Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/16/2023

Deprem ülkesinde yaşadığımızı bir kez daha hatırladığımız büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Neredeyse tarihte görülmeyecek şekilde arka arkaya 7,7 (Merkez üssü Pazarcık) ve 7,6 (Merkez üssü Elbistan) gibi çok şiddetli iki deprem meydana geldi. Bunun sonucunda, 11 ili etkileyen, binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, binlerce binanın yıkılmasına  yol açan büyük bir felaket ortaya çıktı. Deprem ülkemizin bir gerçeği. Her ne kadar kafamızı diğer tarafa çevirip görmezden gelmeye çalışsak da orada tüm gerçekliğiyle duruyor. Deprem ülkesi olduğumuz gerçeğinin yanında başka bazı gerçekleri de görmüş olduk. 


Unutma Gerçeği

İnsan beyninin en önemli özelliklerinden birisi unutabilmesidir. Bu sebepledir ki başımıza gelen pek çok acıya katlanabiliyoruz. Ama kurumsal hafızanın unutması çok yanlış. 1999 depreminin yaşattığı bunca acıya rağmen sonra meydana gelecek depremlere karşı önlem alınmamış,  neredeyse duyarsız kalınmış denilebilir. Deprem yönetmelikleri çıkartılmış ama binaların bu yönetmeliğe uygun yapılıp yapılmadığı kontrol edilmemiş. Yönetmeliğe uygun yapılan dayanıklı binaların depremde yıkılmadığı görülüyor. Yani '' Deprem öldürmez, bina öldürür'' sözünün ne kadar doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Ayrıca 1999 depreminden sonra fon oluşturmak için toplanan vergilerin bu iş için harcanmayıp başka alanlarda kullanıldığı görüldü. Geçmiş yıllarda bir bakan da bu vergilerin yollar ve köprüler vb. gibi yatırımlara harcandığını söylemişti. Oysaki bu fon binaların güçlendirilmesi, yeni yapıların etkin kontrolü, ekipman alımı ve personel eğitimi için kullanılsa bu kadar büyük acı ve yıkım yaşamazdık. Ayrıca deprem sonrası can kayıpları oluşmaz, bunun yanında büyük maddi külfet meydana gelmezdi.

Fırsatçılık Gerçeği

Temelde deprem bölgesinde yağma, hırsızlık yapanla evini fahiş fiyata kiraya veren, yiyecek, içecek, ihtiyaç duyulan malzeme fiyatlarında büyük artışlar yapanlar aynıdır. Hepsi fırsatçılık yapmaktadır. Maalesef her türlü felaketin ardından bu tür insanlarla karşılaşıyoruz. Vicdan devre dışı kalıyor. Bu insanlara ciddi yaptırımlar uygulanmalı ki vicdanlarının çalışmadığı yerde cezaları hatırlasınlar ve bu tür işlere kalkışmasınlar. 

Siyaset Gerçeği

Maalesef yıllardır siyaset yüzünden ayrışan insanlar arasında, bu durumda bile pozisyonlarını koruma çabası içerisine giren ''Siyaset esnafları'' vardı. Siyasetten geçinen, siyaset sayesinde bir şeyler elde edebilmiş insanlar. Her iki siyasi kutup arasında da bu tip insanlar vardı. Çok yazık. İnsanlar can derdindeyken bile hala siyasi mücadele veriyorlardı. Şu ortamda bile bir araya gelmemek için çabaladılar. Onlar adına utandık maalesef. Oysa ki Türkiye' nin her yerinden binlerce tır yardım malzemesi bölgeye gönderildi. Gönüllüler bölgeye akın etti. İnanılmaz bir dayanışma vardı. Bir kez daha insanımızla gurur duyduk. Herkes elinden geleni canla başla yapmaya çalıştır. Ne mutlu. Herkesin siyasete bakışını gözden geçirmesinde yarar var.

Medya Gerçeği

Medyanın halinin de içler acısı olduğunu görmüş olduk. Tarafına göre, objektiflikten uzak yayınlar yapıldı. Depremzedeler konuşmasın diye itekleyen, onlardan uzaklaşan muhabirleri gördük. Medyanın bir kısmına göre her şey iyi yapılıyordu, diğer kısmına göre her şey kötü yapılıyordu. İyi yapılanlarda oldu, kötü yapılanlar da oldu. Ama objektif bilgi alma şansımız pek olmadı.

7/16/2021

Covid 19 pandemisinin başlaması ve çok hızlı yayılmasıyla birlikte aşı ve ilaç gibi hastalığı engelleyici çözümler aranmaya başlandı. Çünkü bu hastalık, maske, mesafe ve hijyen gibi kişilerin inisiyatifine bağlı koruyuculardan çok daha kalıcı ve kesin çözüm olacaktı. 

Uzun uğraşılar sonucunda aşılar geliştirilmeye başlandı. Önce üretim ve lisans problemi vardı. Yeterince aşı üretilemiyordu. Üretim kapasitelerinin artmasıyla birlikte aşılama süreci hızlandı. Ülkemizin tercih ettiği Çin aşısı Sinovac' ın başlangıçta tedarik problemi olmadığı için aşılamada dünyada ilk sıralarda yer almaya başladık. Anlaşma yaptığımız tek firma olan Sinovac teslimatları aksatınca aşılamada problem yaşamaya başladık. Çin hükümeti ülkesinde üretilen aşıların öncelikle kendi vatandaşlarına yapılmasını istediği için teslimatlar gerçekleşmiyordu. Daha sonra Biontech firması ile anlaşmaya yapıldı ve aşılama hızı çok arttı. Buraya kadar tek sorunumuzun tedarik olduğunu sanıyorduk. Ortaya çıkan başka bir sorun da aşı karşıtlığı idi.
Karşı Olma Özgürlüğü
Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de aşılara karşı sesler yükselmeye başladı. Ülkemizde özellikle mRNA aşısı olan Biontech' e karşı tepki vardı. Yeni bir teknolojiyle üretilen mRNA aşılarının yan etkileri hakkında şüpheler vardı. ''Vücuduma ne enjekte edileceğini bilmiyorum'' cümlesini sıkça duymaya başladık. Haklıydılar! çünkü aldıkları tüm ilaçların içeriklerini bilecek seviyede uzmanlıkları vardı. Ayrıca yediğimiz yiyeceklerdeki katkı maddelerine, GDO' lu gıdalara vb hiç kafa yormuyorlardı. Varsa yoksa aşı. Ya çip takarlarsa ne olurdu halimiz. mRNA aşıları üzerinde 30 yıldır çalışmalar yapılıyor. Hatta kanser için bir umut olarak da görülüyor. Bu aşıların faz 3 sonuçları bilimsel dergilerde yayınlandı ve milyonlarca insan üzerinde test edilmiş durumda. Aşı ile Covid' in yayılımı durdurulmadıkça yeni varyantlar ortaya çıkıyor. Bu da mevcut aşıların etkinliğini düşürebiliyor. 
Aşı Pasaportu
Pek çok ülke aşı pasaportu çalışmalarına başladı. Yani 2 doz aşı olmayan kişileri ülkelerine almıyorlar. Bu uygulamanın daha ileri aşaması da 2 doz aşı yaptırmayanların konser, sinema, tiyatro, maç gibi kalabalık etkinliklere katılmasına izin verilmemesi. Buna toplu taşıma kullanımı ve kamu binalarına giriş izni verilmemesi gibi önlemler de eklenebilir. Amaç aşı olmayı özendirmek ve aşı olmayanların bulaş riskini azaltmak. Tabi ki insanlar aşı olmak zorunda değiller. Ama bu tercihleri başka insanları da etkiliyorsa kısıtlamalara ve yasaklara tabi olmak durumundalar.

