12/23/2023
10/07/2022
İş hayatı yoğun, tempolu ve dinamik bir şekilde geçiyor. Çalışanların, görev tanımları çerçevesinde yüksek performans göstermesi bekleniyor ve bunun için çalışanlara maaş ödeniyor. Performans kriterlerine bakarak maaş artışı, prim ve terfi imkanları belirleniyor. Ayrıca çalışanların rutin işlerinin dışında işi geliştirmesi ve verimliliklerini arttırması bekleniyor. Şirket penceresinden bakınca durum bu şekilde görünüyor.
Çalışan Penceresi
Çalışan penceresinden bakınca, hayatlarının önemli bir kısmını fiziksel olarak geçirdikleri, eve gidince de zihinsel olarak yanlarında getirdikleri işten beklentileri var. Hak etiklerini düşündükleri maaşı almak, kariyer yollarının açık olması, terfi etmek ve terfinin getirdiği imkanlardan faydalanmak, saygı ve değer görmek. Bu beklentilerin karşılanmadığı durumda istifa edip başka bir işte çalışmak ya da hiç çalışmamak seçeneğini tercih edilebiliyorlar.
Çalışma Mecburiyeti
İstifa etme riskini göze alamayan ve çalışmak mecburiyetinde olanlar ise farklı bir yönteme başvuruyorlar. İşe küsme olarak da adlandırabileceğimiz ''Sessiz istifa''. Bu yöntemde çalışanlar işten atılmayacak şekilde asgari düzeyde çalışıp sadece rutin işleri yapıyorlar ve işin gelişimi, verimlik artışı, daha fazla üretmek gibi konular için ekstra efor sarf etmeden mesailerini tamamlamak istiyorlar. Kontak kapatmasalar da rölantide çalışıyorlar denilebilir.
İşten Beklenti
Her ne kadar para kazanmak için çalışıyorsak da sadece aldığımız para motivasyonumuzun sürekli yüksek kalmasını sağlamayabilir. Hayatımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz iş' te değer görmek de isteriz. Çünkü, iş, kendimizi ifade ettiğimiz bir yerdir ve kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Özel hayatımızda da işinde başarılı ve saygı gören biri olarak bilinmek isteriz. Yani ''İş'' işten fazlasıdır. Dolayısıyla maaş ve terfi beklentisinin karşılanmaması, adil ve saygılı davranılmaması gibi durumlar değer görmediğimiz algısı yaratır.
Sessiz İstifayı Duyabilmek
Burada önemli görev şirket yöneticilerine düşüyor. Çalışan performans ve davranışlarındaki değişikliği fark edip nedenlerini anlamak gerekiyor. Çalışanlarla güvene dayalı doğru bir iletişim oluşturmak sessiz istifanın önüne geçilmesini sağlar. Çalışan memnuniyet ve beklentilerini takip edip ölçerek gerekli aksiyonları zamanında almak gerekir. Sessiz istifa nedeniyle performansı düşen personellerin işine son vermek en kolayı. Yerine gelecek kişilere de benzer şekilde davranıldığında yeni sessiz istifalar da gelecek ve bu durum yapısal bir sorun haline gelecektir.
1/28/2022
Kimi zaman gittiğimiz yerlerde personelle müşteriler arasında tartışma çıktığını görürüz. Daha sonra şöyle bir ses işitiriz: '' Bana müdürünüzü çağırın.'' Orada bir sorun olduğu bellidir ve personel bu sorunu çözememektedir. Müdür gelir, müşteriyi dinler, yapılan hatanın telafi edileceğin söyler, sorunu çözer ve müşteri sakinleşip teşekkür eder.
Kalabalıkların yönetilebilmesi ve organize olabilmesi için yöneticilere ihtiyaç vardır. İhtiyaç ve hedeflere göre sonuçlara ulaşabilmek plan, program ve organizasyonla mümkündür. Bunun için de doğru ekibin ve doğru yöneticilerin seçilmesi çok önemlidir.
