7/05/2018

Depeche Mode' nin ''Walking in my shoes'' isimli güzel bir şarkısı var. O şarkıda şöyle diyor Depeche Mode: ''Herhangi bir kanıya varmadan önce, benim ayakkabılarımla yürümeyi dene''. Başkaları hakkında kolayca hüküm verdiğimiz bir gerçek. Nasıl badireler atlattıklarını bilmeden ve bunu önemsemeden aklımıza geleni söyleyebiliyoruz. Kendi ayakkabılarımızla yürürken onların adımlarını yargılıyoruz.  
Bize yapıldığında çok kızdığımız bir davranış aslında bu. Yine de başkalarına böyle davranmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Peki neden böyle yapıyoruz? Belki de bize iyi geliyordur başkalarını böyle yargılamak. Başkalarının eksikliklerini, hatalı olduğunu düşündüğümüz davranışlarını ön plana çıkartarak kendi eksikliklerimizin üstünü örtmeye çalışıyoruzdur muhtemelen. Ego tatmini de yapıyoruz aynı zamanda.
Herkesin Doğrusu En Doğru
Bizim doğrumuzun en doğru olduğunu da düşünüyoruz. Oysaki herkesin doğrusu en doğru. Yani herkesin kendisine göre bir bildiği var. Dalai Lama' nın güzel bir sözü var: '' İnsanlar mutluluğu bulmak için farklı yolları tercih edebilirler. Sizin yolunuzdan gitmemeleri, kayboldukları anlamına gelmez''. Fikrimizi soranlara onları yargılamadan fikrimizi söyleyebiliriz. Doğru bildiğimiz şeyleri anlatabiliriz isterlerse. Başka insanları anlamaya çalışmak, empati yapmak çaba gerektirir. Çoğu insan bunu yapmıyor zaten. Bunu yapamıyorsak bile en azından o insanlara saygı göstermeliyiz. İnsanları rahat bırakmak belki de en iyisi.

