7/20/2024

Bir Demet Tiyatro dizisinde yer alan Eyvah Necdet karakteri olsaydı şöyle derdi: ''Sen hiç balon balıklarını düşündün mü?'' Ondan sonra açıklamasını yapardı. Balon balıklarının kendilerini tehlikede hissettiklerinde, kendilerini olduklarından daha büyük göstermek için şiştiklerini ve bu sayede kendilerini korumaya çalıştıklarını anlatırdı. 


Karadaki Balon Balıkları

İnsanların sahip olduğu artı özellikler onların hayata karşı koruma kalkanlarıdır. Para, güç, eğitim, sosyal çevre, yetenek vb. Bu özellikleri geliştirmek için çaba gösterirler. Fakat bu özelliklere gerçekten sahip olmayan bazı insanlar olduklarından fazla görünmeye çalışabiliyorlar. Mış gibi yapıyorlar yani. Onlar için ''Karadaki balon balıkları'' diyebiliriz. Bir kısmı kendilerini korumak için böyle davranıyorlar. Bu sayede dokunulmazlık alanlarını genişletmeye çalışıyorlar. Kimileri de olmayan gücü varmış gibi göstererek fayda sağlamaya çalışıyorlar. Siyasette ve iş hayatında sıkça rastladığımız bir durumdur bu. 

Instagram Tayfa

Bazı insanlarsa heves ettikleri ama ulaşamadıkları yerlere, hayatlara sanki ulaşmış gibi davranmaya çalışırlar. Olduklarından varlıklı, kültürlü, güçlü ve sosyal. Bu kişilerin resmi yayın organı Instagram' dır. Denizdeki balon balıkları kendilerini korumak için şişerlerken, karadaki balon balıklarının bu modeli kompleks ve ego tatmini için şişiyor.

Mevlana' nın, ''Ya olduğun gibi görün ya da göründüğü gibi ol'' sözünü daha önce duymuşlar mıdır acaba?

6/20/2024

Hepimizin kendi dünya görüşümüze, bilgimize, öğrendiklerimize ve benimsediklerimize göre fikirleri vardır. Fikirler insanı temsil ederler. İnsanın var olduğunun göstergesidir aynı zamanda fikirler. Ne demiş Descartes: '' Düşünüyorum, öyleyse varım.''

Değişim

Peki fikirler değişir mi zaman içinde? Ya da değişmeli mi? Örneğin, yeni bilgiler edinmek, inandığımız fikrin aslında inandığımız gibi olmadığını ortaya koyan başka boyutlarının ortaya çıkması, önceliklerimizin değişmesi, hayatın değişmesi etkilemez mi fikirlerimizin durumunu? Ünlü ekonomist Keynes' e sormuşlar: ''Koşullar değişirse ne yaparsınız?'' Keynes şöyle cevap vermiş: ''Koşullar değişirse ben de düşüncelerimi değiştiririm.'' Bazı insanlar kendilerini değişim konusunda geliştirir ve güncellerken, bazı insanlar büyük bir tutkuyla sahiplenirler görüşlerini. Bu insanlar fikirlerine dört elle sarılır ve değiştirmemek için çaba gösterirlerken, kendi görüşlerinin doğruluğu için sürekli kanıt ararlar. Başkaları eleştiri getirdikçe onları dinlemektense fikirlerine daha çok bağlanırlar. 