Yönetici Doğulmaz Yönetici Olunur
Doğuştan yöneticilik diye bir şey yoktur. Yöneticilik öğrenilebilir. Yöneticilik çok boyutlu bir kavramdır. Sadece yapılan işle ilgili teknik bilgi yönetmek için yeterli olmaz. ''Üst düzey yöneticilik insan yönetmektir'' der Hüsnü Özyeğin. İnsan davranışları ve iletişim konusunda kendisini geliştirmeyen yöneticilerin sorumlu oldukları grupları oturdukları koltuktan gelen güçle iyi yönetme şansları yok. İşin tuhaf tarafı İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteri' nde bu konularla ilgili dersler bulunmamaktadır. İnsanları bu kadar önemli konuları eğitimlere ve kurslara katılarak, kitaplar okuyarak tamamlamak zorundadırlar. Ayrıca öğrendikleri bu konuları özümsemeleri gerekir. Çünkü sadece bilmek yetmez. Bildiklerini uygulayabilmeleri gereklidir. Ayrıca sabrı ve hazmetme kapasitesi yeterli olmayan kişiler yönetici olmaya hiç niyet etmemelidirler.
Egolarına Yenik Düşen Yönetici
Yöneticilerin en önemli zaaflarından biri de egolarına yenik düşmeleridir. İyi eğitim almış ya da teknik bilgisi üst düzeyde olan yöneticilerde ego yükselebiliyor. Hatta sadece yöneticilik koltuğuna oturdukları için de ego yükselebiliyor. Altında çalışan ekibe ya da karşısındaki müşterilere karşı sabırsızlık ve yukarıdan bakma durumu olabiliyor. Başarıyı kendilerine başarısızlığı astlarına bağlama davranışı ortaya çıkıyor. Bu davranışlar ekibi olumsuz etkiliyor ve genel performans düşüyor. Yöneticilerin unutmaması gereken önemli bir konu vardır: Çalışanlar genellikle işten değil, yöneticisinden istifa eder. Egonun yükselmesi bazen yöneticinin kendisini şirketin önünde görmesine neden oluyor. Şirket için faydalı olabilecek hamleler egodan ve her şeyi ben bilirim anlayışı yüzünden yapılmayabiliyor.
9/08/2021
İş hayatında çalışanlar arasında yaptıkları işe göre sınıflandırma bulunmaktadır. İş kanununda belirtilmemekle birlikte çalışma hayatında kullanılan sınıflandırmadır. Beyaz yaka ve Mavi yaka olarak sınıflandırma yapılmaktadır.
Beyaz Yakalı
Bedeninden daha çok zihnini kullanarak çalışan ofis personelleridir. Yönetim, organizasyon, pazarlama, mühendislik, planlama, sevkiyat ve raporlama gibi alanlarda çalışırlar.
Mavi Yakalı
Bedensel gücüyle ve ücret karşılığı çalışan saha işçileridir. Mal ve hizmet üretiminde, arazide ve sahada çalışırlar.
Yaka Savaşları
Beyaz yakılarla mavi yakalılar zaman zaman sürtüşme yaşarlar. Ustalarla mühendisler arasındaki sürtüşmeler buna örnektir. Mavi yakalı ustalar teknik konuda tecrübeli oldukları ve beden gücüyle çalıştıkları için bütün işi kendilerinin yaptıklarını düşünürler. Mühendislerin okul okuduklarını ama hiç bir şey bilmediklerin söylerler. Ofis çalışanlarının bütün gün oturduklarını ve hiç bir iş yapmadıklarından şikayetlenirler. İş geliştirme, planlama, takip, raporlama ve organizasyon gibi konuların önemli olmadığını düşünürler. Bazı beyaz yakalılarsa operasyonel ve fiziksel işleri önemli görmezler. İş nasıl olsa yürüyor derler ve mavi yakalı çalışanlara saygı göstermezler. Aslında her çalışan grubunun yaptığı iş kıymetli ve biri birinin tamamlayıcısıdır. Her çalışan biri birine ve işine saygılı olursa çatışmalar minimum olacaktır.
Bembeyaz Yakalı!
