11/08/2018

Bugün haber bültenlerinde İstanbul Bahçelievler' de meydana gelen bir cinayet haberi vardı. 15 yaşındaki bir lise öğrencisi, aynı okuldan arkadaşı tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Hem de defalarca ateş edilerek. Çok üzücü bir olay. 15 yaşında bir çocuk sokak ortasında okul arkadaşını gözünü kırpmadan ve soğukkanlılıkla öldürebiliyor.
Okuldaki bir tartışmanın geldiği noktada cinayeti işleyen lise öğrencisinin suçlu olduğu aşikar. Ama bu tür davranışları yapabilecek psikolojiye gelmesinde sorumlu olanlar da var tabi ki. Aile, çevre, arkadaş grupları, toplumdaki genel iklim, televizyon vs. Televizyonun etkisi biraz farklı. Çünkü televizyon bazı şeylerin genele daha çabuk yayılmasını sağlıyor. 
Buzlu Tv Ekranı
Günümüzde pek çok insan televizyon karşısında uzun saatler geçiriyor. Ekran açık oldukça dünyayı o ekran üzerinden görmeye başlıyor neredeyse. Ratinge bağlı olarak dizilerin içerikleri değişiyor. Örneğin şiddet içerikli, mafyavari diziler yoğun ilgi görüyor. Kurtlar Vadisi, Söz ve Çukur gibi silahların ortada gezdiği,tehditlerin ve şiddetin havada uçuştuğu dizilerin meraklısı çok oluyor. Bir süre sonra şiddet normalmiş gibi algılanmaya başlanıyor. Televizyonları denetleyen kurumlar şiddetin pek zararlı olmadığını düşünüyor olmalılar ki bu diziler ceza almıyor. Bu dizilerin biri bitiyor diğeri başlıyor. Yemek programlarında ve yarışma programlarında bile insanlar kavga ediyorlar. Ya da rating için kavga ettiriliyorlar. Ama yetkililer ne yapıyorlar? Sigara ve içki bulunan sahneleri hemen buzluyorlar. Silahları ekranlarda rahatlıkla görebiliyoruz ama içki kadehini göremiyoruz. Yukarıdaki resim Zeki Müren' in İnleyen Nağmeler filminden. Masadaki kadehleri göstermemek için ekranın yarısını buzlamışlar. Mazallah kadehleri gören herkes alkol batağına saplanabilir. Şaka gibi. 
Arda Bey
Arda Bey' e iki satır yazmadan geçmek olmaz. Toplum önünde bulunan insanların davranışlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Pek çok insan, özellikle çocuklar onları örnek alıyorlar. Örneğin futbolcu olduğu iddia edilen Arda Bey geçtiğimiz günlerde bir mekanda gece yarısı bir şarkıcıyla kavga edip burnunu kırıyor. Sonra da hastanede silahıyla onu ziyaret edip havaya ateş ediyor. Peki daha sonra ne oluyor? Hiç bir şey. 3 gün sonra maça çıkıyor ve hayatına devam ediyor. Şiddetin normalleşmesine katkı sağlıyor. Ona yasal işlem yapmayanlar da buna destek oluyorlar. Sonra da 15 yaşında çocuklar neden katil oluyorlar deyip, timsah gözyaşlarıyla ah vah ediyoruz. Yazık, çok yazık.

11/06/2018

Antalya- Isparta yolu üzerinde, Aksu ilçesinde yer alan Kurşunlu Şelalesi ve Tabiat Parkı Antalya kent merkezine 22 km mesafede bulunuyor. Doğa harikası olan bu alan 1986 yılında koruma altına alınıp tabiat parkı haline getirilmiş. Kurşunlu Şelalesi ve Tabiat Parkı 596 hektarlık bir alan içerisinde bulunuyor. Bu alanın 33 hektarlık bölümü ziyaretçilere açık. 2017 yılında 250 bin kişinin ziyaret ettiği bu saklı cenneti bu yıl ziyaret edenlerin sayısı 500 bine yaklaşmış. 
18 metre yükseklikten dökülen Kurşunlu Şelalesi birbirine bağlı 7 göletten oluşuyor. 