6/27/2018

2002 yılında yapılan ve AKP' nin zaferiyle sonuçlanan seçimlerden sonra neredeyse her yıl sandık önümüze konuldu. Bu defa da başkanlık ve milletvekilliği seçimi birlikte yapıldı. Kazanan her zamanki gibi AKP ve Tayyip Erdoğan oldu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan %52.38, Muharrem İnce %30.79, Selahattin Demirtaş %8.32, Meral Akşener %7.42, Temel Karamollaoğlu %0.9, Doğu Perinçek %0.2 oy aldı. 
Milletvekilliği seçimlerinde AKP % 42.5, CHP % 22.64, HDP % 11.7, MHP %11.1, İYİ Parti% 9.96 oy oranına ulaştı. Bu sonuçlara göre AKP meclisteki salt çoğunluğunu kaybetmiş oldu. Ama Cumhur ittifakı seçimin galibi oldu. Hükümet, iktidarın bütün gücünü ve medyayı kullanarak diğer partilere karşı önemli bir avantaj sağladı. Partilerin durumu ise şöyle:
AKP 
Ekonomik krizin belirgin olmasına ve AKP' nin yorgunluk belirtileri göstermesine rağmen Tayyip Erdoğan, MHP' nin desteğiyle zafere ulaştı. Tayyip Erdoğan partisinden 10 puan daha yüksek oy aldı. Seçmen, '' Reis iyi ama etrafındakiler kötü'' diyerek partiye daha az oy verdi. Ayrıca seçmen ekonomik krizin farkında olduğunu ve memleketi bu krizden Tayyip Erdoğan' ın çıkartacağını söyledi. Hükümetin seçim öncesinde ölçüsüzce verdiği vaatler, vergi afları ve emekliye dağıttığı ikramiyeler karşılığını bulmuş oldu. Millet bahçesi ve kıraathane vaatlerinin de halkta karşılığı olduğu görülmüş oldu. Sınır ötesi askeri hareketler, ABD, İsrail ve Avrupa Birliği ülkelerin karşı diplomasiden uzak '' atarlı'' diyaloglar da özellikle milliyetçi seçmenin ilgisini çekmiş. Sonuç olarak bir seçimde Tayyip Erdoğan varsa o seçimi kazanır tezi bir kez daha gerçek oldu. 
CHP
Kemal Kılıçdaroğlu' nun ''Sayın Muharrem İnce gel bakalım buraya'' diyip garip bir üslupla cumhurbaşkanı adayı olarak anons ettiği Muharrem İnce, % 25' e takılmış olan CHP' nin oylarını % 30 bandına taşımayı başardı. Kılıçdaroğlu' nun ve partinin yönetim kadrosunun Muharrem İnce' yi pek de içine sinmeden aday gösterdiği çok belli oluyordu. Yani İnce' nin asıl rakibi Tayyip Erdoğan' dan önce kendi partisiydi. Zaten seçimden sonra Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada bunu açıkça belli etti. Bu olumsuzluklara rağmen İnce müthiş bir performans gösterdi. Meydanları doldurdu, kavgadan uzak pozitif bir kampanya yürüttü. Seçmen de buna karşılık olarak İnce' ye partisinden 8 puan daha fazla oy verdi. Bu arada CHP seçmenin bir kısmı HDP' yi meclise sokmak için oyunu HDP' ye verdi. CHP varken HDP' nin sırtı yere gelmez. Şimdi CHP' de halkta karşılığı bulunan İnce' nin genel başkan olmasını isteyenler olacaktır. Ama partinin sahibi gibi davranan Kılıçdaroğlu ve ekibinin buna hiç niyeti olmadığı ortada. Kılıçdaroğlu seçimin kaybedeninin AKP olduğun söylüyor. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış misali yerel seçimlerde de partinin başında olacak. Fatih Portakal, İsmail Küçükkaya ve Yılmaz Özdil gibi muhalif gazetecilerin de seçimden sonra İnce' ye saldırıya geçmeleri tuhaf oldu. Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya' nın yeni döneme kendilerini hazırladıkları görülüyor. CHP' liler yine halka kızacaklardır AKP' ye oy verdiler diye. Ama halkın önceliklerinin farklı olduğunu kavrayana kadar seçimleri kaybetmeye devam edecekler.  
MHP
Bu seçimin asıl kazananı MHP. Erken seçim isteyerek ittifakın gücünü tekrar kazanmasını sağladı. Devlet Bahçeli siyasete yön veren önemli bir figür olduğunu gösterdi. MHP, İYİ Partinin %9.96 oy oranına rağmen %11.1 oy almayı başardı. AKP' nin salt çoğunluğu kaybetmesiyle birlikte önemli kanunları çıkartabilmek için MHP' nin kapısını çalacağı aşikar. Bu da önümüzdeki dönemde kilit partinin MHP olacağını ortaya koyuyor.
HDP
Demirtaş sert üslubunu seçim dönemlerinde iyice yumuşatıyor. Stand Up tadında esprilerle kampanyasını yürüterek sempati topluyor. Hapiste olmasına rağmen kemik seçmenin ve CHP' nin yardımıyla partisi meclise girdi. CHP olduğu sürece barajı aşmaya devam edecektir. HDP' nin bir diğer şansı da meclise girememesi halinde milletvekilliklerinin AKP' ye gidecek olması. Bu durum muhalefetin HDP' nin meclise girmesi için çaba harcamasını sağlıyor. İsmail Küçükkaya' nın HDP' nin oy oranlarını nasıl heyecanla takip ettiğini gördük. Seçimin bir diğer kazananı da HDP oldu.
İYİ Parti
Meral Akşener, Abdullah Gül çatı adayı formülüne karşı çıkarak önemli bir hamle yaptı. Bu kadar kısa bir sürede %9.96 oy aldı. Hem de medyada neredeyse hiç görünmemesine rağmen. İYİ Parti açısından da seçim iyi geçmiş oldu. Bu kadar kısa sürede Tayyip Erdoğan' ı devirebilmesi hayaldi zaten.    
Saadet Partisi
Muhafazakar oyları bu ortamda bile geri alamadı. Anlaşılan muhafazakarlar isteklerine AKP sayesinde ulaşabiliyorlar. Saadet Partisi tarih oldu diyebiliriz.      