Literatürde tanımlanmamış ama davranışları ve çalışma biçimleri nedeniyle bu sınıfa giren çalışanlardır. İyi okullarda eğitim görmüş, üst kademe yöneticilik yapan çalışanlar arasından çıkar. Yönetim siyasetiyle ilgilenirler. Üst yönetimle ve patronla ilişkileri sıcak tutmaya odaklanırlar. Sorun çözmek yerine sorun tespit etmeye daha meyillidirler. Yetki isterler ama sorumluluk almak istemezler. Başarı kendilerinin, başarısızlık ise çalışanlarındır diye düşünürler. Öncelikleri hata yapanları tespit edip cezalandırmaktır. Egoları yüksektir ve diğer çalışanlara yukarıdan bakarlar. Hatta kimi zaman patronlarını da küçük görme eğilimi gösterirler. İş hayatının gerçekleriyle ilgilenmeyip kendi kafalarında yarattıkları sanal dünya üzerinden değerlendirme yaparlar. Çalışanların önce insan olduklarını unuturlar. Hatta bunu önemsemezler. Adapte olamayan gitsin yerine yenisi gelsin yaklaşımı gösterirler. Aynı şirkette uzun süreli çalışamazlar ve sürekli iş değiştirirler.
1/31/2021
Psikolog Abraham Maslow' un güzel bir sözü var: '' Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.'' Kendimizi bir takım çantası olarak düşünürsek, içerisinde ne kadar çok çeşitli malzeme olursa problemleri çözmemiz daha kolay olur. Sadece çekiç bulunursa her soruna çivi muamelesi yaparız. Çiviye denk geldiğimizde o sorunu çözeriz. Ama tornavidaya ihtiyacımız olan bir yerde çekiçle müdahale edersek orayı kırıp dökeriz.
1/18/2020
Öğrenilmiş Kötülük!
7/26/2019
Üst yönetim bu çalışmaları yaparken diğer bazı yöneticiler buna uygun davranmayabiliyorlar. Alt tarafla olan duvarı muhafaza etmeye çalışıyorlar. Çünkü iletişim kurmak efor gerektiriyor ve emir- komutayla yönetmek onlar için daha kolay. Bir de rutinin dışına çıkıldığı dönemlerde, rutin dönemlerdeki yönetim tarzıyla, çalışanlarını yönetmeye çalışıp, ekstra katkı vermelerini bekliyorlar. Bu tip yöneticiler her hangi bir hedef değişikliğini ya da yapılması istenen yeni bir görevi, otoriter bir şekilde tebliğ ederek tam uygulanmasını bekliyorlar. Yapılması gerekenler, nedenleriyle birlikte açıklanıp çalışanların işbirliği sağlanırsa, bu sürece daha güçlü bir katılım sağlanır ve daha iyi sonuç alınır. Ayrıca her iki taraf da biri birini anlamış olur.
Bazı yöneticiler koltuktan gelen güçle birlikte her şeyi halledebileceklerini sanıyorlar. Tabi ki mevkiden kaynaklanan yetkiyle pek çok iş yaptırılabilir. Ama beklenilen, tam performans ve yüksek verimlilik ise koltuk, mevki ve otorite yeterli olmuyor. Bazı yöneticiler çalışanlarla işbirliği yapmayı otorite azalması ve zayıflık olarak görüyor. Bunun izahat yapmak olduğunu düşünüyorlar. ''Maaş alıyor tabi ki yapacak'', diyorlar. Oysa ki maaş standart performans içindir. Daha fazlası için prim, motivasyon, işbirliği ve doğru iletişim gibi araçlar gerekir.
Çıkarlar
İnsanlar genellikle kendi kişisel çıkarlarına hizmet edecek şekilde davranırlar. Dolayısıyla çalışanlarla işbirliği yaparken sadece şirket için olacak faydalar öne çıkartılırsa o işbirliği güçlü olmaz. Ortak çıkarları öne çıkartmak gerekir. Hem şirketin hem de çalışanların ortak çıkarları vurgulanırsa güçlü bir işbirliği sağlanabilir.
Ait Hissetme
Dozunda yapılacak açıklamalar ve sebep sonuç bağlantılı bildirimler çalışanların, kendilerini çalıştıkları yere ait hissetmelerini, işi sahiplenmelerini ve daha gayretli çalışmalarını sağlar. İş birliği çabaları, çalışanların değerli olduğu mesajını da verir.
Temizlikçi
ABD Başkanı Kennedy Nasa' yı ziyarete gittiğinde elinde süpürgeyle duran temizlikçi kadına ne yaptığını sorar. Kadın, '' Başkanım, aya adam gönderilmesine yardımcı oluyorum'' der. O kadın kendisini bütünün bir parçası olarak hissediyor. Önemli olan bu hissi çalışanlara verebilmek.