Tabiat parkı oldukça temiz ve bakımlı.

Ağırlıklı olarak Kızılçam ağaçları bulunmakla birlikte Doğu Çınarı, Defne, Yabani Zeytin, Alıç Zakkum ve Sakız Ağacı başlıca bitki örtüsünü oluşturuyor.

Piknik alanı içerisinde manzara seyir terasları, restoran, çocuk parkı, gezinti patikaları, hediyelik eşya dükkanı, içme suyu ve tuvalet bulunuyor. Girişte ücretsiz otopark yer alıyor.

 Mevsimsel su azalmalarını önlemek için DSİ' nin yaptığı Küçük Aksu Barajı' ndan borularla su getirilmesi planlanıyor. Bu proje sayesinde yaz aylarında da yoğun su akışı sağlanacak. 

Şelalenin altından göle bakış

Ev sahipleri

Yürüyüş parkuru

Büyük Köprü

1980' li yıllarda Kenan Evren için yaptırılan köşk turizme açılmış ve Bayramefendi Osmanlı Kahvecisi olmuş.

Su sesleri içerisinde dinlenebiliyorsunuz.


Doğanın dengesinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatan tabelalar.


Deve, at ve midilli ile gezinti yapılabiliyor.

Giriş ücreti 7 TL. Müze kart geçerli değil.

10/17/2018

Hayatımız boyunca pek çok insanla iletişim kuruyoruz. Tanıdığımız insanlarla olduğu kadar tanımadığımız insanlarla da iletişime geçiyoruz. İletişim sırasında vermek istediğimiz mesajı doğru verebilmek, mesajın içeriğinden bazen daha önemli olabiliyor. Neyi söylediğimiz kadar nasıl söylediğimiz de önemli. Aksi taktirde vermek istediğimiz  mesaj karşı tarafa ulaşmıyor. Sonra da çatışma meydana geliyor. 
Sandviç Tekniği
Sandviç Tekniğinde söylemek istediğimiz şeyi direkt değil aşamalı olarak söylüyoruz. Sandviç tekniği 3 aşamadan oluşuyor. 
1. Aşama: Karşı tarafta gördüğümüz olumlu bir özelliği söylemek. Herkesin olumlu bir özelliği olabileceğini düşünürsek çok zor olmayacaktır bu aşama. Olumlu özellik sadece davranış olmayabilir, giyilen kıyafet ya da saç modeliyle ilgili pozitif şeyler de söylenebilir. Bu adım sayesinde karşı taraf bizim dost olduğumuzu düşünüp kendisini savunma ihtiyacı hissetmeyecektir.
2. Aşama: Söylemek istediğimiz eleştirel kısmı çok sert olmadan söylemek. Burada bir püf noktası var. Birinci aşamadan sonra 2. aşamaya geçerken ''ama'' ile değil ''ve'' ile geçiş yapmak gerekiyor. Çünkü, bir cümlenin sonunda ''ama'' bağlacını kullanıyorsak o cümlenin önemi azalıyor. Ardından eleştiri geleceği için savunma ihtiyacı ortaya çıkıyor. 
3. Aşama: Kapanış cümlesini olumlu bir şekilde yapmak. 1. aşamadaki gibi olumlu ve motive edici sözler söylenebilir.
Vermek istediğimiz mesajı Sandviç Tekniğiyle 3 aşamalı olarak verdiğimizde, karşı taraf bizim objektif olduğumuzu, olayın hem olumlu hem de olumsuz yönünü gördüğümüzü düşünüyor. Yapıcı bir eleştiri yaptığımızı kabul ediyor ve değerlendirmeye alıyor. Pek çok insanın direkt eleştiriyi kabul etmekte zorlandığını düşünürsek, Sandviç Tekniği önemli bir iletişim yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.
Örnek
İş yerindeki çalışma arkadaşımızın dağınık olması işlerini verimli yapmasını engelliyor ve bunu ona söylememiz gerekiyor. Çok dağınık çalışıyorsun, böyle iş yapılır mı dediğimizde ondan tepki görürüz. Bunun yerine sandviç tekniğini uygulayabiliriz:
''Çok yoğun çalışıyorsun, işini iyi yapmak için elinden geleni yapıyorsun ve dağınık çalışmak işini daha iyi yapmana engel oluyor. Biraz dikkatle bunu aşabileceğine ve daha başarılı olacağına inanıyorum.''

9/23/2018

Ülkemiz çok önemli bir ekonomik kriz yaşıyor. Çok sayıda köklü firma konkordato ilan ederken, haber bültenlerinde yer almayan küçük ve orta ölçekli yüzlerce şirket batma tehlikesi yaşıyor. Firmalar tasarruf tedbirleri çerçevesinde çok sayıda önlem alırken, personel sayılarını da azaltma yoluna gidiyor. Kriz dönemlerinde ilk akla gelen tasarruf tedbirleri arasında çalışan sayılarının azaltılmasının yer aldığı bir gerçek. Firmalar batma korkusu yaşarken, çalışanlar da işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar.
Bu kritik dönemde Saran Holding' ten sıra dışı bir hamle geldi. Saran Holding' in patronu olan Sadettin Saran imzasıyla yayınlanan bildiride, çalışanların maaşlarına 1 Eylül itibariyle % 7 ara zam yapıldığı belirtildi. Ayrıca bildiride '' Bugün grup olarak hangi noktaya geldiysek siz çalışma arkadaşlarımızın desteği ile geldik'' ibaresi de yer aldı. Gerçekten zor durumda olan şirketlerin yanında, krizi fırsata çevirip çalışan sayısını azaltma ve çalışan maaşlarını arttırmama yoluna giden firmalar da varken Sadettin Saran' ın bu yaklaşımı takdire şayan. Bu şirkette çalışanların şirketlerine bağlılığının ne kadar artacağı tahmin etmek zor değil. İşten atmadığımıza dua etsinler demektense, çalışanların da kriz nedeniyle hayatlarının zorlaştığını görmek ve buna göre davranmak çok değerli. Ne denebilir ki ? Helal olsun.

9/21/2018

Türkiye son yıllarda önemli bir değişim süreci geçiriyor. Ekonomiden sosyal hayata, eğitimden yönetime kadar neredeyse her alanı kapsayan bir değişim. Bu değişimin etkilerinin bir kısmı şimdiden hissedilmeye başlasa da bugünden atılan tohumların yeşermesiyle ileride daha fazla hissedilecek. Peki bu günlere nasıl geldik? Hangi aşamalardan geçtik ve bu adımların tarihsel süreci nedir?
Bu soruların cevabı Mahfi Eğilmez' in '' Değişim Sürecinde Türkiye'' isimli nefis kitabında. 20. yüzyılın öncesi ve sonrasını kapsayan, kapitalizmin yükselişi ve ulus devletlerin doğuşunu anlatarak başlayan kitap, günümüze kadar olan dönemde ortaya çıkan büyük ekonomik krizler, soğuk savaş ve küreselleşme süreçleriyle devam ediyor. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu' ndan Cumhuriyet' e geçiş süreci, Osmanlı' dan devralınan ekonomik yapı, 1923- 1938 yılları arasında yapılan yapısal reformlar ve 2000' li yıllara kadar devam eden süreç işleniyor. Bu süreç içerisinde Venezuella ve Güney Kore ile Türkiye' nin geçirdiği evrelerin karşılaştırıldığı bölümler çok önemli tespitler içeriyor. Mahfi Eğilmez kitabın bundan sonraki bölümünde Türkiye' deki değişimin sosyo- ekonomik analizini yapıyor. Mahfi Eğilmez bu analizleri yaparken bilimsel verilerden ve tablolardan yararlanmış. Hamasi nutuklar atmaktansa rakamlar ortaya koymuş. Sorunları dile getirdikten sonra çözüm önerilerini de sunmuş. ''Değişim Sürecinde Türkiye'' kitabı, nereden gelip nereye doğru gittiğimizi anlatan çok önemli bir eser.

9/11/2018

Resimli İstanbul Hatıralar ve Şehir kitabı, Orhan Pamuk' un çocukluğundan 22 yaşına kadar olan dönemini ve İstanbul' la kurduğu bağı anlatıyor. Orhan Pamuk 22 yaşına kadar ressam olmanın hayallerini kurarken, 22 yaşında romancı olmaya karar veriyor. Bu süre içerisinde gördüklerini, yaşadıklarını, okuduklarını ve hayallerini kitaba yansıyor.
Orhan Pamuk, kendi anıları haricinde Baudelaire, Nerval, Gautier, Flaubert ve Delacroix gibi yabancı yazarların İstanbul hakkındaki hatıralarıyla, '' Dört Hüzünlü Yazar'' diye tanımladığı Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Reşat Ekrem Koçu ve Abdülhak Şinasi Hisar' ın eserlerine de kitabında yer veriyor. Osmanlı sonrası Türkiye'nin batılılaşma çabasını ve hallerini de anlatıyor.
Bu kitap, Orhan Pamuk' un 2003 yılında yazdığı İstanbul: Hatıralar ve Şehir kitabının aynı metni olmakla birlikte, o kitapta bulunan 200 fotoğrafa 230 fotoğraf daha eklenmiş. Ayrıca kitabın boyutları da fotoğraf ve resimlerin duygusal etkisini ortaya çıkartmak için büyütülmüş. Ara Güler, Selahattin Giz, Cartier- Bresson, Aşil Samancı gibi önemli fotoğrafçıların arşivlerinde bulunan fotoğraflar kitapta yer alıyor. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü almış olan Orhan Pamuk'  un kitapları biraz zor okunsa da bu kitabı oldukça akıcı bir dille yazılmış. İşte bazı bölümler:

'' Hayatın hüzünlü bir izdüşümü, şair için,hayatın kendisinden çekicidir.''

'' İstanbullulara, sokaklarda, park ve bahçelerde, dükkan ve eğlence yerlerinde, gemilerde, köprülerde, meydanlarda, tramvaylarda yaşama adap ve terbiyesi vermek. Padişahı, devleti, hükümeti, polisi, askeri, din büyüklerini, hatta bazen belediyeyi bile eleştirmek çok zor olduğu için okur yazar seçkinler, içlerindeki eleştiri ve öfke ateşini dökebilecekleri tek hedef olarak korunaksız ve kimliksiz insanları, şehir sokaklarında yürüyen, gezinen, işlerini gören tek tek İstanbulluları bulabiliyorlardı.''

'' Hem kişi olarak, hem de cemaat olarak hepimiz yabancıların, tanımadıklarımızın hakkımızda ne düşündüğü ile bir dereceye kadar dertleniriz. Bu dertlenme bize acı çektirecek, gerçek ile ilişkimizi bulandıracak, gerçeğin kendisinden daha önemli olacak boyutlara varırsa, bizim için sorunlu demektir. Batılı gözlerin şehrimde gördükleriyle benim ilişkim( pek çok İstanbullu gibi) sorunludur ve şehrin bir gözünü Batıya dikmiş bütün yazarları gibi benim de bu konularda kafam zaman zaman karışır.''

'' Batılı gezginlerin İstanbul hakkında yazdıklarının asıl acı verici yanı, bazıları çok parlak yazarlar olan bu gözlemcilerin şehrin ve İstanbulluların özelliği diye abartarak sözünü ettikleri şeylerin, kısa bir süre sonra İstanbul' dan  yok olduğunu fark etmektir. Çünkü, Batılı gözlemciler, İstanbul' da Batılı olmayan '' egzotik'' şeyleri görüp yazmayı seviyor, şehre hakim olmaya çalışan Batılılaşmacı hareket de bu özellikleri, kurumları, gelenekleri Batılı olmaya engel oluyor diye kısa sürede dağıtıp yok ediyor.''

9/01/2018

Son dönemlerde sıkça duyduğumuz bir tabir, aynı gemide olmak. Genellikle zor zamanlarda, zorlukların aşılması için güç birliği yapılıp, ortak hareket edilmesini sağlamak için kullanılır. Birlikten kuvvet doğacağı hatırlanır. Siyasi hayatta ve iş hayatında ihtiyaç olduğunda bir araya gelinmesi için yapılan bir çağrıdır. Bu çağrı bazen karşılık bulsa da bazen de karşılık bulmaz. 
Bu çağrı yapıldığında, çağrı yapılanların gözünün önünden bir film şeridi geçer. O filmde çağrı yapanların geçmişteki davranışları yer alır. Yani iyi durumda oldukları zamanlarındaki davranışları ve yaklaşımlarının muhasebesi yapılır. Bu muhasebenin sonucu artı çıkarsa çağrı karşılık bulur. Eksi çıkarsa çağrı karşılıksız kalır.
Siyasi Hayatta
Ülkenin bir gemi olduğunu var sayarsak, ülkeyi yönetenler bu geminin kaptanlarıdır. Sahip oldukları her türlü güç ve yetkiyle gemiyi istedikleri rotada götürebilirler. Ama bu gemide sadece kendileri yoktur. Kendilerinden farklı düşünenler de vardır ve bu gemi onların da vergileriyle yüzüyor. Onlar da geminin gittiği yöne doğru giderler mecburen. Zaten hiç bir ülkede herkes aynı görüşte olamaz. Dolayısıyla yönetenler de farklı görüşte olanları yok saymadan gemiyi kullanmalıdır. Gemi kayalıklara doğru giderken yapılan uyarıları, siz ne anlarsınız diyerek dikkate almazlarsa yani aynı gemide olduklarını unuturlarsa, zor zamanlarda da diğerleri aynı gemide olduklarını hatırlamazlar.
İş Hayatında
İş hayatı dalgalı bir deniz gibidir. İş hayatındaki geminin kaptanları da firma sahipleri ve üst düzey yöneticilerdir. Ama gemi tüm çalışanların katkısıyla yüzer. Denizin sakin olduğu zamanlarda gemiyi yönetmek daha kolaydır. Bu dönemlerde kazançlar da yüksek olur. Kazançların yüksek olduğu dönemlerde, çalışanların da gemide olduğu ve bu geminin beraber yüzdürüldüğü hatırlanıp, doğru paylaşımlar yapılırsa çalışanların firmaya bağlılıkları kuvvetlenir. Dalgalı günlerde bu kuvvetli bağ sayesinde geminin batması engellenir. Bu geminin kaptanı benim deyip iyi zamanda iyi olmazsanız, kazançları paylaşmazsanız aynı gemide olunduğu unutulur ve gemiden kaçışlar hızlanır. İyi zamanlarda ekilenlere göre zor günlerde hasat alınır.

8/28/2018

Uzuncaburç Antik Kenti, Mersin' in Silifke ilçesinin 30 km kuzeyinde yer alan Uzuncaburç beldesinde yer alıyor. Tarihi Olba Krallığı' nın ibadet yeri olan Uzuncaburç, M.S. 72 yılında Olba' dan ayrılarak Diocaesarea(Tanrı- İmparator Kenti) adıyla özerk ve kendi adına para basabilen bir siteye dönüşmüş.  M.Ö 3. yüzyıldan, M.S. 1. yüzyıla kadar 400 yıl bölgenin dini ve idari merkezi olmuş. Tarihi kent yaklaşık 12 dönümlük bir arazi üzerine kurularak sur ve koruma burçlarıyla çevrilmiş. Buradaki yapıların pek çoğu Roma döneminden kalmış. Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek şehre Uzuncaburç demişler.
Daha Çok Değer Verilmeli
Bu tür tarihi yerlerin ortaya çıkartılması ve bakımlı hale getirilmesi çok önemli. Bunun gibi tarihi alanlarda kapıda bilet kesen görevliler mutlaka oluyor. Ama tarihi eserlerin önünde onları tanıtan bilgilendirme notları ya da el broşürleri yok maalesef. Biz dolaşırken bir adam yanımıza yaklaştı ve bize antik kentle ilgili bilgi vermeye başladı. Biz de onu görevli sandık ve memnun olduk. Ama adam oranın görevlisi değilmiş. Orada üzüm ve baharat satan bir satıcıymış. Yıllardır orada olduğu için bazı bilgiler edinmiş ve gezen insanlara bilgi verdikten sonra da tezgahına davet edip bir şeyler satmaya çalışıyor. Ayrıca tarihi yapılar korunaksız. Tarihi yapıların üzerine çıkıp fotoğraf çekiyorlar. Yol tabelalarının da yetersiz olduğunu söylemek gerekiyor. 2.500 yıllık tarihi olan bir yere daha çok değer verilmeli.
Zeus Tapınağı
Büyük İskender' in komutanlarından olan ve Suriye Krallığı' nın kurucusu Selefkos Nikator tarafından yaptırılmış.( M.Ö. 296- 280). Tapınak 5. yüzyılda kiliseye çevrilmiş.