6/08/2018

Fenerbahçe' nin tarihi kongresi yapıldı. 21.350 kongre üyesinin rekor katılımıyla gerçekleşen kongrede, Ali Koç 20.736 geçerli oyun 16.092' sini, Aziz Yıldırım ise 4.644' ünü aldı. Ali Koç' un getirdiği dip dalgası, Ertuğrul Özkök' ün de dediği gibi, tusunamiye dönüşüp Aziz Yıldırım' ın 20 yıllık iktidarına son verdi. Hem de yaygın medyanın Aziz Yıldırım' ı öne çıkarmasına ve Cumhurbaşkanı' nın Aziz Yıldırım' ı desteğini açıkça ilan etmesine rağmen. 
Aziz Yıldırım' ın Resmi
Aziz Yıldırım binlerce kongre üyesini kapıda karşılayıp tek tek ellerini sıktı. İnsan bu görüntüleri görünce üzülüyor. 66 yaşında olan ve 20 yıldır başkanlık yapan Aziz Yıldırım, kongre üyelerinden oy alabilmek için güneşin altında bu resmi veriyor. Aslında bu resim tam da Aziz Yıldırım' ı yansıtıyor. Yalnız, insanlarla mesafeli ve başına buyruk. Fenerbahçe başkanı böyle bir resmi verir mi demeden, sadece kazanmaya odaklı, kazanmak için her türlü yolu deneyen, kavga eden, yasaklar koyan, gerginliğiyle herkesi geren bir başkan portresi. Kongrede yaptığı konuşmada elini sıktığı kongre üyelerine karşı sert konuşmuş ve üstünüzdeki formayı ben yaptırdım diye bağırmıştı. Taraftarlar zaten gerginlikten ve başkanın bağırıp çağırmasından bıkmış. 20 yıllık büyük hizmetlerine karşın, gözünü kırpmadan Aziz Yıldırım' ı başkanlıktan indirdiler. O ise saygın bir şekilde çekilip herkesin sempatisini kazanmaktansa vuruşarak çekilmeyi tercih etti. Ali Koç' u veliahtım diye açıklamasına rağmen, Yargıtay kararının açıklanmaması yüzünden bir dönem daha başkan olmak istediğini söyledi. Yargıtayda aklanırsa 2011 sürecinde Fenerbahçe' ye zarar veren kişi ve kurumlara dava açacaktı. Yine, yeni ve yeniden bir kavga süreci başlayacaktı. Kavgadan bıkan taraftar- kongre üyeleri futbol maçına gitmediler ama oy kullanmak için stada gittiler. Hatta Amerika' dan bile oy kullanmak için gelenler oldu. Aziz Yıldırım artık Fenerbahçe' ye yük olmaya başlamıştı. Sportif başarısızlığın yanında 400 milyon € borç da sonunu getirdi. Taraftarlar kulübü bu sarmaldan Aziz Yıldırım' ın çıkartacağına inancını kaybetmişti. Aslında 2011 sürecinde taraftar Fenerbahçe başkanının arkasında durmuştu, Aziz Yıldırım' ın şahsının değil. O ise Fenerbahçe' yi kendisinden ibaret görmeye başlamıştı. Uzun yıllardır aynı kurumu yöneten kişilerde olduğu gibi kendisini kurumun sahibi olarak görmeye başlamıştı. 
Ali Koç Başkan Fenerbahçe Şampiyon
Ali Koç taraftarın çok sevdiği ve Fenerbahçe' nin kurtuluşu için umut olarak gördüğü bir isimdi. Müthiş bir ekip çalışmasıyla ve taraftarın desteğiyle, kavga ve hakaret etmeden Fenerbahçe' ye başkan oldu. Seçildikten sonra ilk işi Aziz Yıldırım' a saygı gösteren, hakkını teslim eden bir konuşma yapmak oldu. Başarılı olmasını sağlayan ekibini de sahneye davet edip tek tek teşekkür etti. Her şeyi ben yaptım diyen bir başkandan, ekibimizle kazandık diyen bir başkana geçiş yapmak büyük bir değişimin habercisi. Kulüpler birliğinin iftar yemeğine katılarak, Aziz Yıldırım' ın Kulüpler birliğine olan protestosunu sona erdirdi. Trabzonspor' a da  yakınlaşma mesajı gönderdi. Bu sayede kulüplerin ortak düşmanı Fenerbahçe' dir algısını yıkmak için adımlar atmış oldu. Ali Koç Fenerbahçe' ye başkan olduğu gece, Fenerbahçe taraftarının huzurlu uyumasını sağladı. Sabah uyandıklarında da bunun bir rüya olup olmadığını kendilerine sordurdu. Bu bile iyi ki Ali Koç Fenerbahçe başkanı oldu dedirtti. 

