9/09/2017

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı isimli kitabında Stephen R. Covey, kendi cenaze törenimizi hayal etmemizi istiyor.  Buna göre törende 4 kişi konuşma yapacak. Birinci konuşmacı ailemizden ya da akrabalarımızdan biri, ikinci konuşmacı dostlarımızdan biri, üçüncü konuşmacı iş arkadaşlarımızdan biri ve dördüncü konuşmacı hizmet verdiğimiz toplumsal bir kurumdan biri. Onların üzerinde nasıl izler bıraktığımızı anlatacaklar. Bu konuşmacıların bizimle ilgili neler söylemelerini isterdik?
Nasıl bilirdiniz diye sorulan soruya orada bulunanlar, '' İyi bilirdik'' diyeceklerdir ama gerçekte durum öyle midir? Ailemiz, yakınlarımız, dostlarımız ya da iş arkadaşlarımız bizim için gerçekte ne düşünürdü acaba?  Orada bulunan herkes iyi olduğumuz düşünüyor mudur? Ailemizi ihmal edip vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımız bizim için iyi derken, ihtiyaç duyduklarında yanında olmadığımız aile fertlerimiz bizim için ne düşünürdü acaba? Ya da şefkatli bir şekilde davrandığımız çocuklarımız bizim için iyi derken, otoriter, tavizsiz ve sert yöneticilik yaptığımız çalışma arkadaşlarımız aynı şekilde iyi olduğumuzu düşünecekler mi acaba?
Kimliklerimiz
Biz aslında tek kişi değiliz. İçimizde farklı kimlikler taşıyoruz. Evde, işte, okulda içimizde taşıdığımız kimliklere dönüşüyoruz. Evde mülayim ve sabırlı olan bir baba, iş yerinde geldiğinde çalışanları canından bezdiren despot bir müdüre dönüşebiliyor. Yıllarca beraber iyi vakit geçirdiğimiz arkadaşımızla ortak  iş yapmak istediğimizde, bu iyi ilişkilerimizin devam edeceği anlamına gelmiyor. Bizim ya da onun iş kimliğinde nasıl bir insan olduğumuz bunu belirler. Aşırı hırslı ve iş stresini kaldırmakta zorlanan ya da paragöz bir yapımız varsa bu durum ortağımızla arkadaşlık ilişkilerimizin de bozulmasına yol açabilir. Kazanacağımız paranın miktarı bizim için arkadaşlık ilişkilerimizden daha önemliyse tabi ki çatışma çıkacaktır.
Çatışmalar
Biz çatıştığımız herhangi bir kimlik için tüm kimliklerle bağımızı kesiyoruz. Hepimizin hayatında anlaşmazlıklar yüzünden bitirilen arkadaşlıklar, iş ilişkileri ya da duygusal ilişkiler var. Acaba insanların tek bir kimlikten oluşmadığının farkına o zamanlarda varsak bağlantımızı tamamen koparır mıydık? Yoksa sadece sorun yaşadığımız kimlikle mi ilişkimizi keserdik? Örneğin tavla oynarken bile yenilmeyi hazmedemediğini bildiğimiz bir arkadaşımızla tavla oynayıp, kavga ettiğimiz için arkadaşlığımızı mı bitirmeliyiz yoksa onunla bir daha tavla oynamayıp arkadaşlığımızı sürdürmeye devam mı etmeliyiz?
Tercih
Eğer tercihimiz sadece sorunlu kimlikle bağı kesmek olursa, geçmişe dayanan arkadaşlıklarla bezenmiş geniş  bir çevreye sahip oluruz. Yok arkadaşlığı bitiririm diyorsak, '' Yıkılmadım ayaktayım'' konseptli, atarlı- giderli sosyal medya paylaşımlarıyla dolu, etrafındaki insanlar oldukça azalmış bir hayatımız olur. 

