söyledikleri de hala hafızalarımızda. Normal koşullarda bu tür insanlar davranışları ve sözleri nedeniyle büyük tepki görürler. Ama ülkemizde el üstünde tutuluyorlar. Televizyon dünyasının en önemli yapımcılarından olan Acun Ilıcalı, Nihat' ın Özgecan Aslan için söylediklerine rağmen Survivor yarışmasına katılmasına izin veriyor. Acun Ilıcalı' nın toplumsal kaygısı olmamasının yanında 4 tane de kızı var. Ama reyting bunlardan daha önemli onun için. Ayrıca Nihat Doğan Survivor' dan elendikten sonra 3 televizyon kanalından teklif aldığını açıkladı. Yani adam kapış kapış gidiyor. Halk onu seyretmek istiyor ve yapımcılar da reytingi olduğu için ona ekranlarda yer veriyorlar. Aslında Nihat Doğan ve onun gibilerin ortaya çıkması ve göz önünde olmasını biz sağlıyoruz. Bu davranışları kabul görmese yok olup gidecek. Biz bu kafada olduğumuz sürece Nihat Doğan gibiler hayatımızdan hiç eksik olmayacak maalesef.

3/26/2018

Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem? Ahmet Ümit' in 26. kitabı Kırlangıç Çığlığı işte bu sözlerle başlıyor. Başkomiser Nevzat bu defa çocuk tacizcilerini öldüren seri katil Körebe' nin peşinde. Ahmet Ümit bu kitabında çocuk tacizleri sorununu ortaya getirirken, aynı zamanda, Suriyeli sığınmacılar ve organ mafyası konularını da işliyor.
Kasımpaşa' da bir çocuk parkında ensesinden tek kurşunla vurulmuş, gözünde kırmızı kadifeden bir bağ bulunan, sağ kulağı kesik ve yanında bir oyuncak olan erkek cesedinin bulunması Başkomiser Nevzat' ı harekete geçiriyor. Çünkü bu ölüm şekli Körebe' nin cinayet işleme ritüeliydi ve Körebe 5 yıldır cinayet işlemiyordu. Başkomiser Nevzat bir yandan katili bulmaya çalışırken bir yandan da cevaplanması zor olan sorular soruyor:
''Çocuk tacizcilerini öldüren bir seri katile sempati duymalı mıyız?''
''Kötüleri öldürerek kötülüğü ortadan kaldırabilir miyiz?''
Kırlangıç Çığlığı Ahmet Ümit' in en sert kitabı. Muhtemelen işlediği konulardan kaynaklanıyor bu durum. Bu ağır konuları büyük bir ustalıkla ve son derece akıcı bir dille işlemiş Ahmet Ümit. Çok başarılı bir kurgu oluşturmuş. İlk baskısı 300.000 adet olan kitap oldukça etkileyici. İşte kitaptan bazı bölümler:
''Henüz İstanbullu olamamış ama bundan da en küçük bir rahatsızlık duymayan kim bilir Anadolu'nun hangi yöresinden kopup gelmiş, adına metropol denilen, binalardan oluşan bu acımasız cangılda tutunmaya çalışan insanlar''.

'''Çok iyi tanırdım bu türden insanları, başarısızlıkla, kötülükle, en küçük bir olumsuzlukla bile yüzleşmek istemezlerdi. Hatta olumsuzluğun var olduğunu da kabul etmezlerdi. Kendileri iyi oldukları zaman bütün dünyanın da iyi olacağını zannederlerdi. Üstelik hayat sürekli olarak onları düzeltmesine rağmen vazgeçmezlerdi bu aptalca iyimserliklerinden''.  

''Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış''.