6/29/2019
Hangi Maaş
Bunun haricinde çalışanların motivasyonu aldıkları maaş kadar başkalarının aldıkları maaşlardan da etkilenir. İşe ilk başlandığında maaşı gözü kapalı kabul eden çalışanlar, işe iyice yerleşince aldıkları paraları sorgulamaya başlarlar. Yani kendi aldıkları para kadar başkalarının aldıkları para da önemli hale gelmeye başlar onlar için. Kendi aldıkları maaş yeterli mi, hayat standartlarını arttırmış mı, standartlara göre iyi mi gibi sorular akıllarına gelmez. Öyle ki aldıkları maaş kendi çalışma arkadaşlarına göre makulse bile bu defa diğer firmalarla kıyaslamalar başlar. Kafaca tatmin olmuş hissetmezlerse stres ve performans düşüklükleri meydana gelmeye başlar. Hatta bilinçli olarak performans düşüklüğü meydana getirilip maaşla dengeleme bile yapılır. Bunun çalışanlar için dezavantajı ilk meydana gelen krizde düşük performans yüzünden işten çıkartılma riskini de beraberinde getirmesidir. Bu çalışanlar işten çıkartılmasalar bile kendileri iş aramaya başlarlar. Bu süreçte önemli bir verim kaybı yaşarlar. Çalıştığı kuruma bağlı olmanın performansı arttırdığı bilinen bir gerçek. Bağlılık zayıfladığında genel performansta düşüş meydana geliyor. Ayrıca personel sirkülasyonun yüksek olması da önemli bir problem. Performansı düşeni işten çıkartır başkasını alırım demek de çok sağlıklı bir yaklaşım değil. Kalifiye insan kaynağı sınırsız değil ve insan yetiştirmenin de bir maliyeti var.
5/18/2019
1/12/2019
Şerif Kaynar büyük şirketlere danışmanlık yapan Korn Ferry firmasının Türkiye şubesinin yöneticisi. Aynı zamanda Süreyya Ciliv' i Microsoft' ta çalışırken Turkcell için çalışmaya ikna ederek CEO olmasını sağlayan kişi. Ayrıca Serpil Timuray' ın da Vodafone' a CEO olmasını sağlamıştır. Yani iş dünyasının tam içinden gelen ve bu konuda oldukça tecrübeli birisi. 22 yıllık çalışma süresi boyunca, başarılı olmuş çok sayıda patron, CEO ve genel müdürle tanışıyor. Onların 12 ortak özelliğini tespit ediyor:
Buradan sonraki 3 madde ise Şerif Kaynar' ın olmazsa olmaz dediği maddeler:
9/23/2018
7/18/2018
Fıkra mı Gerçek mi?
10/01/2017
6/28/2017
Çalışan sayısını azaltma da bu yollardan biridir. Çünkü çalışan ücretleri önemli bir maliyet kalemidir. Her iş yerinin işe alım için çeşitli kriterleri bulunur. İşin özelliklerine göre, eğitim, tecrübe, yabancı dil bilgisi gibi kriterler işe alımda belirleyicidir. Aynı zamanda şirketlerin yazılı ve yazılı olmayan işten çıkartma kriterleri de bulunmaktadır. Hırsızlık, genel şirket kurallarını ihlal etme, hakaret vb gibi, disiplin politikasına aykırı davranışlar yüzünden her dönemde çalışanların işlerine son verilebilir.
Yazılı Olmayan Kriterler
Toplu işten çıkartmalarda tercih edilen çalışanlarla ilgili disiplin prosedüründe yazmayan bazı kriterler vardır. Normal koşullarda tolere edilebilecek ve işten çıkartmayı gerektirmeyecek davranışlar bu tür dönemlerdeki seçimlerde belirleyici olur. Yani geçmişte biriktirdiğiniz olumlu ya da olumsuz krediler burada karşımıza çıkar. Pek çok çalışan işten çıkartılmasına anlam veremez. Kendisinin neden tercih edildiğini anlamadığı için tepki gösterir. Tabi ki işverenler ve yöneticiler bu isimleri belirlerken rastgele davranmazlar. İşverenler ve yöneticiler, ''İşine yarayacak çalışanı'' çıkartmayı tercih etmeyecektir. İşte bazı kriterler:
5) Hiyerarşiye saygı duymamak: Pek çok çalışan yöneticisini beğenmez ve onun yetersiz olduğunu düşünür. Bu nedenle de gerekli saygıyı göstermez. Zaman zaman otoriteyi sarsıcı davranışlarda bulunur. Böyle çalışanlar bu tür işten çıkartma durumlarında ön sıralarda yer alırlar.