9/06/2017

Futbol milli takımı başarılı sonuçlar alamadığı için günah keçisi aranmaya başlandı. Sonunda günah keçisinin yabancı sınırı olduğuna karar verildi. Başarısızlıkların nedeni, milli futbolcuların bireysel performanslarının düşük olması ya da prim, otoriteyi ele geçirme gibi futbol dışı işlerle uğraşmaları değilmiş.

Yabancı Kuralı Nedir?
Süper Lig takımlarının kadrosunda bulunan 28 futbolcudan 14 tanesi  yabancı olabilir. İlk 11' in tamamı yabancı futbolculardan oluşabilir. 18 kişilik maç kadrosunda 7 yerli futbolcu bulunmak zorunda. Bu yerli futbolculardan 1 tanesi kulübün altyapısından çıkmak zorunda. Aslında kural, yabancıları zorunlu kılmıyor. İsteyen kulüp 28 oyuncusunu da yerli seçebilir. Ama yerli futbolcuların yüksek maliyetleri kulüpleri yabancı futbolculara yönlendiriyor.
Diğer Ülkelerde Yabancı Kuralı
Avrupa' nın önde gelen liglerinde yabancı kuralı şu şekilde:
İngiltere : Yok
Almanya: Yok
Hollanda: Yok
Portekiz : Yok
İspanya :  AB pasaportu bulunmayan 3 oyuncu kadroda bulunabiliyor.
Fransa  :  AB pasaportu bulunmayan 4 oyuncu kadroda bulunabiliyor.
İtalya    :  AB pasaportu bulunmayan 5 oyuncu kadroda bulunabiliyor.
İşin komik tarafı, biz geçmişte kısıtlı yabancı kuralıyla, Dünya ve Avrupa şampiyonası elemelerini bile geçemezken, yukarıdaki takımlar, kısıtlı yerli oyuncuları ile Dünya ve Avrupa şampiyonu oluyorlar. 
Asıl Sorun Ne?
Milli takımlarda bireysel performansı üst düzeyde olan oyuncular oynamalıdır. Bu kriterin olması durumunda, futbolcu isminin değil performansının milli takıma davet edileceğini bilir ve iyi çalışmak zorunda kalır. Bizim ülkemizde, takımında forma şansı bulamayan, kendisine iyi bakmayan, formu düşük oyuncular sürekli milli takıma davet edilirken bazı oyuncular kara listedeymiş gibi milli takıma davet edilmez. Öte yandan milli takıma oyuncu seçiminde menajerlerin de büyük etkisi olduğu söyleniyor. Barcelona' da kadroya giremeyip kilo fazlası olan, ayakları değil sürekli çenesi çalışan Arda Turan, kilo fazlası denilince akla gelen ilk isim olan ve Fenerbahçe taraftarının yuhaladığı ''overrated'' Ozan Tufan, aynı şekilde performanslarıyla saç baş yoldurtan Şener Özbayraklı ve İsmail Köybaşı, Galatasaray' da uzun zamandır idare eden ve taraftarın tepki gösterdiği Selçuk İnan, yıllardır doğru düzgün maç oynadığını görmediğimiz, oynadığında da sürekli hatalı goller yiyen kaleci Cenk Gönen milli takıma çağrılır. Oysa yabancı kuralına rağmen mücadele edip performansını yükselterek kadrolarda yer bulan futbolcular milli takımın da performansını yukarı çekecektir. Ya da bu kural yüzünden yurt dışına transfer olan oyuncular uluslararası bilgi ve tecrübelerini arttıracakları için milli takıma daha faydalı olacaklardır. 
Milli Takımın Saygınlığı
Hak etmeyen oyuncuların çağrıldığı milli takım saygınlığını kaybeder, ulaşılmak istenen bir amaç olmaktan çıkar. Kendisini milli takımın sahibi sanan, hatta milli takımdan üstün gören Fatih Terim gibi teknik direktörler ve Arda, Burak, Caner gibi ayaklanan futbolcular yüzünden de milli takım herkesin milli takımı olmaktan çıkar. Gazeteciye milli takım uçağında saldırıp, federasyona ve milli takım teknik direktörüne küfür eden, sonra da milli takımı bıraktığını açıklayan ''Problem çocuk'' Arda Turan' ın ayağına gidip, milli takıma gelmesi için ricada bulunulursa o da ben neymişim der. Geçmişte de Mustafa Denizli, '' İçimizdeki İrlandalılar'' deyip oyuncularını motive etmeye çalışırdı. Emre Belezoğlu basın mensuplarına hareket çekip küfür ederdi, Dünya 3. sü olan milliler herkesle hesap görürdü. Euro 2000' e katılma primi olan Mercedes cip yüzünden çıkan kavgaları da hatırlıyoruz. Oralardan bu günlere geldik. Gazeteci dövüp, küfür edip kavga çıkaran oyuncular milli takıma davet edilip kaptan yapılırsa o milli takıma saygı azalır. Federasyon da sporda şiddeti önlemek için paneller düzenler ama bu şekilde davrandığı için şiddeti el altından ödüllendirmiş olur. 