3/20/2018

Gün geçmiyor ki ülkemizde bir saadet zinciri çökmesin ve mağdurlar yaratmasın. Son saadet zinciri hikayesi Çiftlik Bank' ta ortaya çıktı. İnternet üzerinden oynana FarmVille benzeri bir oyunla 77.843 kişiden 511,7 milyon TL para toplanmış. 398,3 milyon TL üyelere ödeme yapılırken 113,4 milyon TL ise yurt dışına aktarılmış.
Nasıl Oynanıyor
Bu sisteme kayıt olduktan sonra parayla çiftlik hayvanı satın alıyorsunuz. Ayrıca yem ve depo parası ödüyorsunuz. Sistem 4- 6 ay içerisinde koyduğunuz parayı geri almayı ve hatta daha fazla kazanmayı vaat ediyor. 1.000 TL lik yatırım karşılığında yılda 2.200- 2.800 TL arasında kazanma imkanı olduğu söyleniyor. Hayvanların yaşam ömrü 365 gün. Bu sürenin sonunda tekrar yatırım yapmanız gerekiyor. Bu oyunda satın alınan hayvanlar ve tesisler karşılığında firma gerçek hayvan satın alıyor ve tesis kuruyor. Buradaki satışlar yatırımcının karını arttırıyor. 
Ponzi Sistemi
Tüm saadet zincirlerinin atası sayılan Ponzi Sisteminde, son girenler ilk girenleri finanse ediyor. Sisteme ne kadar çok giriş olursa kazanç o kadar artıyor. Titan saadet zincirinin de kuruluş şablonu bu şekildeydi. Sisteme üye girişi durunca sistem çöküyor. 
Asıl Uyanık Kim
Herkes bu sistemi kuran ve ''Tosuncuk'' diye tabir edilen Mehmet Aydın' ın ne kadar uyanık olduğunu söylüyor. Oysaki resimde görünen ve üye olan tüm katılımcılar en az onun kadar uyanık. Çünkü vergisiz ve kolay kazanç sağlamayı umuyorlardı. Zaten mağdurlardan biri, yapılan röportajda, bu kadar kişinin aptal olacağını düşünmediği için sisteme girdiğini söylüyordu. Yani işin özeti bizim memleketin ne uyanığı biter ne de mağduru.

3/15/2018

Hayat sürekli değişiyor ve gelişiyor. Hem hayatın temposuna, gelişimine ve hızına yetişmek hem de yaptığımız hatalardan dönebilmek için değişim gerekiyor. Pek çok insan da bunun farkında. Ama iş uygulamaya gelince değişimin zor olduğunu görüyoruz.
Aynadaki Adam
Michael Jakson' un '' Man in the mirror'' isimli güzel bir şarkısı var. Şöyle söylüyor o şarkıda: Dünyayı daha iyi bir yer yapmak istiyorsan,
Kendine bir göz at ve sonra bir değişiklik yap,
Ben aynadaki adamla başlıyorum,
Yollarını değiştirmesini istiyorum.
Değişimin zor olmasının en önemli nedeni, sürecin aynadaki adamdan, yani kendimizden başlıyor olmasıdır. Değiştirmemiz gereken davranışlarımızı kişiliğimizin bir parçası olarak algılıyoruz. Dolayısıyla değişime direniş başlıyor. Savunma mekanizmaları devreye giriyor, başkalarını ve dış faktörleri bahane etmeye başlıyoruz.
Bilmek ve Yapabilmek
Bazı insanlar değişmesi gerektiğinin farkında bile değildir. Bazı insanlarsa değişmesi gerektiğinin farkındadır ama bunu bir türlü hayata geçiremez. Bilir ama uygulayamaz. Ya yöntemini bilmiyordur ya da değişime, harekete geçecek kadar inanmıyordur. Yani bilmek tek başına yetmiyor. Örneğin, sağlık sorunları nedeniyle egzersiz yapması ve yeme alışkanlıklarını değiştirmesi gereken biri, böylesine önemli bir konuda bile harekete geçmek için gerekli motivasyonu sağlayamıyor. Kişisel gelişim için motivasyon sağlamanın nasıl zor olduğunu varın siz düşünün.
Değişime Dayanıklılık
Değişmekte zorlanmamızın bir diğer nedeni de değişime dayanıklı olmayışımız. Güncel kalmak, yeniliklere açık olmak, hatalardan ders alıp yeni ve doğru adımlar atmak kolay değil. Sürekli motivasyon gerektiriyor. Değişimle beraber öğrenilecek yeni şeylerin olması, alışkanlıklardan vazgeçilecek olması, mevcut düzenin bozulması ve değişimin taşıdığı riskler de değişimi zorlaştıran nedenler arasında yer alıyor.
Değişmeyen Tek Şey
Tüm bu zorluklara rağmen bir gerçek var. M.Ö 535-475 yılları arasında yaşayan filozof Herakleitos' un dediği gibi'' Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir''.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!