İkilemler

Fikir değişimi durumu insanlarda ikilem yaratır. İdeolojik fikirler ya da diğer inançlar çok güçlü ve neredeyse dokunulmaz olmakla birlikte basit görüşlerde de benzer katılık ve ikilem görülür. Hele ki bazı insanları için söz ağzından çıktı mı biter. Asla ve kata değişmez fikir. İkilemin en önemli nedenlerinden biri yenilgi duygusudur. İnsanlar haklı çıkmak isterler ve haksız çıkınca yenildiklerini düşünüp tepki gösteriler. Oysa ki farklı fikirler bizim fikirlerimizden daha akla yatkın ise biz bunu öğrenerek kazanmış oluyoruz.  Diğer bir ikilem nedeni ise fikirlerimizle dahil olduğumuz grubun dışında kalma riskidir. Aynı fikir ve görüşteki insanlar bir araya gelerek grup ve topluluklar oluştururlar. Bu sayede insanın en önem verdiği konulardan olan ve Maslow' un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi' nin 3. basamağında yer alan, ''Bir gruba ait'' olma güdüsünü de gerçekleştirirler. Ait olduğunuz grubun fikrine ne kadar tutkuyla bağlı olursanız grup içinde o kadar makbul karşılanıyorsunuz. 
Bazı sabit fikirli insanların neredeyse saplantılı bir şekilde olayları tek açıdan değerlendirmeleri ve görüşlerine sıkı sıkıya sarılmalarının nedenlerinden biri de, kendilerini aşırı önemsemeleri. Bu insanların fikirlerini değiştirmelerini beklemek hayalcilik oluyor biraz. Onların fikirleri hep doğrudur ve konu kapalıdır. Sürekli değişen dünyada bakış açısının ve fikirlerin değişmesi kadar olağan bir şey olamaz. Fikir değişimi aslında değişime yatkınlıkla da ilgili. Gelişime kapalı insanların fikirlerini çok zor değiştirdiklerini görürüz. Nietzsche ne güzel söylemiş: '' Sabit fikir, sahibini hapseder.'' Önemli olan sabit fikirli olmamak için sürekli fikir değiştirmek değil, sahip olunan fikrin altının bilgi, tecrübe, kanıt vb. temellere dayanıyor olmasıdır. 

Hakkaniyet Meselesi

Aslında her hangi bir görüşü savunurken, kendini ifade etme, var olma çabası ve grup dinamikleri göz önünde bulunduruluyorken, objektif olma ve hakkaniyetli davranma kriterler arasında yer almıyor.  Bu, siyasette, sporda, arkadaşlık çevresinde, iş hayatında da böyle. Oysa ki insan fikirlerinin üstün yönlerini savunurken zaaflarını da dile getirebilmeli. Karşıt görüşün iyi yönlerini de dile getirip hakkını teslim etmeli. İşte o zaman insan büyür ve ''İnsan'' olur.

1/09/2024

Yapboz oyununu hepimiz biliriz. Kutunun içerisinde bulunan parçalarla kutunun üzerinde bulunan resmi tamamlama oyunu. Parça sayısı ve zorluk derecesi değiştiği için çocukluktan itibaren her yaş grubuna hitap eden bir oyundur. Yapboz oyununda resmi oluşturan parçaların tamamı kutu içerisinde yer alır. Yani yapboz oyununda eksik parça yoktur. 

Hayatımızı da bir yapboz oyunu gibi düşünebiliriz. Yapmak istediklerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz, görev ve sorumluluklarımızla hayat boyu süren bir parça tamamlama oyunu. Tamamlamaya çalıştığımız yapbozdaki resim ise mutluluğun resmi. Yani tüm parçaları tamamlayınca mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Yapboz oyunuyla gerçek hayatın farkı, bizim kutumuzdaki parçaların eksik olması ve resmin de hiç bir zaman tamamlanamayacak olması.

Mutluluğun Resmi

Nazım Hikmet, Saman Sarısı, şiirinde Abidin Dino' ya '' Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin '' diye sormuştu. Abidin Dino mutluğun resmini yapabilseydi her şeyi tam olan bir resim mi çizerdi acaba? Kendi yapbozumuzdaki tüm parçaları tamamlayınca mutluluk geleceğini sanıyoruz ama hayat dediğimiz şey, eksik parçalarıyla ve eksik parçalarına rağmen yaşamak zorunda olduğumuz, asla bütünüyle tamamlanamayacak bir şey. Bütün parçaların tamamlanmasıyla hayatın güzel olacağını sananlar ise mutlu olmakta zorlanıyorlar. 