Zeus Tapınağı

 Tören Kapısı
M.S. 1. yüzyılda yapılan kapıdan 7 metre yüksekliğinde 1 metre çapında 5 adet sütun ayakta kalmış.

 Antik Çeşme
Limonlu Çayı kaynağındaki Aksuvat' tan 36 kmlik su yoluyla bu çeşmeye su getiriliyormuş. Çeşmenin yapım tarihi M.S. 2. yüzyılın sonları.

Üzüm Hevenkli Sanduka
Kapağı kayıp olan sandık mezarın üzerindeki desenlerden, bu mezarda yatan kişinin soylu ve yüksek rütbeli bir Romalı olduğu tahmin ediliyor.

Zafer Kapısı 

 Şans Tapınağı
1. yüyılda yapılmış. 6 metre yüksekliğindeki yapıdan günümüze 5 granit sütun ulaşabilmiş.

 Tanrı Odası

 Sütunlu Cadde



 Tiyatro
Roma İmparatorları Marcus Aurelius(161-180) ile Lucius Verus'un (161-169) birlikte yönetimleri döneminde yapılmış.

 Tiyatro

Helenistik Kule
23 metre yüksekliğindeki kule, M.Ö. 3. yüzyılda yapılmış. Yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak da kullanılıyormuş. Şehre ismini veren kule.

8/21/2018

Milyonfest Erdemli Festivali' nin ikincisi ,Mersin' in Erdemli ilçesinde bulunan Milyon Su Plajı' nda gerçekleştirildi. Oldukça kalabalık bir topluluğun izlediği festivalde 28 sanatçı yer aldı. Festivalin organizasyonu Umut Kuzey tarafından gerçekleştirildi. Geçtiğimiz yıl 3 gün olan festival bu yıl 4 güne çıkartılmış.
Günübirlik katılımın haricinde kamp alanlarında çadır da kurulabiliyor. Bilet fiyatları günlük 50 TL, kombine 110 TL, kamp+ kombine 140 TL olarak belirlenmiş. Yeme içme alanları ve seyyar tuvaletler de kurulmuş. Yiyecekler oldukça uygun fiyatlı. Konserler 16:00 da başlayıp gece yarısına kadar sürüyor. Organizasyon iyi olmasına rağmen konser alanına girişte uzun kuyruklar olması olumsuz bir durumdu. İlk gün yüzlerce metreyi bulan kuyruklar vardı. Günlük bilet alıyorsanız her gün kuyruğa girmeniz gerekiyor. Kombine almak isterseniz de verdikleri bilekliği 4 gün boyunca çıkartamıyorsunuz. Bilekliği taktıktan sonra rahatça giriş çıkış yapabiliyorsunuz. Konser alanındaki ses sistemi gayet iyiydi. Özellikle Hayko Cepkin' i dinlerken ne kadar iyi bir ses sistemi olduğunu anlıyorsunuz:)       

Bir yandan konserler devam ederken konser alanının hemen yanında olan denize girebiliyorsunuz.

Konser alanı oldukça geniş bir plajda kurulmuş. Buna rağmen gece adım atacak yer kalmıyor.

Mor ve Ötesi

Yüzyüzeyken Konuşuruz

Pamela

Yiyecek İçecek Alanı

Çöplerin ortalık yere atılması ve hemen toplanmaması hoş olmayan görüntülerdendi. 
Ufak tefek aksaklıklara rağmen böyle güzel bir organizasyonu gerçekleştirenlere teşekkür etmek gerekiyor. 