5/28/2018

Yirminci yüzyılın önde gelen Varoluşçu terapistlerinden Viktor E. Frankl' ın, ''İnsanın Anlam Arayışı'' kitabı 30' un üzerinde dile çevrilmiş ve 12 milyondan fazla satış rakamına ulaşmış. Kitabın en önemli özelliği, kitapta anlatılan Logoterapi tekniğinin yazar tarafından Auschwitz toplama kampında uygulanmış olması. Logoterapi tekniğine göre, insan uğruna yaşamaya değer bir anlam bulduğu sürece düşünebileceği en kötü koşullara bile direnebilir.
Frankl kitabı önce isimsiz olarak yayınlamak istemiş ve toplama kampında kendisine verilen numarayı kullanmak istemiş sadece. Çünkü kapta tutuklular insan olarak görülmüyormuş ve bir numaradan ibaretlermiş Kitabın isimsiz olarak yeterince değer görmeyeceğini düşündüğü için ismini kullanarak yayınlamış. Kitapla birlikte Alan Resnais' in yönettiği ''Nuit et brouillarda- Gece ve Sis'' belgeseli izlenirse yazarın kampta içinde bulunduğu ortam daha iyi anlaşılabilir.  
Kitabın ilk bölümünde Viktor E. Frankl, Auschwitz toplama kampında başından geçenleri anlatıyor. Kitabın ikinci bölümünde, yazarın hayatta kalabilmek için geliştirdiği logoterapi hakkında bilgi veriyor. Üçüncü bölümde ise insanın her türlü acıya rağmen nasıl iyimser olabileceği anlatılıyor. 
Kitaptan bazı alıntılar:
''Başarıyı amaçlamayın . Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir. Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir.''

''Bütün bunlardan, bu dünyada iki insan ırkı olduğunu, ama sadece iki ırk olduğunu( soylu insan ırkı ve soysuz insan ırkı) öğrenebiliriz. Her ikisi de her yerde bulunur, toplumun her kesimine sızar. Hiç bir grup sadece soylu ya da sadece soysuz insanlardan oluşmaz.'' 

''Kendi adıma, Auschwitz Toplama Kampı' na alındığımda yayına hazır olan kitabımın metnine el konmuştu. Kuşkusuz bu metni tekrar yazmaya yönelik derin arzum, yaşadığım kampın ağır şartlarında hayatta kalmama yardım etti.''

''Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının büyüklüğü kesinlikle görecelidir. Ayrıca önemsiz bir ayrıntı bile sevinçlerin en büyüğünü yaratabilir.''

'' Logoterapistin rolü, bir ressamdan çok bir göz uzmanının oynadığı roldür. Ressam bize dünyayı kendi gördüğü haliyle aktarmaya, göz uzmanı ise dünyayı gerçekte olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır.'' 

5/22/2018

Anemurium Antik Kenti, Mersin' in Anamur ilçesinin 6 km güneybatısında yer alıyor. Anemurium Latince rüzgarlı burun anlamına geliyor. Geniş bir alana yayılan kentin kuruluşu M.Ö. 4. yüzyıl olarak tahmin ediliyor. Kentte ortaya çıkarılan mozaikler ise Anamur müzesinde sergileniyor. Commagene Krallığı, İsauriallılar gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Anemurium, Bizans İmparatorluğu döneminde yeniden inşa edilmiş. 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonra tamamen terk edilmiş. Kent, pek çok tarihi yerimizde olduğu gibi yabancılar tarafından ortaya çıkartılmış. Anemurium, İngiliz Francis Beaufort' un 19. yüzyılda yaptığı keşif sonucu tanıtılmış. 1960 yılında ise Toronto Üniversitesi' nden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmış. Daha sonraki kazı ve restorasyon çalışmaları Kanada British Colombia Üniveristesi' nden Prof. James Russel başkanlığında  1998 yılına kadar sürdürülmüş. 2016' da ise Mersin Büyükşehir Belediyesi' nin desteğiyle restorasyon projesi başlamış ve son halini almış. Giriş ücreti 5 TL ve müze kart da geçerli.