7/12/2021

Geçmişten günümüze gelen bir deyim vardır: ''Karpuz kabuğu düşmeden denize girilmez.'' Havaların ısınmasıyla birlikte karpuz mevsiminin gelmesini ve denize girmenin vaktinin geldiğini belirtmek için kullanılır. Son yıllarda farklı bir belirteç daha ortaya çıktı. O da Bodrum Maça Kızı adisyonu.

Bodrum Türkbükü' nde yer alan Maça Kızı Otel ve plajı yüksek fiyatlarıyla gazetelerin ve medyanın ilgisini çekiyor. Yaz mevsimi başladığında o yıla ait bir adisyon ortalığa çıkar ve fiyatların yüksekliği tartışılır. Hesap makinesiyle kaç asgari ücrete denk geldiği hesaplanır. Bu otelin ne kadar kazık olduğundan dem vurulur. 
Maça Kızı Derneği
Ülkemizde çok sayıda dernek bulunur. Hemşeri derneklerinden özel topluklara kadar, üye olmayanların giremediği gruplardır bunlar. Bazı derneklerde üyelik aidatı bulunur. Hatta kimi derneklerin üyelik aidatı oldukça yüksektir. Maça Kızı da bir nevi dernektir bu manada. Yüksek fiyatlar da giriş ücreti anlamına gelir. Yüksek gelir grubunu hedefleyen bir hizmet politikasıdır bu aslında. Maça Kızı bir kamu tesisi olsa bu serzenişler haklı olurdu. Burası bir özel işletme ve isteyen gider, istemeyen gitmez. Oraya gidenler de bu fiyatları bilerek giderler. Alan razı satan razı durumu var. Dubai' de bulunan dünyanın en yüksek binası Burj Halifa' nın seyir terasına çıkış ücreti 100$ dır. Bu rakamı ödemeyi göze alanlar dünyanın en yüksek binasına çıkabiliyorlar. 
PR Çalışması mı?
Her yıl düzenli olarak sadece Maça Kızı adisyonlarının gündeme gelmesi, insanın aklına bunun bir reklam çalışması olduğunu getiriyor. Kendi müşteri kitlesine, fiyatlarımız hala yüksek, müjdesini veriyor galiba.  

4/17/2021

Sevdiği sporu üst düzeyde profesyonel olarak yapmak pek çok kişinin hayalidir. Hem sevdiği işi yapmış oluyor hem de para kazanıyorlar. En gözde spor dalı olan futbolda para ve şöhret daha fazla. Ülkemizde ise bunlara ilave olarak başka avantajları da var futbolcu olmanın.

                               

Öncelikle diğer ülkelerdeki futbolculara göre çok daha az vergi ödüyorlar. Futbol açısından ülkemiz tam bir vergi cenneti. Ayrıca futbolcuların bazı konularda dokunulmazlığı var. Mesela bir hastaneye silahla girip, havaya ateş edebilir ve her hangi bir ceza almazsınız. Pek çok önemli şahsiyet araya girerek sizi korur. Son dönemde bir başka ayrıcalıkları daha oluştu futbolcuların. O da AŞI. Dünyada aşı kıtlığı yaşanırken, ülkemizde kronik rahatsızlıkları olanlar, öğretmenler, toplu taşıma kullanan ya da kalabalık ortamda çalışan milyonlarca insan sırada beklerken, futbolculara aşı yapılması kararı çıktı ve aşılanmaya başladılar. Şaka gibi. Ama kötü bir şaka. İşin ilginç yanı hiç bir medya kuruluşunda da bu durum eleştirilmiyor. Ne kadar önemli bir şeymiş bu futbol. 

12/29/2020

Berbat geçen 2020 yılını hafızamızdan silmek istememizin en önemli nedenlerinden bir olan Covid 19 pandemisi bir seneye yakındır hayatımızda. Çok sıkıntılı geçen bu sürecin sonunda, tünelin ucundaki ışık olarak görülen ve bu süreci sona erdirebilecek tek umut olan aşı bulundu. Çin Sinovac, Biontec ve Astra Zeneca aşıları dünyada uygulanmaya başlandı. 

Tüm dünyada derman olması beklenen aşı bizde dert oldu maalesef. Aşı ve Covid 19 süreci üzerinden yapılan siyasi kavgalar siyasetten tiksinmemizi sağlıyor. İnsanlar ölüyor, iflas ediyor, işsiz kalıyor ama siyasiler kavgaya devam ediyor. Ne bitmez tükenmez bir kin biriktirmişler içlerinde ''İnsan gerçekten hayret ediyor.'' Sağlıkla ilgili alınması gereken tedbirlerle ilgili toplantının ardından yapılacak açıklamaları tüm Türkiye dikkatle dinlerken, bunlar var ya bunlar gibi açıklamalar geliyor. Benim de aklıma Organize İşler filminde Cem Yılmaz( Müslüm) ve Yılmaz Erdoğan' ın( Asım) oynadığı sahne aklıma geliyor:
Müslüm: Bunlar onlar mı?
Asım: Bunlar? Onlar ?
Komple Teorileri
Aşı geldi ama komple teorilerini de yanında getirdi. Aşıya karşı olanlar, mikroçip takacaklar, DNAmızı bozacaklar, soyumuzu kurutacaklar, genetiğimizle oynayacaklar gibi tezler öne sürüyorlar. Kişisel gelişimin önemli mottolarından bir '' Sen önemlisin'' dir. Aşı karşıtlarına, tamam sen de önemlisin de mikroçip takacak kadar da değil demek istiyor insan. Aşının laboratuvarda üretildiğine inanan önemli bir kitle var. Onlara göre, nüfusu azaltmak ya da önce virüsü bulup daha sonra ilacını bularak para kazanmak isteyenler yaratmıştı virüsü. Dan Brown' ın Cehennem isimli romanında da dünya nüfusunu azaltmak isteyen bir bilim adamı vardı. 
Aşı Olmayanlara Ne Yapmalı
Ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez aşı yapmayanları vatan haini ilan etti ve onlar kız verilmemesi gerektiğini söyledi. Bu kadar uluslararası bir doktorumuz bile sinirlenince mahalle moduna geçti. Aşı zorunlu değil ama mutlaka aşı yapmayanlara yaptırımlar uygulanacaktır. Uçaklara, AVMlere vb toplu alanlara giriş yapmalarına izin verilmeyecektir muhtemelen. 