Yanlış Parça

Kendi parçalarımızla resmi tamamlamayı başaramadığımızda eksik olan yeri yanlış parçalarla tamamlamaya çalışıyoruz. Örneğin, eğitim ve sporda başarı gibi konularda çocuklarının üzerinde çok baskı kuran veliler kendi eksik parçalarını çocukları üzerinden tamamlamaya çalışıyorlar. Geçmişte kendilerinin elde edemedikleri başarıları çocuklarının elde etmesi için onları zorluyorlar. Çocukluk ya da gençlik dönemlerinde para sıkıntısı çekenler, ileriki dönemlerde paraya kavuştuklarında, geçmişin eksik parçası olan parasızlığı telafi edebilmek için abartılı alışverişe ve gösterişe yönelebiliyorlar. Paranın gelmiş olması parçayı tamamlamaya yetmiyor. Çünkü zamanında gelmediği için ne kadar harcama yaparlarsa yapsınlar bu anlık hazdan öteye gidemiyor ve eksik parça tamamlanmıyor. Geçmişe yönelik hesaplar kapanamıyor bir türlü. Bu insanların pek azı, ihtiyacı olan insanlara yardım etmeye yöneliyorlar. Ben çektim onlar da çekmesin diye düşünüyorlar.

Geçmiş

Tabi ki geçmişte yaşadıklarımız gelecekte yapacağımız bazı davranışlara neden olabilir. Bu çok normal. Ama geçmişte yapamadıklarımızı günümüzde yapacağımız abartılı davranışlarla tamamen telafi etmek mümkün değil. Keşke geçmişi ve kendimizi rahat bırakabilsek. İnsan vücudunun % 70' ini su oluşturur denir. Su ve ukde desek daha doğru olur. İçimizde ukde olan o kadar çok şey var ki. 

12/23/2023

Türkiye İstatistik Kurumu her ay işsizlik rakamlarını açıklar. Bu rakamlar genelde kriz dönemlerinde artmakla beraber  %8 ile % 12 arasında değişen oranlarda çıkar. Bu rakama öğrenciler ve çalışabilecek olduğu halde iş aramaktan vazgeçenler dahil edilmez. Dolayısıyla gerçekten işsiz olanların daha yüksek oranda olduğu söylenebilir. 

Ayrı Dünyalar
Çalışmak isteyenlerle işverenler arasında bir anlaşmazlık bulunmaktadır. Bu anlaşmazlık beklentiden kaynaklanmaktadır. Çalışanın beklentisi minimum çalışmayla maksimum gelir elde etmek iken, işverenin beklentisi minimum ödemeyle maksimum verim almaktır. İşgücüne katılmak isteyenler iş bulamamaktan yakınırken, işverenler de iş olduğunu ama çalışan bulamadıklarından dert yanarlar. Her iki taraf da kendi istediği koşullarda arayışta oldukları için ortak noktada buluşamazlar.  Aslında her iki taraf da haklıdır. İş de yoktur, personel de. Temelde arz talep meselesi vardır. İş arayan çoksa ve iş arzı azsa maaşlar düşer iş bulmak zorlaşır. Tam tersi belli özellikte çalışana talep varsa ve arz azsa maaşlar yükselir, bu tür çalışanların iş bulması kolaylaşır. 
Beyaz Yaka
Özellikle beyaz yakalı tabir edilen üniversite mezunları okuldan mezun olduklarında, aldıkları diplomadan dolayı iş kapılarının ardına kadar açık olmasını bekliyorlar. Diploma, kara kaş ve kara göz üçlüsünün her şeyi çözeceğini düşünüyorlar. Oysa ki iş dünyası tüm hızı ve rekabetçi yapısıyla hızlı giden bir tren gibi ilerliyor. Bu trenin kompartımanlarına atlayabilmek için sadece diploma yetmiyor. Tecrübe, kendi alanında iyi yetişmiş olmak, yabancı dil bilmek, iletişim, kişisel gelişim vb. konularda kendisini geliştirmiş olmak gibi özelliklere ihtiyaç var. Çok sayıda mezun var ve iş bulma konusunda da büyük bir rekabet var. Çok iyi okullardan ya da önemli bölümlerden mezun olamayanlar için koşullar daha da zorlu. Beyaz yakalılar yüksek eğitim aldıkları için beklentileri de yüksek oluyor. Yüksek maaş, sosyal haklar, iyi çalışma koşulları, kariyer yolunun açık olması bu beklentiler arasında. Büyük kurumsal ve uluslararası firmalar bu beklentileri karşılıyorlar ama bu firmalara girmek de hiç kolay değil. Kurumsal firmalarda pozisyon ve koltuğa göre belirlenmiş ücret skalası var. Ama kurumsal olmayan firmalarda maaşı çalışanın performansı belirliyor çoğu zaman. Her ne kadar patron düşük maaş ödemek istese de performansı ve verimliliği yüksek çalışanlar maaşlarını yukarı çekebiliyorlar. Kurumsal firmalarda ise performans yeterli değilse ve hedefler gerçekleştirilemiyorsa hemen o koltuktan kaldırıyorlar. 
Patron Katı
Firmalar için personel giderleri önemli bir maliyet kalemidir. Dolayısıyla çalışanlardan en yüksek performansı olabilecek en az ödemeyle almak isterler. Ancak bu pek mümkün değildir ve çalışan kayıplarına yol açabilmektedir. Ücret anlaşmazlığından kaynaklanan çalışan sirkülasyonun da bir maliyeti vardır. Yeni gelen çalışanın istenilen seviyeye gelmesi zaman almakta ve toplam verim düşmektedir. Doğru ücret politikasıyla ve yönetim modeliyle verimler yukarı çıktıkça verim-maliyet döngüsünde maliyetler daha da düşecektir.  
Kazan Kazan
Aslında her iki tarafın da sadece kendisini düşünmeyip, karşı tarafı yok saymaması yani herkesin elinden geleni yapması en uygun çözüm olacaktır. Kazan- Kazan İlkesi gereği işbirliği yapılması ve her iki tarafın da çıkarlarının gözetilmesi gerekir. Çalışanın özverili ve yüksek verimli olması, patron ya da yöneticinin bunu görüp değerlendirmesi her iki taraf için de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Yoksa her iki tarafın argümanı olan '' Bana iş çok, bana da personel çok'' yaklaşımı çözümsüzlükten başka bir şey getirmeyecektir.

11/28/2023

Hepimizin hayatında keşkeler ve pişmanlıklar vardır. Acaba geri dönebilseydim ve farklı bir tercih yapabilseydim her şey daha farklı olur muydu diye düşünmüşüzdür. Böyle bir imkanımız yok ama Nora Seed' in eline istemeden de olsa böyle bir imkan geliyor.

Babası sakatlık nedeniyle sporu bırakmış eski bir sporcudur ve Nora' yı yüzücü olmaya yönlendirmiştir. Aile içinde huzursuzluk ve kavgalarla geçen bir çocukluğu vardır. Abisi ile de arası kötüdür. Nora Hayatı boyunca pek büyük karar alıyor.  Madalyalı bir yüzücüyken sporu bırakıyor. Başarılı bir solist ve söz yazarıyken müzik grubundan ayrılıyor. Jeolojiye ilgi duyduğu ve buzul bilimci olmak istediği halde felsefe okuyor. Düğününe iki gün kala sevgilisi Dan ile evlenmekten vaz geçiyor. Aldığı kararların sonuçları pişmanlıkları da beraberinde getiriyor. Daha sonra Nora' nın hayatı yolunda gitmemeye başlar. İşinden kovulur, kedisi ölür, piyano dersi verdiği öğrencisinin annesi arar ve ders almaktan vazgeçtiğini söyler. Nora oldukça mutsuzdur ve hiç bir şeyi beceremediğini düşünmeye başlar. Bu da onu intihara götürür. Gözünü açtığında kendisini '' Araf''' ta bulur. Yani Gece Yarısı Kütüphanesinde. Orada bulunan kütüphaneci de Nora' nın okulundaki kütüphaneci Louis Elm' dir. Bayan Elm Nora' ya pişmanlıklarını ortadan kaldırma ve mutluluğu yakalama şansını sunar. Buna göre Nora geçmişe dönüp vazgeçtiği hayatları yaşama şansı bulur. Bakalım mutluluğu hangi hayatında bulacaktır? Oldukça popüler bir konu hakkında, gayet akıcı bir dille yazılmış güzel bir kitap. 42 dile çevrilen, 296 sayfalık kitap İngiliz yazar Matt Haig tarafından yazılmış ve pek çok ödül almış.  

''Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var, dedi. Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün. Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?''

''İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.''

''İnsan en nihayetinde sınırları olan, her şeyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.''

''Korku, bir mahzene girerken kapının kapanıvereceğini düşünerek endişelenmekti. Umutsuzluksa o kapının kapanıp üstüne bir de kilitlenmesi demekti.''

''Yalnızca algılayabildiğimiz kadarını biliriz. Deneyimlediğimiz her şey, en nihayetinde, algılayabildiklerimizden ibarettir. Neye baktığın değil, ne gördüğün önemlidir.''

11/04/2023

Ünlü hekim ve filozof İbni Sina' nın neredeyse bin yıl önce söylediği güzel bir söz var: ''Kimse görmek istemeyen biri kadar kör değildir.'' Bu sözün söylendikten bin yıl sonra bile geçerliliğini koruması, insanın pek değişmediğini de gösteriyor aynı zamanda.


Görmek istemeyen gözler kadar bu gözlere görünmeye çalışmak da büyük problem. Görmek istemeyen insanlar ailemiz ve akrabalarımız olabildiği gibi, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız ve yöneticilerimiz de olabiliyor. Siz 10 birim iş yaparsınız görmek istemezler, başkası 1 birim yapar onu görebilmek için neredeyse çaba harcarlar. Tabi ki herkesten, her yaptığımız iyi şeyi görmesini beklememeliyiz. Ama görülmek isteği pek çoğumuzda bulunan bir istek. Özellikle görmesini istediğimiz kişiler tarafından görülmediğimizde bu sinir bozucu bir durum olabilir. 

Neden Görülmüyoruz

Bunun pek çok sebebi olabilir. Örneğini enerjisel boyutta bir sıkıntımız olabilir bu da yaptıklarımızın görülmesini engelliyor diyebiliriz ama buraya girersek çıkamayız:) Görmek istemeyenlerin kişisel husumetleri, önyargıları, kıskançlıkları, rekabet duyguları vb. pek çok sebebi olabilir. Kimi patron ve yöneticilerin yönetim tarzı bu şekilde olabiliyor. İyi iş çıkartan çalışanı görmezden gelme sebebi çalışanın rehavete girmemesi, motivasyonunu kaybetmemesi, prim ve yüksek zam beklentisi  içerisine girmemesi olabiliyor. Kimisi de para alıyor zaten görevi bu diye düşünüyor. 

Görülmezsek Ne Olur

İş hayatında görülmek önemli. İşte çalışmaya devam edebilmek, prim ya da terfi alabilmek için yaptıklarınız ilgili kişiler tarafından görülüp doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Özel hayatta duygular daha ön planda olduğu için bu durum insanlar üzüyor. Sinirlenip açıklama yapma ihtiyacı hissettiriyor. Hem iş hayatında hem de özel hayatta görülmemek bir süre sonra değersizlik hisse oluşmasına neden olabilir.

Gaslighting

Gaslighting, psikolojik bir manipülasyon ve mobbing yöntemidir. Karşıdaki kişinin kendisini sorgulamasını sağlayarak, yalan, inkar ve çelişki yoluyla psikolojisini bozmayı amaçlamaktadır. Görmezden gelme de Gaslighting yönteminin kullandığı enstrümanlardan biridir. Yani bazı insanlar o insanların psikolojisi bozulsun diye kasıtlı olarak görmezden gelirler.

Görünmek İçin Ne Yapmalı

Özellikle iş hayatında görünür olmakta yarar var. Genelde kimse bizi o kadar işinin arasında özel olarak takip edip iyi yaptıklarımızı görmek için çaba harcamaz. Kötü yaptıklarımızı bulmak için çaba harcayanlar olabilir o ayrı. Bu da iş hayatının ''Vaka-i adiye'' lerinden. Yani iş hayatının istemesek de gerçeklerinden. İyi iletişim, doğru zamanda doğru yerde olma, algılarımızı açık tutma, şirket içi networkü geniş ve dinamik tutma daha iyi görülmememizi sağlayabilir. Özel hayatımızda ise iş hayatına göre nispeten aksiyon almak bizim elimizde. Beklenti derecemizi düşürerek, yani görülme talebimizi azaltarak hatta umursamayarak bu işin üstesinden gelebiliriz. Yoksa görmeyen ya da görmek istemeyen gözlere gözlük dağıtacak halimiz yok. Onlar sağ biz selamet diyerek selamete erebilmek tabi ki mümkün. 

10/13/2023

''Futbolda dün yoktur'' diye bir tabir kullanılır. Geçmiş dönemlerde performansı iyi olan ama güncel durumda formsuz olan, formsuzluk durumu uzun süren futbolcular için kullanılır. Geçmişte iyiydin ama geçmiş geçmişte kaldı, önemli olan bugünkü durumun demek isterler.  