8/29/2017

İş adamı Hüsnü Özyeğin' in 72 yıllık yaşam öyküsünü anlatan biyografi kitabı '' Bir Dünya Kurmak'', Özyeğin' in sıfırdan nasıl zirveye çıktığını anlatıyor. Rıdvan Akar tarafından 9 yılda yazılan kitap, Hüsnü Özyeğin' in ders niteliğinde olan çalışma yöntemlerini de ayrıntılarıyla anlatıyor. 

Hayallerinin ve hedeflerinin peşinde yılmadan çok çalışmak, iyi eğitim almak, kendini geliştirmek, iyi ilişkiler kurmak ve eski dostlarıyla bağını koparmamak Özyeğin' in başarısındaki en önemli faktörler. Robert Kolej' den arkadaşı olan Mehmet Emin Karamehmet' in teklifiyle bankacılık sektörüne giren Özyeğin, 29 yaşında Pamukbank yönetim kurulu üyesi oluyor. 1977 yılında, 32 yaşında Pamukbank genel müdürü olduktan sonra, 1984 yılında yine Karamehmet' e ait olan Yapı Kredi Bankası genel müdürlüğüne geçiyor. Yapı Kredi Bankası' ndaki başarılarından sonra, patronu olan Karamehmet' ten hisse istiyor. Bu isteği kabul görmeyince 1987 yılında Finansbank' ı kuruyor. 2006 yılında, Yunanistan' ın en büyük bankası olan NBG' ye, Finansbank' ın % 46 hissesini 2 milyar 744 milyon dolar gibi rekor bir fiyata satıyor. Tabi ki bu geçişler çok kolay olmuyor. Çok yoğun çalışma, sıra dışı yöneticilik teknikleri, azim ve sıkıntılar. Özellikle kriz dönemlerini atlatmak için çekilen sıkıntılar, bu kadar büyük başarıları kazanmanın hiç de kolay olmadığını ortaya koyuyor. Finansbank' ı kurarken tüm mal varlığını satıp kiraya çıkması ve eksik kalan sermayeyi dostlarından alması ne kadar büyük bir riski göze aldığını gösteriyor. Anadolu' yu şehir şehir gezip müşterilerle görüşmesi, şube müdürlerini direkt arayıp sorunları ve istekleri olup olmadığını sorması, sürekli işin içerisinde aktif olması, mesai saatleri dışında ya da hafta sonunda kredileri onaylaması, ekip kurarken dikkat ettiği konular fark yaratan yönetim uygulamaları. 2007 yılında ise en keyifli ve değerli girişimim dediği Özyeğin Üniversitesi' ni kuruyor. Kitaptaki ilginç bir anektod da, Murat Vargı' nın Turkcell projesini önce Hüsnü Özyeğin' e getirmesi ve onun da bankacılığa odaklanmak için teklifi reddedip, Mehmet Emin Karamehmet' e yönlendirmesi. Baştan sona keyifle okunan oldukça güzel bir kitap.