7/14/2020

2000' li yıllarda popüler olmuş bir şarkı vardı. Muazzez Abacı' nın söylediği, Bana Herşey Seni Hatırlatıyor isimli şarkı. Bu şarkının sözlerini biraz değiştirirsek günümüzdeki duruma uyarlayabiliriz.
İdeoloji sarmış dört bir  yanımı,
Baktığım her yerde izin duruyor, 
Ben seni düşünmek istemesem de,
Bana her şey seni hatırlatıyor.
Gerçekten de ideoloji sarmış dört bir yanımızı. Hadi siyasetçileri anladık. Onların mesleği siyaset. İdeolojik yaklaşmaları normal. Objektif davranmaları pek beklenmiyor. Ama diğer alanlarda ideolojinin yoğunlaşması hatta tamamen öne çıkması rahatsız edici.
İdeolojik Bilim
Tarihçilerden, pandemi uzmanlarına, ekonomistlerden depremle ilgili yorum yapan hocalara kadar yorumlar siyasi görüşe göre değişiyor. Siyaset bilimin yerini almış. Corona kaynaklı vaka sayılarının düşük olduğunu söyleyenler belli bir siyasi görüşe sahip olanlar. Vaka sayılarının yüksek olduğu ve asıl sayıların gizlendiğini iddia edenler de karşı cephede kümelenmişler. İktidara yakın ekonomistler ekonomik olarak nasıl uçtuğumuzu anlatırken, muhalif görüşlü ekonomistler nasıl battığımızı anlatıyorlar. Bilimsel aydınlatmaya ihtiyaç duyan başka konularda da benzer durumlar geçerli. Her iki kesime mensup uzmanlar konuyu, ait oldukları grubun görüşlerini güçlendirecek şekilde değerlendiriyorlar. Siyah ya da beyaz diyorlar. Gri renk ise hiç yok konuşmalarında. Konuklara baktığınızda o günkü konuyla ilgili ne söyleyebileceklerini çok rahat tahmin edebiliyorsunuz. Amaçları kamuoyunu aydınlatmak değil, yönlendirmek. Objektif yorum yapanlarsa programlara davet edilmiyorlar zaten.
Ne Yapmalıyız?
Bu kadar belirgin bir şekilde siyaset, bilimin ve bilginin önüne geçmişse, yapılması gereken siyasileşmiş uzmanları dinlememek. Konu ile ilgili objektif olan uzmanların yazılarını ve yorumlarını takip etmek gerekiyor. Kendi araştırmamızı kendimiz yapmalıyız aynı zamanda. Gerçek bilgiye bu şekilde ulaşabiliriz. Gerçeği araştırma zahmetine katlanmayıp kolaya kaçanlar, yoğun şekilde devam eden ideolojik yorumların yönlendirmesine maruz kalıyorlar.

5/05/2020

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olumsuz olayla karşılaşırlar. Bunlar bireysel olumsuzluklar olduğu gibi toplumsal olumsuzluk da olabilir. Genellikle büyük olumsuzluklardan sonra insanlar ya da toplumlar, öğrendikleri doğrultusunda çıkarımlar yaparlar. Yapmalıdırlar ki, ileride benzer bir durumda kaldıklarında hazırlıklı olabilsinler.
Corona Felaketi
Tüm dünyayı etkisi alan Corona Pandemisi de bu başımıza gelebilecek büyük felaketlerden biri. Hem bireysel hem de toplumsal olarak olumsuz etkileri var. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Bu tabi ki insanların ya da ülkelerin hangi dersi çıkardıklarıyla ilgili. Herkesin aynı tepkiyi de vermeyeceği aşikar. Peki genel olarak Corona bize neler öğretti?
1) Dünya Küresel Bir Köymüş: Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan' a ait olan bir ifade bu. McLuhan değişen ve gelişen teknoloji sayesinde insanın, dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle kolayca iletişim kurabileceğini söylüyor. Corona virüsünün dünyanın her tarafına bu kadar çabuk yayılması dünyanın küresel bir köy olduğunu gösteriyor. Hızlı bir şekilde her yere ulaşabilmenin sonucu. 
2) Tasarruf Kraldır: Halk arasında '' Kefen parası'' denilen ve kötü günler için yapılan tasarrufların önemi ortaya çıktı. Hem bireysel olarak hem devletler olarak. Bu birikimleri yapabilen ülkeler firmaları ve halkı bu süreçte finanse edebilirken, birikim yapamayanlar ise vatandaşlarına IBAN numarası gönderme yolunu seçtiler. Bireysel olarak açık pozisyonda yakalananlar hayat standartlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. 
3) Bu Siyaset Adam Olmaz: Her gün, binlerce insanın virüse yakalanarak ölüm riski yaşadığı, yüzlercesinin öldüğü bir ortamda bile, biri birleriyle kavga etmeye devam ediyorlar. Hala dünyaya ideoloji gözlüğüyle bakıyorlar. Hadi geçimi siyaset olanlar neyse de normal halk da bunların arkasına takılmış. Kayıkçı kavgasına devam ediyorlar. Şu felaket günlerinde bile normalleşemeyenlerden Corana sonrası günlerde bir şey beklemek hayal. 
4) Normal Aslında Mucizeymiş: Evde kalmak zorunda kaldığımız günlerde en çok neyi özlüyoruz? Sıradan hayatlarımızı tabi ki. Sokakta rahatça dolaşmak, maske takmadan alışverişe çıkabilmek, sahilde gezebilmek, ailemizle ve dostlarımızla bir araya gelmek vb. Kimi zaman şikayet ettiğimiz normal hayatımız aslında bir mucizeymiş ve çok kıymetliymiş. Değerini bilmek lazımmış. 
5) Doğanın Düşmanı İnsanmış: Covid salgının bir iyi yanı varsa o da çevreye ve doğaya daha az zarar verebilmemiz. Boğazda yunuslar yüzmeye başladı. Kuş seslerini daha çok duyabiliyoruz. Denizleri ve havayı daha az kirletiyoruz. Dünya genelinde hava kirliliği 2. Dünya Savaşı' ndan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Dünyanın pek çok yerinde insanlar evlerine çekilince mekanın gerçek sahibi hayvanlar ortaya çıkmaya başladı. Tayland sahillerine nesli tükenmek üzere olan deniz kaplumbağaları yumurtalarını bıraktı. Covid salgını dünyanın nefes almasını sağlamış oldu.
6) Hiç Bir Şey Eskisi Gibi Olmayacak: Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak deniyor. Sağlık sistemi değişecek, çalışma sistemi değişecek, online toplantılar artacak, iş seyahatleri azalacak, online alışverişler artacak deniyor. Bizim ülkemizde de büyük önlemler alınacak mı? Deprem sonrası yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza bakınca çok da umutlanamıyor insan.

4/23/2020

M.F.Ö' nün meşhur şarkısı vardır. Adı, Peki Peki Anladık. 1985 yılında yayınlanan albümde yer alıyor. Şarkının nakaratı şu şekilde biter: Sen neymişsin be abi. Her şeyi bilen Ayhan Sicimoğlu için yazmışlar. Belki de yeter artık demek için yazmışlardır.
Günümüzün siyasetçilerine kimi zaman bu şarkıyı söylemek istiyor insan. Her yıl yapılan seçimler kutuplaşmanın artmasına sebep oluyordu. Saflar sıkılaşıyor, karşı cephe düşman olarak görülmeye başlıyordu. Siyasetin düşmana ihtiyacı vardır diye bir tabir var. Kendi taraftarını konsolide etmek için karşı tarafa bir düşman koymak ister siyaset. O düşman algısı kitleyi bir arada tutar. Buna göre karşı taraf ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin yanlıştır, kötü niyetlidir. Gün geçtikçe taraflar arasında kapanmaz yaralar, onarılamaz ilişkiler oluşur. Mahalle arkadaşları, okul arkadaşları, akrabalar vs. nin arasındaki bağlar zayıflar, aralar bozulur. Her iki kesim de fanatik dava adamlarına dönüşür bir nevi. Gözleri bir şey görmez olur. Her şeyin en iyisini, doğrusunu bildiğini ve yaptığını zannederler. 
Virüslü Siyaset
Uzun zamandır süren bu durumun Corona günlerinde ortadan kalkmasını umuyorduk. Tüm dünyayı etkisi altına alan, her gün insanların öldüğü, ne zaman biteceği belli olmayan, görünmez düşmana karşı aynı safta yer alırız sanmıştık. Saf olduğumuz ortaya çıktı. Hem bize ayıp oldu, hem de her biri süper kahraman gibi canlarını ortaya koyarak çalışan sağlık çalışanlarına ayıp oldu. Önce Haşmet Babaoğlu sağlık çalışanlarını alkışlamayacağını söyledi. Geçmişte yaşanan protestoları çağrıştırıyormuş. Karşı taraf boş durur mu? Enver Aysever dindar insanlarla ilgili sert bir karikatür paylaştı. Kafa aynı kafa, taraflar farklı olsa da. 
Muhalefet belediyeleri Corona salgını ortaya çıkınca hemen bir yardım kampanyası düzenleyip para topladılar. Hesaplarına bloke kondu. Belediyelerin yardım toplama yetkisi yok dendi. Geçmişte nasıl topluyorlardı peki sorusunun cevabı da yoktu. İhtiyaç sahiplerine bedava ekmek dağıtmak istediler. Ona da izin çıkmadı. Valilik üzerinden olacakmış o da. Belediyeler halk üzerinde iyi intiba bırakmak için çabalıyorlardı haliyle. Ama buna imkan bulamıyorlardı. Çeşitli ithamlarla karşılaşıyorlardı. Adana Büyükşehir Belediyesi sağlık bakanlığıyla iletişime geçmeden kendi inisiyatifiyle sahra hastanesi inşa etti, onu da mühürlediler. Dolar 7 TL olurken bile konuşmayan ekonomi bakanı bu sahra hastanesini eleştirdi. Virüse rağmen siyaset kavgası devam ediyordu.
Corana virüsü ömrünü tamamlayacak bir süre sonra ama, bu siyaset virüsü hiç ortadan kalkmayacak gibi. 

4/06/2020

Malum, içinde bulunduğumuz günlerde tüm dünyanın başında buluna Corona felaketiyle uğraşıyoruz. Tüm dünyada yayıldığı halde tam anlamıyla tedavi edebilecek bir yöntem geliştirilemedi. Bazı ülkelerde aşı denemeleri var. Farklı ilaçların Covid 19 üzerindeki etkileri de araştırılıyor. Şu ana kadar önerilen önlemlerin öne çıkanları, evde kalmak, elleri sık sık yıkamak, sosyal mesafe, dezenfektan ve kolonya kullanmak.
Evde Kalamayanlar
Evde kalma önerisi kademeli olarak evde kalma zorunluğu haline getirilmeye başlandı. 65 yaş üzeriyle başlayan dışarı çıkma yasağı 20 yaş altı (18-20 yaş arası çalışanlar hariç) ile devam etti. Toplam 32 milyon insanı kapsıyor bu yasak. Bununla birlikte çalışmak için evden çıkmak zorunda olanlar var. Gündelik kazanç sağlayanlar, çalıştığı iş yerinde çalışmaya ara verilmediği için işe gitmek zorunda olanlar, polis, sağlık personeli gibi kamu görevlileri, lojistik sektöründe, gıda sektöründe ve markette çalışanlar evde kalamıyorlar. Eminin evde sıkılanları da hiç anlamıyorlardır. 
Sıkılma Lüksü
Evde kalma önerisi kulağa hoş geliyor başta. Çalışma zorunluğu olmayan, maaşlarını alabilen ya da maddi durumu iyi olanlar için gayet hoş. Aslında evde kalıp sıkılmak büyük bir lüks. Alabildiğine koşuşturduğumuz hayatımızda belki de bir nefes alma fırsatı. Yavaşlayıp, sakinleyip kendimizi dinleme imkanı bulabileceğimiz bir fırsat. Kitap okumak, diziler, filmler, belgeseller izlemek, kendimizi geliştirmek için uğraşmak sıkılmayı da önler. Home office çalışanlar işleriyle meşgul zaten. Onlar da trafik ve ulaşımdan kaynaklanan zaman kaybı ve stresten kurtulmuş oluyorlar. Buna rağmen evde kaldıkları için sıkıntıdan patlayanlar var. Evde kaldığı için sıkılanlara Gülse Birsel' in güzel bir önerisi var: Bir hastaneye gidip sağlık çalışanlarına yardım etmek. Çok sıkılıyorlarsa böyle bir hizmet verebilirler.  
Ev Hapsi
Tabi evde kaldığı için hapis hayatı hissedenler de var. Ailesinde huzursuzluk olanlar ve kalabalık ev ortamı olanlar için durum biraz sıkıntılı. Bir de küçük çocukları olanlar için durum fena. Hem çocukların hareket isteği hem de uzaktan eğitimle ders ve ödev yapılması gerekliliği veliler için tam bir kabus. Bu dönemde velilerin en çok mırıldandıkları şarkı sanırım şudur: ''Öğretmenim, canım benim canım benim. Seni ben çok pek çok severim.''
Ey Özgürlük
Evde kalma zorunluluğunun bu kadar tepki görmesinin bir sebebi de tercih değil zorunluluk olması. Canımız istediği için evde kalabilseydik sorun olmazdı bu kadar. Tam tersi şekilde dışarıda kalma zorunluluğu olsa evimize girmeye uğraşırdık muhtemelen. 
Alışkanlıkların Gücü
Tabi bir de alışılmış hayatımızın dışına çıkma durumu var. Alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Alışkanlıkları değiştirmenin ne kadar zor olduğu malum. Başka düzene geçince ne yapacağımızı bilemiyoruz biraz da.
Parlak Zekalar
Bilindiği gibi Corona virüs tedbirleri çerçevesinde polis ve askerler seyir halindeki araçları durdurup ateş kontrolü yapıyorlar. Rize' de bir grup dahi! WhatsApp grubu kurmuşlar ve bu çevirmeleri biri birlerine haber vererek kaçmaya çalışıyorlar. Hatta varış noktasına 2 saat kala şu ilacı alınca ateşiniz düşüyor, kontrolde yakalanmıyorsunuz diyorlarmış. Fazla zeka da başa bela. 

3/17/2020

Çin' den başlayıp tüm dünyaya yayılan ve son olarak ülkemize de gelen Corona virüsü etkisini giderek arttırıyor. Yayılma hızı ve ölümlere yol açması nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından ''pandemi'' olarak ilan edildi. Yani durum çok ciddi. 
Önlem Üstüne Önlem
Hükümet çok önemli kararları oldukça hızlı bir şekilde aldı. Okullar tatil edildi. Bir araya gelme imkanı sağlayan eğlence mekanları, kafeteryalar, kahvehaneler, sinema salonları, çocuk oyun alanları kapatıldı. Konser, tiyatro gibi pek çok etkinlik iptal edildi. Umreden gelen hacılar karantina altına alındı. Çok sayıda ülkeye uçuşlar durduruldu. 
Futbol İçeri Akıl Dışarı
Bu kadar önlem alınırken futbol camiamızın başka bir dünyada yaşadığı bir kez daha ortaya çıktı. O sihirli top ülkemizde insanların aklını başından almaya devam ediyor. Dünya yıkılıyorken onlar başka alemdeler. Avrupa' nın tüm ligleri, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, EURO 2020 organizasyonu ertelenirken bizde liglerin seyircisiz oynanması kararı alındı. Israrla maçları oynatmaya devam ediyorlar. Futbolculardan her hangi biri hastalığa yakalansa, tüm takıma, rakip oyunculara bulaştırması içten bile değil. Futbol olmazsa dünyanın sonu gelir sanıyorlar galiba. Kendilerini bu kadar önemsemeleri de bundan olsa gerek. Bu kararda muhtemelen yayıncı kuruluşun zarara uğrama baskısı da vardır. Ama insan sağlığı her şeyden önce gelir.
Fıkra Gibi Başkan
Trabzonspor başkanı maçtan sonra basın açıklaması yaptı. Açıklamayı maskeyle yaptı. Sadece onda maske vardı bu arada. Liglerin tatil edilmesinin gerekli olmadığını söylüyordu maskeyle konuşurken. Bazı kulüplerin günü kurtarmak için erteleme istediğini söylüyordu. Futbolun ülke insanının stres atmasına yarayan, onları meşgul eden bir olgu olduğunu, liglerin ertelenmesiyle boşanma davalarının artacağını söylüyordu. Saçmalama konusunda sınır tanımıyordu. İTÜ mezunu önemli bir iş adamı Ahmet Ağaoğlu. Söz konusu futbol olunca eğitim, tecrübe, kültür hepsi çöpe gidiyor. Ne de olsa futboldan daha önemli bir şey yok onlar için. Futbolun sağlığının da pek iyi olduğu söylenemez.

12/05/2019

''Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.'' Pop art akımının en önemli temsilcilerinden olan Amerikalı ressam, yayıncı ve film yapımcısı olan Andy Warhol' un şahane sözü. 1960' lı yıllarda söylemiş bu sözü. Dönemsel ünlüleri çok güzel tanımlıyor. Dünyada da ülkemizde de belli dönemlerde tanınan ve öne çıkan tipler oluyor. 
Kanaat Önderi
Bunlar diziler, filmler ya da tv programları sayesinde ünlü oluyorlar genelde. Her konuda görüşlerine başvuruluyor. Mikrofonlar onlara uzatılıyor sürekli. Onlar da bilip bilmeden her konuda bilmiş bir şekilde yorum yapıyorlar. Bir süre sonra da popülerliğini yitirince, yani kullanım süresi dolunca ortadan kayboluyorlar. Popstar Bayhan, kafasında bardak kıran Caner, kaynana Semra gibi isimlerin listesi uzar gider. Belli dönemlerde gündemi ve kamuoyunu meşgul edip oyalayan, bir süre sonra da ismini hatırlamadığımız '' Dönemsel kahramanlar''.
Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur mu?
Atatürk' ün söylediği iddia edilen ama gerçekte Latin şair Juvenal' a ait olan bu sözün geçerli olduğu düşünülür. Tabi ki bu sözün istisnaları da oluyor. Örneğin şimdiki zaman ünlüsü Can Yaman. Vücudunun sağlam olduğu aşikar. Ama o vücuttaki kafanın pek de sağlam olmadığını söylemlerinden anlıyoruz. Bu ünlü tezi çürütecek seviyede hem de. İspanya' da katıldığı bir televizyon programında bir hayranı ona soru soruyor. Can Yaman' ın mükemmel ve ideal insan gibi göründüğünü, bu dünyadan olduğunu kanıtlayacak bir şeyler anlatmasını söylüyor. Can Yaman' da '' Arka odaya geçelim kanıtlayayım.'' diyor. Ayrıca hayranına, bana dokunabilirsin istersen, sana bir fırsat veriyorum diyor. Magandalık yapıyor yani. Kadına şiddetin, saygısızlığın ve baskının iyice arttığı bir dönemde kadın hayranına verdiği cevaplar tamamen rezillik. Yazılı senaryolarla oynadığı karakterler onun bastırılmış, gerçek kişiliğini iyi gizlemiş demek ki.
Tahsil Cehaletini Almış Sadece
Oyunculukta libidonun önemiyle ilgili fetvalar da veriyor. Mevzuyu tamamen yanlış anlamış. Libido başka tür filmlerde lazım. Bu hızla giderse o tür filmlerde boy gösterip Playboyluk yapacak hale gelecek. Can Yaman İtalyan Lisesini bitirmiş, hukuk fakültesi mezunu bir oyuncu. Oldukça eğitimli. Tahsil onun cehaletini almış ama eşekliği baki kalmış. 

8/10/2019

İstanbul ile İzmir arasını 8 saatten 3,5 saate indirecek olan otoyolun son etabı açıldı. 515 km olan iki şehir arasındaki mesafe 426 km ye düşmüş oldu. Otoyolun toplam maliyeti 11 milyar dolar olarak açıklandı. Yap İşlet Devret modeliyle otoyolu yapan konsorsiyum, 22 yıl 4 ay boyunca otoyolun işletmesini yapacak.
Yap İşlet Devret
Otoyolun geçiş ücreti otomobiller için tek gidiş 256,3 TL olarak açıklandı. Yani, otoyolu ve Osmangazi Köprüsünü kullanarak İstanbul- İzmir arası gidiş geliş yaparsanız 512,6 TL ücret ödemeniz gerekiyor. Rakamın bu kadar yüksek olmasının nedeni otoyolun Yap İşlet Devret modeliyle yapılmış olması. Bu modelde finansmanı yatırımcı firma sağlıyor. Haliyle kar amacı da güdüyor. Belli bir süre işlettikten sonra yaptığı yatırımı ( köprü, otoyol, hastane vb.) devlete devrediyor. Bu süre içerisinde devlet yolcu geçiş garantisi veriyor. İstenilen yolcu sayısına ulaşılamazsa devlet aradaki farkı ödüyor. Böylece yatırımcının geliri garanti edilmiş oluyor. Her geçiş yatırımcıya gelir getirdiği için bu şekilde yapılan köprü ve otoyollar bayramlarda ücretli oluyor. Devletin yaptıkları ise ücretsiz oluyor.
Parayı Kim Ödüyor
Yap İşlet Devret modeli yatırımlarda devletin kasasından para çıkmadığı söyleniyor. Devletin geliri vatandaşın vergilerinden oluştuğu için aslında yatırımı yapan firmalar devlet adına vergi toplamış oluyorlar. Yatırımcı firma yoldan geçiş yapanlardan hedeflediği tutarı toplayamazsa aradaki farkı devlet, yani yine vatandaş ödüyor. Bu sefer yoldan geçmeyen vatandaş da ödüyor. İstanbul boğaz köprü geçiş ücretlerine bakıldığında, devletin yaptığı 1. ve 2. köprülerden geçiş ücreti 8,75 TL iken, Yap İşlet Devret modeliyle yapılan 3. köprünün geçiş ücreti 19,15 TL. Özetle Yap İşlet Devret modeliyle yapılan yatırımlarda da yatırım maliyeti ve kar vatandaşın cebinden çıkıyor. Hatta özel sektör yatırımı olduğu için daha fazla para vatandaşın cebinden çıkıyor.

8/04/2019

Trafikte yol verme kavgası sonucunda, hamile kadın ve eşinin aracını darp eden Seydioğlu Baklavaları' nın sahipleri Hasan ve Hüseyin Sel kardeşler çıktıkları ilk duruşmada tahliye edildiler. Kamera görüntülerinde, kadının hamile olduğu söylendiği halde, baklavacı kardeşlerin kararlı bir şekilde saldırdıkları, kapıyı açamayınca aynayı kırdıkları ve aracın üstüne çıktıkları görülüyor.

                                             
Aslında hamile olmasa da ailenin bulunduğu bir araca saldırmak çok acayip bir şey. Ama baklavacı kardeşlerin bildikleri bir şey varmış meğerse. Nasıl olsa kendilerine bir şey olmayacağını biliyorlarmış. Öyle olmasa, güpegündüz gerçekleşen ve kamera kayıtları olan aleni bir olayda bile elinin kolunu sallayıp çıkmazlardı. Niye emniyet şeridinde gidiyordunuz diyen hakime, annelerinin hastalığı nedeniyle gitmek zorunda olduklarını söylemişler. Ama saldıracak kadar vakitleri varmış demek ki.
Her İle Şube
Baklavacı kardeşler tahliye olduktan sonra, şirket olarak büyüme kararı aldıklarını ve pek çok ilde şube açacaklarını açıkladılar. Ne de olsa reklamın iyisi kötüsü olmazmış. Muhtemelen ''Hamile kadının orada ne işi varmış'' diyen çok sayıda müşterileri olacaktır. Ayrıca bedava tatlı dağıtmışlar. Halkımız durur mu? Bedava tatlıyı veren isterse saldırgan olsun onlar için fark etmez. Hemen kuyruğa girmişler. Belki de ''Elinize sağlık iyi ettiniz'' demişlerdir. Toplumsal duyarlılığı yüksek! halkımız sayesinde bu tip adamlar büyürler ve gelişirler. Halkımız da bu tipleri alkışlarlar. Ta ki bu tür saldırılar kendi başlarına gelene kadar. 

Tatlı kuyruğu

4/28/2019

Son yıllarda memleket insanına bir haller oldu. Siyasetten spora pek çok alanda ortadan ikiye bölünmüş durumdayız. Birinin ak dediğine diğeri kara demek zorundaymış gibi davranılıyor. Tartışma programlarında, belirgin bir şekilde ortada olan bir durum varken, o görüşe karşı olanlar bin dereden su getirerek gözümüzle gördüğümüz bir şeyi başka bir şeymiş gibi anlatmaya uğraşıyorlar. 
Ait oldukları parti ya da görüşün ileri gelenleri nasıl düşünür deyip öyle düşünüp öyle konuşuyorlar. Sanki kendi fikirleri yokmuş gibi. Doğruluk, adalet, hak teslim etme, vicdan gibi kavramlar kaybolmuş. Adeta robota dönüşmüş insanlar. Programlanmış gibi aynı şekilde davranıyorlar. Zaten programlarda gruplar ikiye ayrılıyor. İki taraf da Nuh diyor peygamber demiyorlar. Sıkıştıklarında geçmiş zamanda da şöyle olmuştu, sizinkiler böyle yapmıştı diyorlar. Geçmişte yapılan yanlış günümüzde yapılan yanlışı doğrulamıyor ki. O zaman yanlışsa bugün de yanlıştır. Objektif bir şekilde değerlendirme yapanlar programlara davet edilmiyorlar. Medya da bu kutuplaşmadan memnun olmalı ki bu tür bölünmeye çanak tutuyor. 
Sporun Amigoları
Benzer durum spor programlarında da yaşanıyor. Eskiden amigolar tribünde olurlardı. Şimdi ekranlara yayılmış durumdalar. Amigo spor muhabirleri, amigo yorumcular ve gazetecilerle dolu spor programları. Tuttukları takımı korumak adına yanlı, objektiflikten uzak yorumlar yapıyorlar. Aslında böyle davranarak taraftarı oldukları kulüplerine de büyük haksızlık edip zarar veriyorlar. Kulüp tarihinde övündükleri sembol olmuş isimler centilmenlikleriyle anılırken, yeni nesil yorumcu, gazeteci, muhabir grubu yanlı davranışlarıyla onların kemiklerini sızlatıyorlar. Ayrıca sporun birleştirici olma özelliğini ortadan kaldırıp düşmanlıklar oluşmasına yardımcı oluyorlar. 
Zıt Kutuplar
Fizikte zıt kutuplar biri birini çeker ama geri kalan alanlarda biri birini itiyor. Hem de iyice uzaklaştırıyor. Neredeyse herkes düşman olacak. Her kesin aklını başına alıp kendisine çeki düzen vermesi lazım. Vicdan ve dürüstlük gibi değerler hatırlanıp ona göre davranılmalı. Gelecekte oluşacak büyük tatsızlıkların alt yapısını oluşturduklarının farkına varmalılar. 

1/05/2019

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, naylon poşet yönetmeliği kapsamında, 1 Ocak 2019 itibariyle market alışverişlerinde kullanılan plastik poşetlerin 25 kuruş olacağını açıkladı. Bu yönetmeliğin amacı olarak görsel ve çevresel kirliliğin azaltılarak gereksiz poşet kullanımının önüne geçmek olduğu belirtildi. Çevre kirliliğinin azaltılması için atılmış çok önemli bir adım. Plastik poşet, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve ABD gibi pek çok ülkede ücretli ya da yasak. 
Neden Bu Kadar Önemli?
Plastik poşetler polietilen denilen petrol türevinden ve atık malzemelerin ikincil kullanımından elde ediliyor. Üretim maliyetlerinin düşük olması ve dayanıklılığı nedeniyle çok yaygın. Bu poşetlerin doğada yok olma süresi 1.000 yılı buluyor. Naylon poşetlerin sadece %1' i geri dönüştürülebiliyor ve  % 99' u doğada kalıyor. Türkiye' deki bir kişi bir yılda ortalama 312 adet plastik poşet kullanıyor. Dünyada ise her saniyede 160.000 plastik poşet kullanılıyor. Her yıl dünyada 5 trilyon adet plastik poşet üretiliyor. 
Bizim Tepkimiz Ne Oldu?
İlk tepkimiz market görevlileriyle kavga etmek oldu. Bu kadar alışveriş yapıyorum poşete de mi para istiyorsunuz dendi. Kızıp ürünleri iade edenler, manav reyonundaki ince ve ücretsiz poşeti alıp kullananlar, montunun içine dolduranlar, poşeti kullandıktan sonra geri getirip parasını isteyenler oldu. Hatta bazı marketlerin önünde 10 kuruşa poşet satanlar bile çıktı. Ama rakamlara bakıldığında plastik poşet tüketiminin % 50 azaldığı görülüyor. Amaç da bu zaten. Çevre bilincine sahip oldukça rakamların daha da düşmesi en büyük dileğimiz. Akaryakıt ürünlerindeki fiyat artışları, köprü geçiş ücretleri artışları vb. pek çok alanda yapılan fiyat artışlarına neredeyse hiç tepki vermeyen vatandaşlarımız söz konusu 25 kuruşluk poşet ya da çevre olunca büyük tepki gösterdiler. Bu da şaşırtıcı bir durum.
Reklam Meselesi
Bir başka tepki de ücretli poşetlerde alışveriş yapılan firmanın logosunu olmasına geldi. Hem parayla satıyorsunuz hem de sizin reklamınızı yapıyorum. Marketin bana reklam parası ödemesi gerekir ya da logosuz poşet verin diyenler oldu. Parayla aldığı her ürünün üzerinde reklam bulunan insanlar konu poşet olunca ayrı bir hassasiyet gösterdi. 

12/25/2018

Reyting, televizyon dünyasının görmezden gelinemez hatta odak noktası diyebileceğimiz bir unsuru. İstenilen reytingi alamayan dizi, program vb. reyting canavarının pençelerinde yok olup yayından kaldırılıyor.
Günümüzde reyting denilince akla gelen ilk isim Acun Ilıcalı' dır. Muhabirlikten başlayıp televizyon kanalı sahipliğine kadar uzanan öyküsünde, halkın nabzını çok iyi tutan yapımlarla ekranda yer aldı. Oldukça iyi izlenme oranları alarak reyting canavarını mağlup etti. Ama bu süreç içerisinde yaptığı programlar, reyting kaygısıyla da olsa kendi canavarlarını yarattı. Acun Ilıcalı' nın reytinglerinin ana ögesi kavga olmaya başladı. Yemek programı, moda programı ya da Survivor fark etmiyor. Pek çok yarışma programında kavga yer alıyor. Buna '' kontrollü kavga'' da diyebiliriz. Reyting için yarışmacılar kavga ettiriliyor. Bu arada kontrolünü kaybedip kavgayı abartan yarışmacılar diskalifiye edilerek aslında kavga istenmiyormuş gibi yapılıyor. Böylece Acun, ailemizin programcısı olarak kalmaya devam ediyor. Acun' un programından fırlayan canavarların sonuncusu  yemek programı MasterChief' te yer alan Murat Özdemir. Bu yarışmacı bir papağana işkence edip sosyal medya hesabından paylaşmıştı. Bir diğer yarışmacı Nihat Doğan' ın Özgecan Aslan için söylediklerini insan olan söylemezdi. Ama bu sözleri söylemesine rağmen Survivor yarışmasında kendisine yer buldu. Çünkü onun reytingi vardı ve reyting Acun için pek çok şeyden önemliydi. Tabi ki bu insanların her yaptığından Acun Ilıcalı sorumlu olamaz. Ama seçtiği kontrollü kavgaya dayalı reyting modelinin işlemesi için bu tip insanlara ihtiyaç duyuyor.
Ekranda sürekli kavga olması sonucunda, kavga normal bir şeymiş  gibi algılanmaya başlanıyor. Acun da bir şekilde şiddetin normalleşmesine katkıda bulunmuş oluyor. 

11/08/2018

Bugün haber bültenlerinde İstanbul Bahçelievler' de meydana gelen bir cinayet haberi vardı. 15 yaşındaki bir lise öğrencisi, aynı okuldan arkadaşı tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Hem de defalarca ateş edilerek. Çok üzücü bir olay. 15 yaşında bir çocuk sokak ortasında okul arkadaşını gözünü kırpmadan ve soğukkanlılıkla öldürebiliyor.
Okuldaki bir tartışmanın geldiği noktada cinayeti işleyen lise öğrencisinin suçlu olduğu aşikar. Ama bu tür davranışları yapabilecek psikolojiye gelmesinde sorumlu olanlar da var tabi ki. Aile, çevre, arkadaş grupları, toplumdaki genel iklim, televizyon vs. Televizyonun etkisi biraz farklı. Çünkü televizyon bazı şeylerin genele daha çabuk yayılmasını sağlıyor. 
Buzlu Tv Ekranı
Günümüzde pek çok insan televizyon karşısında uzun saatler geçiriyor. Ekran açık oldukça dünyayı o ekran üzerinden görmeye başlıyor neredeyse. Ratinge bağlı olarak dizilerin içerikleri değişiyor. Örneğin şiddet içerikli, mafyavari diziler yoğun ilgi görüyor. Kurtlar Vadisi, Söz ve Çukur gibi silahların ortada gezdiği,tehditlerin ve şiddetin havada uçuştuğu dizilerin meraklısı çok oluyor. Bir süre sonra şiddet normalmiş gibi algılanmaya başlanıyor. Televizyonları denetleyen kurumlar şiddetin pek zararlı olmadığını düşünüyor olmalılar ki bu diziler ceza almıyor. Bu dizilerin biri bitiyor diğeri başlıyor. Yemek programlarında ve yarışma programlarında bile insanlar kavga ediyorlar. Ya da rating için kavga ettiriliyorlar. Ama yetkililer ne yapıyorlar? Sigara ve içki bulunan sahneleri hemen buzluyorlar. Silahları ekranlarda rahatlıkla görebiliyoruz ama içki kadehini göremiyoruz. Yukarıdaki resim Zeki Müren' in İnleyen Nağmeler filminden. Masadaki kadehleri göstermemek için ekranın yarısını buzlamışlar. Mazallah kadehleri gören herkes alkol batağına saplanabilir. Şaka gibi. 
Arda Bey
Arda Bey' e iki satır yazmadan geçmek olmaz. Toplum önünde bulunan insanların davranışlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Pek çok insan, özellikle çocuklar onları örnek alıyorlar. Örneğin futbolcu olduğu iddia edilen Arda Bey geçtiğimiz günlerde bir mekanda gece yarısı bir şarkıcıyla kavga edip burnunu kırıyor. Sonra da hastanede silahıyla onu ziyaret edip havaya ateş ediyor. Peki daha sonra ne oluyor? Hiç bir şey. 3 gün sonra maça çıkıyor ve hayatına devam ediyor. Şiddetin normalleşmesine katkı sağlıyor. Ona yasal işlem yapmayanlar da buna destek oluyorlar. Sonra da 15 yaşında çocuklar neden katil oluyorlar deyip, timsah gözyaşlarıyla ah vah ediyoruz. Yazık, çok yazık.

5/14/2018

Sanatçıların da herkes gibi, siyasi görüşlerinin olması hatta iktidara ve güce yakın olmak istemeleri normaldir. Sanatçı muhalif olacaktır diye bir görüş vardır ama bence böyle bir zorunluluk yoktur. Sanatçılar yandaş ya da muhalif değil de sağduyulu olsunlar yeter. Gönül ister ki kültür, sanat ve spor gibi evrensel işlerle uğraşanlar, kendilerini siyasetin sığ dünyasına hapsetmesinler ama bu mümkün olmuyor.
Hele ülkemizde sanatçılar taraflarını belli etmek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Demeçler vermek istiyorlar, yorum yapmak istiyorlar ve konuştukça bizi hayal kırıklığına uğratıyorlar. Şarkılarıyla gönül dünyamızda büyük yer tutan sanatçıların olaylara bakışları insanı hayret ettiriyor. Özellikle özgürlük konusuyla ilgili yorumlar sıkça yapılıyor sanatçılar tarafından. Yavuz Bingöl' de buna bir yorum katmış. Hoş, Yavuz Bingöl daha önce bulunduğu '' Karşı mahallede''  kendisini o kadar özgür hissetmiyordu o ayrı. Yaptığı yorumda özgürlük konusunu tamamen yanlış anladığı ortaya çıkıyor. Demiş ki: '' Yurt dışına gidin; orada yapamadığınız her şeyi burada yapabiliyorsunuz. Orada yere tüküremezsiniz, burada tükürüyorsunuz.'' Vah ki vah. Yere tükürmek, özgürlükle ilgili değil ''Öküzlükle'' ilgilidir. Özgürlük herkesin her isteğini yapabilmesi demek değildir ki zaten. Suç işleme, hakaret etme ve küfür etme özgürlüğü de olamaz. Yavuz Bingöl kadar karşı mahalledekiler de kendilerini özgür hissediyorlarsa özgürlük sorunu da yoktur zaten.
Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Yavuz Bingöl, Hülya Koçyiğit ve daha niceleri. Onlar bu siyasetçiler ortada yokken dünyamızda önemli yer kaplıyorlardı. Kendilerine yazık ediyorlar.   

4/27/2018

Geçtiğimiz günlerde Manisa' da çok ilginç bir olay yaşandı. Kıyılan bir nikah esnasında, nikah memurunun sorduğu, eş olarak kabul ediyor musun sorusuna gelin adayı '' Hayır demek ne mümkün, tabii ki evet'' diye cevap verince nikah memuru nikahı iptal etti ve tüm ikna çabalarına rağmen nikahı kıymayı reddetti. Nikah memurunun nikahı iptal gerekçesi de şöyle:
''Biz, çiftlerin ağzından çıkan ilk kelimeye bakarız. Nikah masasına hayır demek için gelinmez. Sonrasında bin defa da evet deseniz bizim için değişmez. Biz hakimler gibi karar veriyoruz. Çiftlerin vereceği cevap kısa ve net olmalı. Duruma üzülmedim, pişman değilim. Kanunu yerine getirdim. Çiftler nikah masasında şaka yapmasın.''
Bu bir Zaytung haberi değil. Şaka gibi ama gerçek. Neye şaşıracağımıza şaşırıyoruz. Nikah memurunun abartılı derecede ciddiyetine mi, kendisini hakim yerine koymasına mı, kendisini aşırı derece önemsemesine mi, hoşgörüsüzlüğüne mi, gelin ve damatla birlikte 60 kadar davetliye yaptığı saygısızlığa mı ? Tuhaf ki ne tuhaf. 
Hangi Hakimi Örnek Almış?
Hakim gibi karar veriyormuş. Son yıllarda hakimlerin verdiği ''hoşgörü'' içeren kararlara bakınca oradaki tuhaflıkları da görüyoruz. Hangi hakimi örnek alıyor acaba bu ciddi nikah memuru? Karısını defalarca bıçaklayarak öldüren adamın cezasında, iyi hal indirimi yapan hakimi mi, otobüste ya da sokakta kıyafetini beğenmedikleri kadınlara saldıranları serbest bırakma kararı alan hakimi mi? Bu hakimleri örnek almamıştır. Çünkü bu hakimler olabildiğince '' hoşgörülü'' davranmışlar. Hem de vicdanları yaralayarak. Rahmetli Aydın Boysan' ın bu tür insanlar için söylediği güzel bir söz var: Vicdan fukaraları.

3/20/2018

Gün geçmiyor ki ülkemizde bir saadet zinciri çökmesin ve mağdurlar yaratmasın. Son saadet zinciri hikayesi Çiftlik Bank' ta ortaya çıktı. İnternet üzerinden oynana FarmVille benzeri bir oyunla 77.843 kişiden 511,7 milyon TL para toplanmış. 398,3 milyon TL üyelere ödeme yapılırken 113,4 milyon TL ise yurt dışına aktarılmış.
Nasıl Oynanıyor
Bu sisteme kayıt olduktan sonra parayla çiftlik hayvanı satın alıyorsunuz. Ayrıca yem ve depo parası ödüyorsunuz. Sistem 4- 6 ay içerisinde koyduğunuz parayı geri almayı ve hatta daha fazla kazanmayı vaat ediyor. 1.000 TL lik yatırım karşılığında yılda 2.200- 2.800 TL arasında kazanma imkanı olduğu söyleniyor. Hayvanların yaşam ömrü 365 gün. Bu sürenin sonunda tekrar yatırım yapmanız gerekiyor. Bu oyunda satın alınan hayvanlar ve tesisler karşılığında firma gerçek hayvan satın alıyor ve tesis kuruyor. Buradaki satışlar yatırımcının karını arttırıyor. 
Ponzi Sistemi
Tüm saadet zincirlerinin atası sayılan Ponzi Sisteminde, son girenler ilk girenleri finanse ediyor. Sisteme ne kadar çok giriş olursa kazanç o kadar artıyor. Titan saadet zincirinin de kuruluş şablonu bu şekildeydi. Sisteme üye girişi durunca sistem çöküyor. 
Asıl Uyanık Kim
Herkes bu sistemi kuran ve ''Tosuncuk'' diye tabir edilen Mehmet Aydın' ın ne kadar uyanık olduğunu söylüyor. Oysaki resimde görünen ve üye olan tüm katılımcılar en az onun kadar uyanık. Çünkü vergisiz ve kolay kazanç sağlamayı umuyorlardı. Zaten mağdurlardan biri, yapılan röportajda, bu kadar kişinin aptal olacağını düşünmediği için sisteme girdiğini söylüyordu. Yani işin özeti bizim memleketin ne uyanığı biter ne de mağduru.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!