6) Şirkete yeterli katkıyı sağlayamamak: Şirketlerin yaşayabilmeleri için kazanç sağlamaları gerekir. Bu kazancı sağlayacak yeterli performansa sahip olamamak işten çıkartılma sebepleri arasında yer alır.
3/02/2017
Nasıl Bir Adalet?
Adil bir ücret, adil bir çalışma ortamı, çalışanlar arasında ayrımcılık yapılmaması. Burada görev yöneticilere düşüyor. Yöneticilerin, yetkileri çerçevesinde bulunan ödül, prim, maaş artışı ve ceza uygulamalarını çalışanlara adil bir şekilde dağıtmaları gerekiyor. Yöneticilerin yaptığı önemli hatalardan birisi, kendilerine yakın hissettikleri çalışanların hatalarını görmezden gelip, diğerlerine aynı hatalar için cezai yaptırımlar uygulamaları. İş yerindeki huzursuzlukların en başta gelen sebeplerinden biri bu davranış şeklidir. Yöneticiler bu şekilde davranıyorlarsa, çalışanların, ona neden ceza vermiyorsun da bana ceza veriyorsun, sorusunu da cevaplamaya hazır olmalılar.
Adalet mi Eşitlik mi?
Çalışanlar bazen şöyle bir hataya düşebiliyorlar. Adaletle eşitliği biri birine karıştırabiliyorlar. Maaş artışları, performans ve prim gibi ödemelerin, herkese adil dağıtılmasını isterlerken, eşit verilmesini bekliyorlar. Adalet, bu tür hakların eşit dağıtılmasıyla değil, herkese hak ettiğinin verilmesiyle olur.
Adalet Sağlanmazsa Ne Olur?
Psikolog Stacy Adams, adalet beklentisine, '' Eşitlik Teorisi'' adını veriyor. Her hangi bir nedenle eşitlik bozulursa, kişi bu eşitliği kendisi sağlamaya başlıyor. Aynı oranda çalıştığını düşündüğü halde ödülü başkaları alıyorsa, çalışan, önce duruma itiraz ediyor. Bundan bir sonuç elde edemezse daha az çalışmaya başlıyor. Kasıtlı olarak iş yavaşlatıyor. Ödülü kim alıyorsa o çalışsın diyor. Bir sonraki aşama ise, ödül alan kişiyi sabote ederek, ödül almasını engellemeye çalışmak oluyor. Arkadan konuşmalar, kötülemeler, işini yapmasını engellemeler. Daha sonrasında da çatışmalar ve işten ayrılmaya kadar giden bir süreç ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla, bir kaç kişiyi memnun etmek ve kollamaya çalışmak, iş yerindeki bütün düzeni bozabiliyor. Bu yüzden ne hedefler tutuyor ne de şirket yeterince verimli çalışıp kazanç sağlayabiliyor. Bunun faturasını da en son noktada yönetici ödemek zorunda kalabilir.
12/07/2016
Örneğin, iş hayatımızda yaptığımız iyi şeyleri, güzel fikirleri, şirketimize kattığımız artı değerleri, ben şirketime katkı yapıyorum, bunu öne çıkartmama gerek yok, bu benim işim zaten diyerek kendimize saklayabilir miyiz? Yaptığımız güzel işleri biz bir şekilde görünür kılmazsak, bunları bizim yaptığımız nasıl belli olacak? Hele iş hayatının rekabet ve performans odaklı düzeninde, herkes diğerinin yaptığı iyi işi, kendi yapmış gibi sahiplenmeye çalışırken. Kimin prim alacağı ya da kimin terfi edeceğinin belirlenmesinde önemli olan bir kriter performans. Performansı gerçekleştirmek kadar yapılan performansı gösterebilmek gerekiyor. Hatta performansı göstermek, performansı gerçekleştirmek kadar önemlidir desek abartılı olmaz. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. Yapılan işleri abartılı olarak ve herkesi rahatsız edecek bir şekilde ortaya getirmemek gerek. Yani insanların gözüne sokmaya gerek yok. Bu da ters tepebilir. Profesyonelce davranıp, doğru yerde ve doğru zamanda yapılanları uygun bir şekilde dile getirmek gerekir. Ben işimi yaparım, yaptığım iyi işleri onların görmesi lazım demek de yanlış. Çünkü kimse kendi iş yoğunluğunda bu tür şeyleri göremez. O nedenle güzel sözü şöyle uyarlayabiliriz: İyilik yap denize at, balık bilmezse, bilmesini sağla.