8/06/2018

Kurultay partisi olan CHP' de her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kurultay kavgası yaşanıyor. Kurultaya gitmek istemeyen mevcut yönetim ile Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce' nin öncülüğündeki muhalifler arasındaki mücadelede parti yönetimi şimdilik kazanmış görünüyor. Seçimli olağanüstü kurultay için 622 imza gerekiyor. Muhaliflerin topladığı geçerli imza sayısı parti yönetimine göre 569. 31 imza da geri çekilmiş. Bu yüksek sayıya rağmen yönetim kurultay kararı almıyor.  AKP yönetimini yıllar boyunca % 48' i yok saymakla itham eden CHP yönetimi kendi içerisindeki % 48 muhalefeti yok sayıyor. Demokrasiyi ağızlarından düşürmüyorlar ama kendi iktidarları söz konusu olunca tek adamlıktan ve otoriterlikten geri durmuyorlar. 
Samimiyet Sınavı
Biri birine neredeyse düşman olmuş iki grup arasından kurultayı kim kazanırsa kazansın kaybedenin CHP olacağı açık. Çok ciddi bir kamplaşma olduğu görülüyor partide. Daha 2 ay önce Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdikleri Muharrem İnce' yi istenmeyen adam ilan ettiler. Öyle olunca da sormazlar mı, partinin başına geçirmek istemediğiniz birini Cumhurbaşkanı adayı olarak neden gösteriyorsunuz diye. Zaten İnce' nin adaylığını açıklarken kullanılan dil ve hitap şekli '' Gel bakalım'' olunca çok da bir şey beklememek gerekir. Samimiyet sınavından kalmış oluyorlar böyle yaparak. 
İcraat Yapabilme Sınavı
CHP' li yöneticiler, belediye başkanları, milletvekilleri seçimlerin seçim günü kazanılacağını sanıyorlar. Seçim tarihi belli olduğunda reklam ve propaganda çalışmalarıyla iktidara gelebileceklerini düşünüyorlar. Özellikle yerel yönetimlerin, yönetim süreleri boyunca yeterli performansı gösterememeleri onlar ve parti için kötü bir referans oluyor. Yerel yönetimler özellikle CHP gibi uzun yıllardır iktidara gelemeyen partiler için icraat makamları. İktidara gelirlerse neler yapabileceklerini seçmene gösterebilecekleri bir fırsat. Burada başarılı olurlarsa seçmene karşı olumlu bir izlenim bırakıyorlar. Seçmen de verilen sözlere değil icraata bakıyor ve oyunu  ona göre veriyor. Muhalefet partisi oldukları için iktidarın olanaklarından faydalanamadıklarını, yeterli yatırım yapamadıklarını söyleyen pek çok partili var. Onların karşısına anti tez olarak CHP' li belediye olan Eskişehir ve Yılmaz Büyükerşen' in icraatları ortaya çıkıyor. Dolayısla diğerleri icraat yapabilme sınavından kalmış oluyorlar.
Tutarlılık Sınavı
CHP' nin iktidara karşı yaptığı en büyük eleştirilerden biri sanatçıları, sporcuları ya da vatandaşları siyasi görüşlerine göre kategorize etmeleridir. Muhalif sanatçıların iktidar belediyeleri tarafından konserlerinin iptal edilmesi ya da onlara iş verilmemesinden rahatsız oluyorlar. Ama CHP' li Silifke Belediyesi Fettah Can konserini iptal ediyor ve CHP' den hiç ses çıkmıyor. İptal sebebi Fettah Can' ın Zeytin Dalı Harekatına destek olmak için sınıra gitmesi. Böylece tutarlılık sınavından da kalmış oluyorlar.
Birlik Beraberlik Sınavı
Milletvekili ya da belediye başkanı olamayan partililerin parti lehine çalışmadıkları önceki seçimlerde defalarca görüldü. Parti içindeki grupların kendi grubundan olmayanlara destek vermemeleri partinin potansiyel gücünü azaltıyor. AKP gibi birlik içerisinde hareket eden organize bir partiye karşı kazanma şansları hiç kalmıyor. CHP birlik beraberlik sınavından da kalmış oluyor.
Karne Zamanı
Bir partinin karnesi seçimlerdir. Bu kadar sınavdan kalan CHP' nin karnesi nasıl olabilir ki?
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!