Büyük Hamam. M.S. 3. yy. 




 Odeion. 
Konserler, resitaller ve resmi toplantıların yapıldığı yer 900 kişilik ve M.S. 2. yy da inşa edilmiş.

 Halk hamamı. M.S. 5. y.y.

 Antik Kent sahile kadar uzanıyor.


 Su kemeri

 Sivil Bazilika

 Palaestra
Hamamın önünde bulunan, egzersiz ve bedensel etkinliğe ayrılmış alan

 Küçük Hamam

 Nekropol alanı. 350 kadar mezar bulunuyor.

Nekropol

  Tarihi yapılarda maalesef görmeye alışık olduğumuz manzaralardan

Seviyorsan git konuş. Tarihi yapılara neden zarar veriyorsun? 

5/14/2018

Sanatçıların da herkes gibi, siyasi görüşlerinin olması hatta iktidara ve güce yakın olmak istemeleri normaldir. Sanatçı muhalif olacaktır diye bir görüş vardır ama bence böyle bir zorunluluk yoktur. Sanatçılar yandaş ya da muhalif değil de sağduyulu olsunlar yeter. Gönül ister ki kültür, sanat ve spor gibi evrensel işlerle uğraşanlar, kendilerini siyasetin sığ dünyasına hapsetmesinler ama bu mümkün olmuyor.
Hele ülkemizde sanatçılar taraflarını belli etmek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Demeçler vermek istiyorlar, yorum yapmak istiyorlar ve konuştukça bizi hayal kırıklığına uğratıyorlar. Şarkılarıyla gönül dünyamızda büyük yer tutan sanatçıların olaylara bakışları insanı hayret ettiriyor. Özellikle özgürlük konusuyla ilgili yorumlar sıkça yapılıyor sanatçılar tarafından. Yavuz Bingöl' de buna bir yorum katmış. Hoş, Yavuz Bingöl daha önce bulunduğu '' Karşı mahallede''  kendisini o kadar özgür hissetmiyordu o ayrı. Yaptığı yorumda özgürlük konusunu tamamen yanlış anladığı ortaya çıkıyor. Demiş ki: '' Yurt dışına gidin; orada yapamadığınız her şeyi burada yapabiliyorsunuz. Orada yere tüküremezsiniz, burada tükürüyorsunuz.'' Vah ki vah. Yere tükürmek, özgürlükle ilgili değil ''Öküzlükle'' ilgilidir. Özgürlük herkesin her isteğini yapabilmesi demek değildir ki zaten. Suç işleme, hakaret etme ve küfür etme özgürlüğü de olamaz. Yavuz Bingöl kadar karşı mahalledekiler de kendilerini özgür hissediyorlarsa özgürlük sorunu da yoktur zaten.
Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Yavuz Bingöl, Hülya Koçyiğit ve daha niceleri. Onlar bu siyasetçiler ortada yokken dünyamızda önemli yer kaplıyorlardı. Kendilerine yazık ediyorlar.   

4/27/2018

Geçtiğimiz günlerde Manisa' da çok ilginç bir olay yaşandı. Kıyılan bir nikah esnasında, nikah memurunun sorduğu, eş olarak kabul ediyor musun sorusuna gelin adayı '' Hayır demek ne mümkün, tabii ki evet'' diye cevap verince nikah memuru nikahı iptal etti ve tüm ikna çabalarına rağmen nikahı kıymayı reddetti. Nikah memurunun nikahı iptal gerekçesi de şöyle:
''Biz, çiftlerin ağzından çıkan ilk kelimeye bakarız. Nikah masasına hayır demek için gelinmez. Sonrasında bin defa da evet deseniz bizim için değişmez. Biz hakimler gibi karar veriyoruz. Çiftlerin vereceği cevap kısa ve net olmalı. Duruma üzülmedim, pişman değilim. Kanunu yerine getirdim. Çiftler nikah masasında şaka yapmasın.''
Bu bir Zaytung haberi değil. Şaka gibi ama gerçek. Neye şaşıracağımıza şaşırıyoruz. Nikah memurunun abartılı derecede ciddiyetine mi, kendisini hakim yerine koymasına mı, kendisini aşırı derece önemsemesine mi, hoşgörüsüzlüğüne mi, gelin ve damatla birlikte 60 kadar davetliye yaptığı saygısızlığa mı ? Tuhaf ki ne tuhaf. 
Hangi Hakimi Örnek Almış?
Hakim gibi karar veriyormuş. Son yıllarda hakimlerin verdiği ''hoşgörü'' içeren kararlara bakınca oradaki tuhaflıkları da görüyoruz. Hangi hakimi örnek alıyor acaba bu ciddi nikah memuru? Karısını defalarca bıçaklayarak öldüren adamın cezasında, iyi hal indirimi yapan hakimi mi, otobüste ya da sokakta kıyafetini beğenmedikleri kadınlara saldıranları serbest bırakma kararı alan hakimi mi? Bu hakimleri örnek almamıştır. Çünkü bu hakimler olabildiğince '' hoşgörülü'' davranmışlar. Hem de vicdanları yaralayarak. Rahmetli Aydın Boysan' ın bu tür insanlar için söylediği güzel bir söz var: Vicdan fukaraları.

4/24/2018

Gazeteci - Yazar Taha Akyol' un hazırlayıp sunduğu ve daha önce CNN Türk kanalında gösterilen, Türk' ün Ateşle İmtihanı 1921- 1922 belgeseli DVD formatında yayınlandı. Halide Edip Adıvar' ın ünlü eserinin adını alan ve Halide Edip Adıvar' a ithaf edilen belgesel, Kurtuluş Savaşı' nın 1921- 1922 yıllarını kapsayan dönemini, askeri strateji, iç ve dış siyaset ekseninde ele alıyor.
Mustafa Kemal' in asker kimliğinin yanında diplomat yönünü de ortaya koyan belgeselde, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Karabekir' in de Kurtuluş Savaşına yaptığı katkılar da anlatılıyor. Mondros Mütarekesi, Sevr Anlaşması, Anadolu' nun işgali neticesinde başkentin Kayseri' ye taşınmasına karar verilmesi, Kütahya- Eskişehir Muharebeleri, Yunanlılar'ın İzmir' den denize dökülmesiyle sonuçlanan Büyük Taarruz da belgeselde yer alıyor. Atatürk' ün üniformasını giyip cepheye gitmesi, Kurtuluş Savaşı' nın tüm aşamaları hakkında meclise bilgi verilmesi, meclisteki güçlü muhalefet de dikkat çekici. Taha Akyol, titiz bir şekilde o dönemin arşivlerini taramış ve ilk kez yayınlanan görüntü, belge ve fotoğraflar ortaya koymuş. Günümüzde kutlamaktan imtina edilen milli bayramların sadece sembolik günler değil, büyük mücadeleler sonucu elde edilmiş zaferler olduğunu gösteren çok önemli bir belgesel. Ayrıca bu belgesel kitap olarak da yayınlandı.