10/24/2016
İşteyken ben ben değilim durumu yani. Peki dönüşmek gerekiyor mu? Aile ve arkadaş ortamının güvenli dünyasında davrandığımız gibi davranarak, iş hayatının kaygan zeminli dünyasında var olabilir miyiz? Neredeyse imkansız. Çünkü iş hayatı, zeki ve becerikli insanlarla dolu olduğu gibi kifayetsiz muhterislerle de dolu. Hak etmediği makam ve mevkileri ulaşmak isteyen ve bunun için her yolu deneyen, Machiavelli' nin ruhuna rahmet okutan insanlarla. Makam, mevki az, oraya talip olanlar çok. Hal böyle olunca ortada büyük bir rekabet oluşuyor. Ayrıca hedefler, kar etme baskısı, performans değerlendirmeleri normal insanı da rayından çıkartıyor. Ondan sonra gelsin kulis çalışmaları, başkasının fikirlerini kendi fikriymiş gibi sunmalar, bir yaptığını süsleyerek 10 gibi anlatmalar, yapıyormuş gibi yapmalar, yöneticiler ve patronlarla gereğinden fazla iyi geçinme çalışmaları falan filan. Bu davranışların üst yönetimlerde karşılık bulması sürdürülür olmalarını sağlıyor. Tabi ki iş dünyası içerisinde sadece işini iyi yaparak ön plana çıkmak isteyen, dürüst, adil insanlar da var. Umarım o insanlar hep iş dünyasının içerisinde var olurlar ve Yaşar Kemal' in Demirciler Çarşısı Cinayeti kitabında söylediği gibi yapmazlar: '' O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler ''.
9/29/2016
İş bulabilmek için uzun uğraşlar veriyoruz. Sonunda bir işe girebilmeyi başarınca başlıyoruz iş yerimizdeki eksiklikleri, yanlışlıkları, haksızlıkları anlatmaya. Sonra da gelsin ben işimi sevmiyorum, insan sevdiği işte çalışmalı vs hikayeleri. İş yeri çalışmak içindir, sevmek için değil ki. Herkes, öne çıkmak, başarılı olmak, terfi edebilmek ya da işten atılmamak için büyük bir mücadele içerisine giriyor. Hal böyle olunca sevmeyi düşünmeye pek haliniz kalmıyor. Öncelik çalışmaya devam edebilmek oluyor. Ayrıca şirketler de yaşayabilmek ve kar edebilmek için uğraşıyor. Bunun için çalışanlardan en iyi performansı almak istiyorlar. Bu da çalışanlara, yüksek performans beklentisi, verimlilik baskısı ve stres olarak dönüyor. Peki mutsuz mutsuz çalışmaya devam mı edeceğiz? Ya da sevdiğimiz işi bulana kadar evde mi oturacağız? Sevdiğimiz işi yapabilmek büyük bir nimet ve şans tabi ki. Ama bu pek mümkün görünmediğine göre iş hayatından beklentimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. İşimizi sevmeliyiz beklentisini bırakıp, işimiz sayesinde elde ettiklerimizi düşünebiliriz. Örneğin, ailemizi geçindirme imkanı bulmamız, satın aldığımız ev, araba, kıyafet, tatile çıkma imkanı, işimiz sayesinde kazandığımız statü gibi. Bu sayede enerjimizi gerçekleşmeyen işimizi sevme beklentisine harcamak yerine, işimizi daha iyi yapmaya harcayabiliriz.
6/09/2016
Ama bir süre sonra baktığımızda istediğimiz sonuca ulaşamadığımızı ve başarısız olduğumuzu görüyoruz. Başarılı olmayı istediğimiz halde neden başarısız oluyoruz? İşte bazı sebepleri:































