10/29/2020

Hata yapmayan insan var mıdır? Cevabı çok basit. Hata yapmayan insan yoktur. Önemli olan aynı hatayı tekrar etmemek ve yapılan hatalardan ders çıkartmaktır. Her ne kadar hiç hata yapmayanlar, hiç bir şey yapmayanlardır dense de bu bile başlı başına bir hatadır. Konfor alanını terk etmeyen bu insanlar kendilerine ve çevrelerine yaptıkları katkıyı sorgulamalıdırlar.

Hatayı Kabul Etmek

En büyük problemlerden biri bu. Çoğu insan hata yaptığını kabul etmez. Kabul etmediği için yanlış olan davranışını değiştirmez. Peki insanlar neden hata yaptıklarını kabul etmezler? Bazı insanların egosu buna izin vermez. Eksik olduğunu düşünmek istemez. Bunu zafiyet olarak algılar. Bazı insanlar da hata yaptıklarının farkında olmazlar. Daha doğrusu hatanın başkalarında olduğunu düşünürler. Toplumdaki başarı algısı, başarılı olana değer verme, başarısız olanı dışlama ve değersizleştirme yaklaşımı da insanların başarısızlığı ve hatayı kabul etmesini engelliyor.  

Hata Yapma Hakkı

Genelde kendi yaptığımız hataların affedilmesini beklerken, başkalarının yaptıkları hatalara tahammül edemiyoruz. Hata yapma hakkını sadece kendimize tanıyoruz. İnsanlara hata yapma hakkı tanımadığımızda, onların hatalarıyla yüzleşme ve gelişme imkanlarını ellerinden almış oluyoruz. Hata yapma hakkı tanımadığımız insanlar, daha iyisini aramak yerine vasatı sürdürmek zorunda kalacaklardır. Ayrıca yapılan hataya gösterilen tepkinin büyüklüğü, yapılan hataların gizlenmesine ve daha büyük sonuçların oluşmasına sebep olur.

Hatalardan Ders Çıkartmak

Albert Einstein' in güzel bir sözü var: ''Hata yapmayan insan yoktur. Kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir''. Aslında hatalar gelişim fırsatlarıdır aynı zamanda. Hatalarımızdan ders çıkartırsak gelişmeye ve ilerlemeye başlarız. Ders çıkartılan hatalar insanın olgunlaşmasına yardımcı olur. Bunun bir ileri aşaması da başkalarının hatalarında ders çıkartmaktır. 

Hata mı Tercih mi?

Bir kez  yaparsan hata, tekrar edersen tercih olarak tanımlanır. Israrla aynı hatayı yapmak, bu davranışı bilerek yapmak ya da yapılan hatadan ders almamak demektir. 

9/19/2020

Araçlar kırmızı ışıkta beklemektedir ve yeşil yanınca hareket etmeye başlarlar. Bir araç hariç. Yeşil ışık yandığı halde olduğu yerde durmaktadır. Diğer araçlardaki insanlar, duran aracın arızalı olduğunu düşünerek araca yaklaşırlar. Araç arızalanmamıştır. Sürücüsü kör olmuştur. Ama bu körlük farklıdır. Etraf simsiyah değil, bembeyaz görünmektedir.

Daha sonra beyaz körlük tüm ülkeye yayılır. Bununla birlikte kaos meydana gelir ve insanlar bu kaosta hayatta kalmaya çalışırlar. Körlüğün bulaşıcı olduğu düşüncesiyle hükümet, ilk kör olan grubu bir akıl hastanesine kapatır. Deyim yerindeyse kaderlerine terk eder. Bu zor koşullarda bile insanların kötülükten ve zorbalıktan vazgeçmemesi kitabın vurucu temalarından. Hatta normal hayatında kör olan bir kişi, sonradan kör olan bu insanlara yardım etmek yerine, onlara kötülük etmeyi seçmiştir ve bundan keyif almaktadır. Bu davranış onun kötü biri olduğunu mu yoksa geçmiş hayatının öcünü almaya çalışan bir mi olduğu sorusunu sordurtuyor. Bunun yanında sistem eleştirisi de yapıyor kitabın yazarı Jose Saramago. Kitapta nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanılmamış. Ayrıca mekan, kişi ve yer adı da kullanılmıyor. İlk kör, şaşı çocuk, doktorun karısı, koyu renk gözlüklü genç kız gibi isimlerle karakterleri tanımlıyor. Buna rağmen kitap çok akıcı ve oldukça etkileyici. Körlük 1995 yılında yazılmış. 1998 yılında da yazar Jose Saramago Nobel Edebiyat Ödülünü almış. Ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir. 

9/09/2020


Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyler almak istedim. Ufak tefek atıştırmalık yiyeceklerin yanında marketten en sevdiğim markanın ambalajlı sütünü aldım. Süt, bizim evde çok tüketildiği için artık her alışverişlerimde sanırım hiç düşünmeden sepete ekliyorum.

Evlerine gittiğimde arkadaşım torbaları boşaltırken sütleri kendime aldığımı sanınca biraz şaşırdım. Meğer çocukları süt “sevmezmiş”. Benim düşünceme göre, çocuklar bir gıdayı, bir yiyeceği sevmediğinde bu gerçek fikir değil, bir etkilenme veya zorlanma sonucu oluyor. Yani çocuğu yemesi veya içmesi için zorlarsan o çocuk o gıdayı bir daha tüketmeyebiliyor. O yüzden çocukları serbest bırakmak, sıkmamak, o gıdayı farklı tarif ve formlarda denemelerini sağlayarak onlara sevdirmek lazım. Hele ki konu beslenme için olmazsa olmazlardan süt ise….

Arkadaşımla sohbet ettiğimizde  çekinerek ambalajlı sütleri pek kullanmak istemediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ise besin değerinindüşük olduğunu duyduğunu ama bunu da araştırmadığını, tamamen kendi fikri olduğunu söyledi. Hızlıca bir google’layarak onunla birkaç araştırmayı paylaştım.  Çıkan sonuçlar,onu şaşırttığı kadar beni de şaşırttı. Zira bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Bu vesileyle arkadaşıma da teşekkür ederim yeni şeyler öğrenmemi sağladığı için. 

Araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri kısaca sizinle de paylaşmak istedim. Süt özelikle 1-4 yaş döneminde zihinsel gelişime katkı sağlıyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde güçlü kemik ve diş oluşumunu sağlıyor.  Sonraki dönemlerde yani gebelik ve emzirme dönemlerinde bebeğin sağlıklı gelişimi için gerekli vitamin ve minerallerin vücuda alınmasına ve bebeğin kemik gelişimine yardımcı oluyor. 

Hamilelik dönemlerinde annelerin çoğunda yaşanan kemik ve diş problemlerinin oluşumunu önlüyor. Yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde ise yaşanması olası olan kemik problemlerinin önüne geçilmesinde etkili rol oynuyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini gibi birçok besin öğesini de içinde barındıran süt sağlıklı ve kaliteli yaşamın anahtarı diyebiliriz. Eğer siz de yaşamınızı daha kaliteli sürdürmek, olası sağlık problemlerinin önüne geçmek istiyorsanız her gün az 2 bardak süt ve 1 porsiyon süt ürünü tüketmenizi öneririm. Uzmanlar yetişkin ve yaşlıların da ortalama 2 bardak süt içmelerini öneriyorlar. Hal böyle olunca aslında sütün günlük beslenmemizde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.



Ambalajlı Sütler Nasıl üretiliyor?

Ambalajlı sütler, ısıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği’ne uygun ısıl işlem geçirerek ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylanan tesislerde üretiliyor. 

Isıl işlem, dünya çapında tüm sütlere uygulanan bir yöntemmiş meğer. Bu işlemin  amacı, sütün besleyiciliğinden ve içeriğindeki vitaminlerinden de herhangi bir kayba uğramadan, insanlarda ciddi hastalık riski oluşturabilecek etkenlerin tamamen uzaklaştırılmasıymış. mış.
Bu arada aranızda çiğ süt kullanan varsa diye çok ama çok önemli bir bilgi eklemek istiyorum. Çiğ olarak tüketime sunulan açıkta satılan sütler biliyorsunuz sokakta, dükkan önlerinde, mağaza kapılarında filan satılıyor. E tabii soğuk zincir de hak getire! Bu sütlerde soğuk zincir sağlanamadığından, tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde toplam bakteri yükü artıyor. Bu zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması amacıyla evlerde kontrolsüz bir şekilde uzun süre kaynatılıyor ve bu yüzden vitamin-mineral kayıpları ambalajlı sütlere göre daha fazla oluyor.

Özetlemek gerekirse; kendi sağlığınız ve çocuğunuzun sağlığı için her yerden süt almayın, çiğ süt almayın, denetimden geçmeyen sütü doğal sözüne kanıp eve sokmayın. Çocuklarınızı da onu sevmiyor, bunu sevmiyor diye şartlandırmayın. Sadece neyi nasıl sunacağınızı bilin ve çocuğunuza, yeni şeyler denemesi ve sevmesi için her zaman şans verin.  Çocuğunuza sütü sevdirecek bir tarifle bu yazımı sonlandırıyorum 
Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Çilekli& muzlu Smootie Tarifi:
• 10 adet çilek,
• Yarım olgunlaşmış muz
• 1/2 bardak kutu süt, 
• 2 küp buz.
• Çocuklar için hazırlıyorsanız 1 tatlı kaşığı bal
Yukarıdaki karışımı 1 dakika blender’dan geçirin ve şahane bir yaz içeceğiniz hazır! 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

8/22/2020

İnsan yapısı gereği içinde iyilik ve kötülük barındırır. İçindeki iyilik ve kötülüğü ortaya çıkartmak  ister. Hatta bunun için fırsat kollar. Yaralarla dolu hayatımıza pansuman yapabilmek için özellikle iyilik yapmaya uğraşırız. Bunun için, başkalarının izni olmadan hayatlarına müdahale ederiz.
Acar Baltaş' ın dediği gibi, kendi hayatlarında zorluk çeken insanlar başkalarının hayatlarını düzenlemek gibi bir misyon yüklüyorlar kendilerine. Bu misyon çerçevesinde karşımızdakinin ne istediğine bakmadan, onun iyiliğini düşünerek, neredeyse baskı yapıyoruz.
Zorla Güzellik
Zorla güzellik olmaz diye bir söz var. Peki zorla iyilik olur mu? Gösterilen tepkilere bakıldığında pek olmadığı söylenebilir. Kendi penceremizden bakarak verdiğimiz yardım kararını, karşı taraf istiyor mu diye sormayız genelde. Bu nedenle karşı tarafın talebini karşılamak yerine kendi uygun gördüğümüz şeyleri yaparız. Bu yapılanların şimdi anlaşılmasa bile, ileride anlaşılacağı gibi bir tez ortaya koyarız. Ama karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini yok sayarak davrandığımız için tepki görürüz.
Kendimize İyilik
Yapılan araştırmalara göre başkaları için bir şey yapan insanlar, kendileri için bir şey yapan insanlara göre kendilerini daha iyi hissediyorlar. Dolayısıyla başkaları için bir şeyler yapmak gibi bir güdümüz de mevcut. Bu nedenle karşı tarafın bu iyiliği isteyip istememesi önemsiz bir detay olarak kalıyor. Uygun gördüğümüz iyiliği, aile fertlerimize ve yakın çevremize yapmaya çalıştığımızda, ailenin pek sevilmeyen kişisi olmaya aday oluruz. Galiba en iyisi insanları rahat bırakmak. Çünkü zorla iyilik yapmaya çalıştığımız insanlar için hiç bir şey yapmasak daha çok sevileceğimiz kesin.

7/14/2020

2000' li yıllarda popüler olmuş bir şarkı vardı. Muazzez Abacı' nın söylediği, Bana Herşey Seni Hatırlatıyor isimli şarkı. Bu şarkının sözlerini biraz değiştirirsek günümüzdeki duruma uyarlayabiliriz.
İdeoloji sarmış dört bir  yanımı,
Baktığım her yerde izin duruyor, 
Ben seni düşünmek istemesem de,
Bana her şey seni hatırlatıyor.
Gerçekten de ideoloji sarmış dört bir yanımızı. Hadi siyasetçileri anladık. Onların mesleği siyaset. İdeolojik yaklaşmaları normal. Objektif davranmaları pek beklenmiyor. Ama diğer alanlarda ideolojinin yoğunlaşması hatta tamamen öne çıkması rahatsız edici.
İdeolojik Bilim
Tarihçilerden, pandemi uzmanlarına, ekonomistlerden depremle ilgili yorum yapan hocalara kadar yorumlar siyasi görüşe göre değişiyor. Siyaset bilimin yerini almış. Corona kaynaklı vaka sayılarının düşük olduğunu söyleyenler belli bir siyasi görüşe sahip olanlar. Vaka sayılarının yüksek olduğu ve asıl sayıların gizlendiğini iddia edenler de karşı cephede kümelenmişler. İktidara yakın ekonomistler ekonomik olarak nasıl uçtuğumuzu anlatırken, muhalif görüşlü ekonomistler nasıl battığımızı anlatıyorlar. Bilimsel aydınlatmaya ihtiyaç duyan başka konularda da benzer durumlar geçerli. Her iki kesime mensup uzmanlar konuyu, ait oldukları grubun görüşlerini güçlendirecek şekilde değerlendiriyorlar. Siyah ya da beyaz diyorlar. Gri renk ise hiç yok konuşmalarında. Konuklara baktığınızda o günkü konuyla ilgili ne söyleyebileceklerini çok rahat tahmin edebiliyorsunuz. Amaçları kamuoyunu aydınlatmak değil, yönlendirmek. Objektif yorum yapanlarsa programlara davet edilmiyorlar zaten.
Ne Yapmalıyız?
Bu kadar belirgin bir şekilde siyaset, bilimin ve bilginin önüne geçmişse, yapılması gereken siyasileşmiş uzmanları dinlememek. Konu ile ilgili objektif olan uzmanların yazılarını ve yorumlarını takip etmek gerekiyor. Kendi araştırmamızı kendimiz yapmalıyız aynı zamanda. Gerçek bilgiye bu şekilde ulaşabiliriz. Gerçeği araştırma zahmetine katlanmayıp kolaya kaçanlar, yoğun şekilde devam eden ideolojik yorumların yönlendirmesine maruz kalıyorlar.

6/29/2020

İçi dışı bir olmak diye bir tabir vardır. Düşündüğünü açıkça söylemek demektir. Bazı insanlar bu özellikleri ile övünürler. Aslında insanların içi dışının bir olması, yani düşündüklerini açıkça söylemeleri güzel bir özellik gibi görünüyor. Bu özellik sayesinde insanların bizim hakkımızda neler düşündüklerini bilme imkanımız olur. Peki bunu gerçekten ister miyiz? 
Çoğumuz, genellikle yaptıklarımızdan dolayı takdir edilmeyi bekleriz. Ya da daha doğru bir ifadeyle eleştirilmek istemeyiz. Yaptıklarımızın onaylanmasını bekleriz. Dürüstçe yapılan eleştirileri bile kabul edemeyiz. Hal böyle olunca karşımızdakinin içiyle dışının bir olmasını pek istemeyiz. Ayrıca içi dışı bir olmak olmak demek patavatsız olmak demek değildir. Yani aklımıza gelen her şeyi, karşımızdakini incitecek şekilde ortaya koymamız gerekmiyor. Bazıları bu durumu karıştırıyor.
Samimiyet Testi
Genelde içi dışı bir olma eylemi yukarıdan aşağıya doğru olur. Kırmaktan çekinmediğimiz, bizim üzerimizde yaptırım etkisi olmayan insanlarda bu özelliğimizi daha rahat ortaya koyarız. Örneğin patronumuza, müdürümüze, aile büyüklerimize karşı içimiz dışımızı bir olmaz genelde. Onlara karşı arkalarından söylediğimiz ya da içimizden geçirdiğimiz düşüncelerimizi söyleyemeyiz. Söylersek bu bizim için pek iyi sonuçlar doğurmaz. Dolayısıyla içi dışı bir olduğunu iddia edenlerin genelde samimiyet testinden geçemedikleri görülür.
İçi Başka Dışı Başka
Bir de içi başka dışı başka olan insanlar vardır. Sürekli politik ve hesapçı yaklaşan bu kişilerin gerçek fikirlerini hiç öğrenemeyiz. Düğün evi tefçisi, ölüm evi yasçısı olurlar. Genellikle suratlarında kocaman bir gülümseme bulunur. Gerçek hisleri örtmeye yarayan koca bir gülümseme. Fikirleri duruma göre değişkenlik gösterir. Yanınızdaymış gibi görünüp, en ihtiyacınız olduğu anda ortadan kaybolurlar. Bu kişilerden uzak durmakta fayda vardır.

6/25/2020

Bir rüya sona erdi. 7 yıldır Fenerbahçe Basketbol Takımını çalıştıran Zeljko Obradovic takımdan ayrıldığını açıkladı. Pandemi süreci sonrasında başkan Ali Koç ve yöneticilerle görüşen Obradovic, ailesiyle durum değerlendirmesi yaptıktan sonra aldığı 1 yıl takım çalıştırmama kararını yönetime iletti. 
Benim Adım Zeljko Obradovic
Obradovic, farkını ilk basın toplantısında ortaya koymuştu. Futbol yazarı Senad Ok, Obradovic' e şu soruyu sormuştu: Sizi basketbolun Morinho' su olarak tanımlıyorlar, bundan haberiniz var mı? Senad Ok dünyayı futboldan ibaret olarak gördüğü için bu soruyu sorması onun için normaldi. Morinho' nun 3 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu varken , basketbolda bunun muadili olan Euroleague şampiyonluğunu Obradovic 8 kez kazanmıştı. Obra' ın cevabı kısa ve öz oldu: Benim adım Zeljko Obradovic ve bundan çok memnunum. 
Fenerbahçe Kariyeri
Obra' nın Fenerbahçe' ye gelmeden önce 4 farklı takımla kazandığı 8 Euroleague şampiyonluğu bulunuyordu. Avrupanın 1 numarasıydı. 9. şampiyonluğunu da Fenerbahçe ile kazadı. 7 yıllık Fenerbahçe kariyerinde 1 Euroleague, 4 Lig, 3 Türkiye Kupası ve 3 Cumhurbaşkanlığı kupası kazandı. Ayrıca 5 kez Final Four' da yer aldı. Burada 1 şampiyonluk, 2 adet 2.lik ve 2 adet de 4. lük kazandı. 
Maliyetli Başarı
Bu kadar büyük başarılar taraftarı ve kulübü çok mutlu etti. Futbolda 5 yıldır tek bir kupa kazanılamamışken, taraftarın kupa ve başarı açlığını basketbol şubesi ve Obradovic gideriyordu. Ülker Arena her maçta doluyordu. Ama bunun da bir bedeli vardı. Takımın bütçesi çok yüksekti. Yıllık 30 milyon € bütçenin 10 milyon € su sponsor gelirlerinden karşılanabiliyordu. Tribün ve diğer gelirler de yaklaşık 6 milyon €. Geri kalan tutar kulüpten karşılanıyordu. Euroleague şampiyonluk primi ise sadece 1 milyon € idi.  Kulübün erkek basketbol şubesinin açığı yıllık 15 milyon €' yu buluyordu. Özellikle kulübün ekonomik şartlarının bu kadar kötü olduğu bir ortamda bu bütçenin sürdürülebilmesi mümkün değildi. Bu nedenle kulüp, sözleşmesi sezon sonunda sona erecek olan koçla görüşmeleri ağırdan aldı. 
Neden Gitti 
Obradovic burada çok mutlu olduğunu defalarca dile getirmişti. O halde neden gitti? Başkan Ali Koç' un tabiriyle Obradovic' e anahtar teslim bir şube veriliyordu. Erkek basketbolun bütün organizasyonu koç ve 19 kişilik ekibi yapıyordu. Bazı iddialar göre Obra yeni yönetimden yeterince saygı görmüyordu. Bazı iddialara göre ise bu sezon alınan başarısız sonuçlar ve taraftarın tribünleri terk etmeye başlaması Obradovic' i üzmüştü. Tabi ki asıl önemlisi bütçenin azaltılması. Hep zirveye oynayan Obra daha küçük bütçeyle Final Four ya da şampiyonluk hedefinden geri kalacağını düşünmüş olabilir. Taraftar ve kamuoyu, kulübün sürekli kazanan şubesinin en önemli faktörü olan Obra' nın gitmesi nedeniyle yönetime tepki gösteriyor. Haklı olabilirler. Aynı tepkiyi Obradovic' e neden göstermiyorlar acaba? Madem bu kadar mutluydu, neden daha düşük bütçeyi kabul edip, bazı davranışları sineye çekmedi, başarılı olup taraftarı ve camiayı mutlu etme yolunu seçmedi? Aslında her iki taraf da, o kadar istemedi, diyebiliriz. Yine de her şeye rağmen yaşattıkları için Obradovic' e teşekkür etmek gerekiyor. Önemli bir lider ve karakterdi. 

5/21/2020

Kimileri tarafından tüm zamanların en iyi basketbolcusu olarak gösterilen, kimileri tarafından da tüm zamanların en iyi sporcusu olarak tanımlanan efsane basketbolcu Michael Jordan. 6 NBA şampiyonluğu, 5 MVP ödülü, 10 kez sayı krallığı, 1 kez yılın savunmacısı ödülüyle taçlandırılmış müthiş bir kariyeri var. Nike başta olmak üzere pek çok firmayla yapılmış milyonlarca dolarlık anlaşmalar da cabası. Uzaktan bakınca çok hoş görünüyor.
The Last Dance belgeseliyle kameralar Michael Jordan' a yaklaşınca, Jordan' ın uzaktan göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkıyor. Aşırı rekabetçi, takım arkadaşlarını ezmekten kaçınmayan, kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen, kumar tutkusu olan birisi. Bütün yarışları kazanmak istiyor. Hatta duvarın en yakınına para atma yarışmasını bile. Kendini motive etmek için çeşitli yollar bulan takıntılı bir oyuncu. Takım arkadaşlarına yaptığı baskıyla ilgili olarak '' Yapmadığım hiç bir şeyi onlardan istemedim.'' diyor. Yani ben de çok çalıştım diyor. Ama onların kapasitesi ve dayanıklılığını hiç dikkate almıyor. Tabi ki onların kazandığı parayı da önemsemiyor. Benim tarzım bu, beğenmeyen oynamasın diyecek kadar da öz eleştiriden uzak. Mikrofonlar Scottie Pippen, Steve Kerr ve Dennis Rodman' a uzatılınca durumun vehameti daha çok ortaya çıkıyor. Söylenenlere göre The Last Dance belgeselinde Jordan' ın davranışları olduğundan daha hafif gösterilmiş. Hatta takım arkadaşı Horace Grant, bu belgeselin Jordan' ı olduğundan daha iyi göstermek için çekildiğini söyleyip eleştiriyor.
Madalyonun Diğer Yüzü
Bireysel olarak bakıldığında yüzümüzün ekşimesine neden olabilecek gerçekler var. Ama dünyanın zirvesinde bu kadar uzun süre kalmak kolay mı? Sıradan bir takım olan Chicago Bulls' a 6 şampiyonluk kazandırmak neredeyse bir mucize. Tabi ki bu başarılarda koç Phil Jackson, Scottie Pippen ve diğer oyuncuların katkısı yadsınamaz ama aslan payının Jordan' da olduğu bir gerçek. Ayrıca basketbolun ve NBA' nin dünyada yayılmasında bir ikon görevi gördü Jordan. Bu büyük baskıyla yıllarca mücadele etmek saygı duyulacak bir şey. Müthiş yeteneğine rağmen, azmi ve çalışmaktan hiç vazgeçmemesi herkese örnek olabilir. İnsanların oynadıkları takımlarda, hatta çalıştıkları iş yerlerinde kendilerini ispat etmek için verdikleri mücadeleyi düşününce Michael Jordan' ın yüksek hedeflerle var olma mücadelesi verdiği görülüyor. Kamerayı yakınlaştırıp Jordan' ın bize verdiği basketbol keyfinin tadından mahrum mu kalmalıyız yoksa tribünlerde ya da ekranlarda yerimizi alıp basketbol ziyafetine devam mı etmeliyiz? İkinci seçenek akla en yatkın olanı sanırım.
Ayrıca bir soru daha sorabiliriz: Michael Jordan' ın takım arkadaşınız olmasını ister miydiniz?

5/14/2020

Senaryosunu Ali Atay, Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit' in yazdığı, Ali Atay' ın yönettiği polisiye komedi tarzındaki Cinayet Süsü filmi oldukça eğlenceli. Aynı senaryo ekibinin ilk filmi olan Ölümlü Dünya da absürt komediden hoşlananların ilgisini çekmişti. Cinayet Süsü, Ölümlü Dünya gibi şiddet içermiyor. Türk komedi filmlerinin olmazsa olmazı küfür, bu filmde de bolca yer alıyor. Küfür olmadan mizah olmuyor diye düşünüyorlar demek ki.
Filmin geneline bakınca gayet güzel olduğunu söyleyebiliriz. Senaryo, çekimler, oyunculuklar ve müzikler çok iyi. Uğur Yücel, Cengiz Bozkurt, Binnur Kaya ve Mert Denizmen çok iyiler. Feyyaz Yiğit ise biraz abartılı bir oyunculuk göstermesine rağmen iyi performans sergiliyor. Asabi komiser Salih rolünde Cengiz Bozkurt dikkat çekici. Uğur Yücel ise her zaman klas. Filmin konusuna gelince, sanat eseri gibi düzenlenmiş cesetler ortaya çıkmaya başlar. Bu seri katili bulmak için ekibin yardımına ABD' de eğitim görmüş suç uzmanı Dizdar Koşu (Feyyaz Yiğit) katılır. Ali Atay filmlerinde önemsiz detaylar üzerinde uzun tartışmalar ve konuşmalar yer alıyor. Bu önemsiz konular üzerine ciddi tartışmalar komik öğeler barındırıyor. Cinayet Süsü' nde de bu tür replikler yer alıyor. Filmde özellikle otopark sahnesi kahkaha attırıyor. 2019 yılı yapımı olan film 110 dakika.

5/05/2020

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olumsuz olayla karşılaşırlar. Bunlar bireysel olumsuzluklar olduğu gibi toplumsal olumsuzluk da olabilir. Genellikle büyük olumsuzluklardan sonra insanlar ya da toplumlar, öğrendikleri doğrultusunda çıkarımlar yaparlar. Yapmalıdırlar ki, ileride benzer bir durumda kaldıklarında hazırlıklı olabilsinler.
Corona Felaketi
Tüm dünyayı etkisi alan Corona Pandemisi de bu başımıza gelebilecek büyük felaketlerden biri. Hem bireysel hem de toplumsal olarak olumsuz etkileri var. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Bu tabi ki insanların ya da ülkelerin hangi dersi çıkardıklarıyla ilgili. Herkesin aynı tepkiyi de vermeyeceği aşikar. Peki genel olarak Corona bize neler öğretti?
1) Dünya Küresel Bir Köymüş: Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan' a ait olan bir ifade bu. McLuhan değişen ve gelişen teknoloji sayesinde insanın, dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle kolayca iletişim kurabileceğini söylüyor. Corona virüsünün dünyanın her tarafına bu kadar çabuk yayılması dünyanın küresel bir köy olduğunu gösteriyor. Hızlı bir şekilde her yere ulaşabilmenin sonucu. 
2) Tasarruf Kraldır: Halk arasında '' Kefen parası'' denilen ve kötü günler için yapılan tasarrufların önemi ortaya çıktı. Hem bireysel olarak hem devletler olarak. Bu birikimleri yapabilen ülkeler firmaları ve halkı bu süreçte finanse edebilirken, birikim yapamayanlar ise vatandaşlarına IBAN numarası gönderme yolunu seçtiler. Bireysel olarak açık pozisyonda yakalananlar hayat standartlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. 
3) Bu Siyaset Adam Olmaz: Her gün, binlerce insanın virüse yakalanarak ölüm riski yaşadığı, yüzlercesinin öldüğü bir ortamda bile, biri birleriyle kavga etmeye devam ediyorlar. Hala dünyaya ideoloji gözlüğüyle bakıyorlar. Hadi geçimi siyaset olanlar neyse de normal halk da bunların arkasına takılmış. Kayıkçı kavgasına devam ediyorlar. Şu felaket günlerinde bile normalleşemeyenlerden Corana sonrası günlerde bir şey beklemek hayal. 
4) Normal Aslında Mucizeymiş: Evde kalmak zorunda kaldığımız günlerde en çok neyi özlüyoruz? Sıradan hayatlarımızı tabi ki. Sokakta rahatça dolaşmak, maske takmadan alışverişe çıkabilmek, sahilde gezebilmek, ailemizle ve dostlarımızla bir araya gelmek vb. Kimi zaman şikayet ettiğimiz normal hayatımız aslında bir mucizeymiş ve çok kıymetliymiş. Değerini bilmek lazımmış. 
5) Doğanın Düşmanı İnsanmış: Covid salgının bir iyi yanı varsa o da çevreye ve doğaya daha az zarar verebilmemiz. Boğazda yunuslar yüzmeye başladı. Kuş seslerini daha çok duyabiliyoruz. Denizleri ve havayı daha az kirletiyoruz. Dünya genelinde hava kirliliği 2. Dünya Savaşı' ndan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Dünyanın pek çok yerinde insanlar evlerine çekilince mekanın gerçek sahibi hayvanlar ortaya çıkmaya başladı. Tayland sahillerine nesli tükenmek üzere olan deniz kaplumbağaları yumurtalarını bıraktı. Covid salgını dünyanın nefes almasını sağlamış oldu.
6) Hiç Bir Şey Eskisi Gibi Olmayacak: Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak deniyor. Sağlık sistemi değişecek, çalışma sistemi değişecek, online toplantılar artacak, iş seyahatleri azalacak, online alışverişler artacak deniyor. Bizim ülkemizde de büyük önlemler alınacak mı? Deprem sonrası yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza bakınca çok da umutlanamıyor insan.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!