Bu durum, sporda olduğu gibi, iş hayatında ve hayatın pek çok alanında geçerlidir. Gün bugündür, bugün iyiysek iyiyizdir. Tabi ki geçmişte yaptıklarımız hayatımızda ve iş hayatımızda belli bir kredi kazandırır bize.  Ama bir süre. Onları da yapmamış olsaydık vay halimize. Geçmişle uzun süre yaşayabilmemiz mümkün değildir. Mevlana' nın dediği gibi:

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

Bugün ortaya konulması gereken bir performans, kazanılması gereken bir maç, ulaşılması gereken hedefler ve yetiştirilmesi gereken işler vardır. Dünle bugüne gelebiliriz ama bugünde kalamayız. Yarına ise bugünle gidebiliriz. Yarına gidebilmenin bir diğer yolu da ileride yapabilme potansiyelimizin olması. Bu da bizi yarına taşıyabilir. Genç futbolculara yatırım yapılmasındaki mantık da budur. Gelişim ihtimali ortadan kalktığı an bir başkasının işe yarama ihtimali üzerine yatırım yapılır. O nedenle işe yarama ihtimalimizin devam etmesini sağlamalıyız.

Bugünden Yarına

Profesyonel hayat acımasızdır, tıpkı hayat gibi. O yüzden bahaneler, gereksiz evhamlar, kişisel mesele haline getirilmiş önemsiz sorunlar, kan davaları, kin davaları, egolarımız,  başka sorunları mevcut işimize yansıtıp verimliliğimizi azaltma, konfor alanımızı bozmamak için gelişime kapalı olmak konularını bir kez daha gözden geçirmeliyiz. Bugün ve yarın olmak istediğimiz yerde var olabilmek için.

9/09/2023

Kintsugi, Japonlar' ın kırılan eşyaları tamir ettiği bir sanat. Kırılan parçalar, altın ya da gümüş tozu karıştırılmış reçine ile onarılıyor. Bu sayede hem parçalar sağlam bir bütüne dönüşüyor hem de değerleri artıyor. Ayrıca bu onarım işlemiyle, eşyaların kırılan bölgelerinin üzeri kapatılmıyor. Yani kusurlar gizlenmiyor ve görünür hale getiriliyor. 


Kırıl Ama Dökülme

Hayatın bizi kırıp dökmemesi mümkün değil. Tabi ki bunun olmaması ya da en az olması için çaba gösteriyoruz. Ama asıl önemli olan kırılan parçalarımızı onarıp, derslerimizi alıp daha güçlü hale gelmiş bir şekilde hayatımıza devam etmek. Etrafımızda geçmişte meydana gelmiş kırıklarını, yaralarını anlatan insanları görürüz. Bunu hepimiz yaparız ve bu çok insanı bir şey. Ama bazı insanlar sürekli bunu yaparlar. Onlar kırıklarını tamir edememiş hatta o kırıkları bahane ederek onların arkasında saklanma yolunu seçmiş insanlar oluyor genelde. Yaralarını anlatıp insanların onları dinleyip anlamalarını bekliyorlar. Ama haberler kötü. İnsanlar bir yere kadar dinlemeye ve anlamaya çalışıyorlar, sonra da olay mahallinde uzaklaşıyorlar. Çünkü kimsenin umurunda değil. 

Yol

Ne yapacağız o halde? Bize hak verecek yeni insanlar mı bulmaya çalışacağız? Yoksa bizim gibi mağdur olmuş mağduriyet arkadaşları bulup, biri birimizi anlayıp, eyleyip yerimizde mi sayacağız? Bunun cevabı ne istediğimizle ve ne yapabileceğimizle ilgili. Eğer elimizden geliyorsa kırılan parçalarımızı toplayacağız, edindiğimiz tecrübeyle ve öğrendiklerimizle parçaları bir araya getirip tek parça halinde yola devam edeceğiz. Eğer yola devam edecek gücümüz ve kapasitemiz yoksa hikayemiz cepte zaten. Asıl mesele hikayede değil, hikayeden sonra ne yaptığımızda. Hikaye de bizim yol da.    

7/24/2023

Etten duvar örmek, futbolda çok iyi savunma yapan takımları tanımlamak için kullanılır. Ya da bir alanı, kişiyi korumak için insandan oluşturulan koruma çemberi de bu şekilde tanımlanır. Yani burada temel amaç korumadır. 

Seçemediğimiz çevremiz olan aile ve akrabalarımızın dışında başka çevrelere de ihtiyacımız vardır. Oturduğumuz mahalleden, çalıştığımız işyerinden, katıldığımız sosyal, sportif ya da siyasal gruplardan oluştururuz bu çevreleri. Zaman içerisinde katılmış olduğumuz grupların bir parçası haline geliriz. Yavaş yavaş etrafımızı dışarısıyla bağlantıyı azaltacak '' Etten duvar'' ile çevirmeye başlarız. Grupların genel görüşü bizim görüşümüzün yerini almaya başlar. Farklı görüşlere kapalı, karşı taraftaki insanlara karşı katı ve tahammülsüz olmaya başlarız. Grupların amacı zaten grup üyelerini konsolide etmek, biz ve onlar olgusunu yerleştirmektir. Sporda, siyasette, çeşitli dernek oluşumlarında çok belirgin bir şekilde görürüz bunu. Bizim her yaptığımız doğru ve güzel, karşı tarafın her yaptığı yanlış ve kötü olarak görülmeye başlar. Bazılarımız farkında olmadan bu etten duvara hapsolurken, bazılarımız ise bilerek ve isteyerek bunu tercih ederiz. Eğitim seviyesinin yüksek ya da düşük olması da bu davranış biçimini değiştirmez. Bir yere ait olma ve yüksek ideallerin bir parçası olma güdüsü insanın doğasında vardır. Bir yere ait olmak iyidir ama bu aynı zamanda başka hiç bir yere ait olamamaya doğru götürebilir bizi. 

Kapı

Bu duvarların arasında hapsolmaktan kurtulabilmemiz için kapılara ihtiyacımız var. İstediğimiz zaman açıp başka insanları davet edebileceğimiz ve aynı zamanda çıkıp başka dünyaları görebileceğimiz, nefes alabileceğimiz kapılara. Böylece başka hayatların, başka fikirlerin olduğunu görebilir, başka insanları daha kolay anlayabiliriz. Bu da iletişimin kolaylaşmasını sağlarken çatışmaların ve kavgaların azalmasına yardımcı olur. 

6/03/2023

Kişisel gelişim kitaplarında ve öğretilerinde, ileri gidebilmek ve huzurlu olabilmek için toksik kişi ve ilişkileri hayatımızdan çıkartmamız gerektiği söylenir. Biz de belli bir finansal güce ve kariyere erişince bu durumun farkına varıp ''Çevre'' temizliği yapmaya başlarız. Bu sayede bir uçan balon gibi ağrılıklarımızı atarak yükselmeyi ve huzura ermeyi umarız.

Sonradan hayatımıza giren kişileri de dahil ederek yeni bir çevre oluştururuz. Bu döngüde nedense sadece bizim balondan yüklerimizi attığımızı düşünürüz. Ama aynı anda başka balonlarda da bizi atıp yükselen kişiler olabileceği aklımıza gelmez. Nedense biz kendimizi başkalarının toksik yükü ya da onlara olumsuz katkı veren ilişki olarak düşünmeyiz. Eski dostlarımız, çocukluk arkadaşlarımız, eski mesai arkadaşlarımız ve aynı ortamda mecburiyetten bulunduğumuz ama kendimize yakın sandığımız insanlarla eskisi kadar görüşemediğimizde ''Havada uçtuğumuz'' u düşünmenin zamanı gelmiştir. Bir türlü buluşamama, programları denk getirememe durumu artmaya başlamışsa ve etrafta bir serinlik hissediyorsak bilelim ki bizim de bir balondan aşağı doğru yolculuğumuz başlamıştır. Hatta, ''Niye aramıyorsun'' sorusunu da sormaya başlamışsak kendimize iyi yolcuklar diyebiliriz. 

Gemliğe doğru 

Denizi göreceksin

Sakın şaşırma

Orhan Veli' nin şirinde dediği gibi şaşırmaya gerek yok. Dolayısıyla çok da şey etmemek lazım. Ya balonla yükselmek için yük atarız  ya da bizi yük diye atarlar. Balon da hayat gibi yoluna devam eder.

Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!