3/30/2018

Gün geçmiyor ki Nihat Doğan çıkışlarıyla gündem olmasın. Bu defa da sunucu Seda Akgül'e söyledikleriyle gündemde. Seda Akgül' ün Survivor' da yarışan Nihat Doğan için söylediği ''Nihat kocam olsa boğarım'' sözlerine Nihat kendisine yakışan bir cevap verdi: '' Ben de kaşarlarla evlenmem desem doğru mu olur?''
Kadınlara karşı yapılan saygısızca söylemler günümüzde moda. Siyasi iklime de uygun. Durumdan vazife çıkartan Nihat Doğan gibiler fırsatını buldukça ağızlarına geleni söylüyorlar. Hoş, burada Seda Akgül, Nihat Doğan' a bu imkanı yaratmış söyledikleriyle. Ne de olsa çamura taş atanın üzerine çamur sıçrar. Nihat Doğan' ın Özgecan Aslan için söyledikleri de hala hafızalarımızda. Normal koşullarda bu tür insanlar davranışları ve sözleri nedeniyle büyük tepki görürler. Ama ülkemizde el üstünde tutuluyorlar. Televizyon dünyasının en önemli yapımcılarından olan Acun Ilıcalı, Nihat' ın Özgecan Aslan için söylediklerine rağmen Survivor yarışmasına katılmasına izin veriyor. Acun Ilıcalı' nın toplumsal kaygısı olmamasının yanında 4 tane de kızı var. Ama reyting bunlardan daha önemli onun için. Ayrıca Nihat Doğan Survivor' dan elendikten sonra 3 televizyon kanalından teklif aldığını açıkladı. Yani adam kapış kapış gidiyor. Halk onu seyretmek istiyor ve yapımcılar da reytingi olduğu için ona ekranlarda yer veriyorlar. Aslında Nihat Doğan ve onun gibilerin ortaya çıkması ve göz önünde olmasını biz sağlıyoruz. Bu davranışları kabul görmese yok olup gidecek. Biz bu kafada olduğumuz sürece Nihat Doğan gibiler hayatımızdan hiç eksik olmayacak maalesef.

3/26/2018

Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem? Ahmet Ümit' in 26. kitabı Kırlangıç Çığlığı işte bu sözlerle başlıyor. Başkomiser Nevzat bu defa çocuk tacizcilerini öldüren seri katil Körebe' nin peşinde. Ahmet Ümit bu kitabında çocuk tacizleri sorununu ortaya getirirken, aynı zamanda, Suriyeli sığınmacılar ve organ mafyası konularını da işliyor.
Kasımpaşa' da bir çocuk parkında ensesinden tek kurşunla vurulmuş, gözünde kırmızı kadifeden bir bağ bulunan, sağ kulağı kesik ve yanında bir oyuncak olan erkek cesedinin bulunması Başkomiser Nevzat' ı harekete geçiriyor. Çünkü bu ölüm şekli Körebe' nin cinayet işleme ritüeliydi ve Körebe 5 yıldır cinayet işlemiyordu. Başkomiser Nevzat bir yandan katili bulmaya çalışırken bir yandan da cevaplanması zor olan sorular soruyor:
''Çocuk tacizcilerini öldüren bir seri katile sempati duymalı mıyız?''
''Kötüleri öldürerek kötülüğü ortadan kaldırabilir miyiz?''
Kırlangıç Çığlığı Ahmet Ümit' in en sert kitabı. Muhtemelen işlediği konulardan kaynaklanıyor bu durum. Bu ağır konuları büyük bir ustalıkla ve son derece akıcı bir dille işlemiş Ahmet Ümit. Çok başarılı bir kurgu oluşturmuş. İlk baskısı 300.000 adet olan kitap oldukça etkileyici. İşte kitaptan bazı bölümler:
''Henüz İstanbullu olamamış ama bundan da en küçük bir rahatsızlık duymayan kim bilir Anadolu'nun hangi yöresinden kopup gelmiş, adına metropol denilen, binalardan oluşan bu acımasız cangılda tutunmaya çalışan insanlar''.

'''Çok iyi tanırdım bu türden insanları, başarısızlıkla, kötülükle, en küçük bir olumsuzlukla bile yüzleşmek istemezlerdi. Hatta olumsuzluğun var olduğunu da kabul etmezlerdi. Kendileri iyi oldukları zaman bütün dünyanın da iyi olacağını zannederlerdi. Üstelik hayat sürekli olarak onları düzeltmesine rağmen vazgeçmezlerdi bu aptalca iyimserliklerinden''.  

''Biliyorsun kırlangıçlar göçmen kuşlardır. Çok hızlı uçarlar. İşte o göç sırasında yüzlerce kırlangıç fırtınaya yakalanıp ölürmüş. Göçü başarıyla tamamlayan kırlangıçlar, geldikleri ülkenin sıcak gökyüzünde uçarken, yollarda kaybettikleri arkadaşlarını anımsar acıyla, öfkeyle böyle çığlıklar atarlarmış''.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!