8/23/2017

İndiana Jones, Kamçılı Adam filminde, şaşırdın mı diye soran prensese ''Hiçbir şeye şaşırmam. Ben bilim adamıyım'' diye cevap verir. Aslında hayat bu anlamda bizi bilim adamı yapıyor. Hiç bir şeye şaşırmayacak hale geliyoruz yani.
Olmaz denen şeyler oluyor. Yapmaz dediğimiz kişiler, yapılmayacak işleri yapıyorlar. Arkadaşlarımız, akrabalarımız, iş arkadaşlarımız. Yani en güvendiklerimiz.
Herkes Hayatta Kalmaya Çalışıyor
Bir yandan bakınca da herkes hayatta kalmaya çalışıyor. Kendilerine avantaj sağlayıp, düzenlerini devam ettirmek istiyorlar. Bunun için de pek çok yol deniyorlar. Haksızlık, kulis, arkadan iş çevirme, fırsatçılık yapma vs. Dürüst ve adil bir şekilde istediklerini yapabilseler bu yollara başvurmayacaklar belki de. Ama hem kapasiteleri buna yetmiyor, hem de sistem onları böyle davranmaya zorluyor. Hedefleri var onların, hırsları ve egoları da. Onları anlamak gerek.
Ne Yapmalı?
Yapmamız gereken kendimizi korumak. Zor durumda kalmayacak şekilde korumak. Temkini elden bırakmamak ve gözü kapalı güvenmemek. Güvenmediğimiz insanların bize karşı yanlış bir davranışta bulunabileceğini öngördüğümüz için, yapılan yanlışta duygusal olarak daha az yıpranıyoruz. Güvendiğimiz bir insan yanlış yapınca hayal kırıklığına uğrayıp, büyük tepki gösteriyoruz. Yanlış, ummadığımız birinden gelirse de bu davranışın '' İnsana dair '' olduğunu kabul etmeliyiz. Bu sayede daha kolay sindirebiliriz bu durumu. Kolay bir şey mi bu? Tabi ki değil. Ayrıca sizin iyi ve dürüst biri olmanız da sizi bunlardan korumaz. Nietzsche' nin dediği gibi '' İyi olduğun için herkesin sana adil davranmasını beklemek, vejetaryen olduğun için boğanın sana saldırmayacağını düşünmeye benzer''. 
Buzdolabını açtığınızda dışı buğulanmış pet su şişeleri görmek istemiyorsanız, içtiğiniz suyun sıcaklığını kontrol edebilmek ve hem hijyenik, hem de pratik bir şekilde su içmek istiyorsanız, bir su pınarı kullanmanın zamanı gelmiş demektir. Sanılanın aksine, su pınarları ofislere özgü cihazlar değiller. Evde de rahatlıkla kullanılabiliyorlar, aynı benim yaptığım gibi. Plastik bir pompaya basarak su doldurmaktan sıkıldıysanız ve o plastik pompaların kanserojen maddeler içerdiğini biliyorsanız, sizin de su sebili kullanmanız gerekiyor. Pratik, hijyenik, sağlıklı ve lezzetli: Suyunuz tüm bu özellikleri taşımalı.
Ne yazık ki, piyasadaki su sebillerinin çoğunun üretim kalitesi son derece düşük. Çoğu, maliyeti düşürmek için plastik hazneler ve bölmeler kullanıyor. Bu tarz su sebillerinden uzak durun, zira damacana sulara kıyasla hiçbir faydaları bulunmuyor. Hatta daha sağlıksız oldukları bile söylenebilir, zira plastik bölmeler kısa süre içinde kireç tutup suyun lezzetini değiştiriyor. Yeni su sebili mevzuatına uygun, paslanmaz çelikten imal edilmiş hazne ve bölmelere sahip sebiller tercih etmelisiniz: Uğur Soğutma tarafından üretilen USP 20 D, tüm bu özellikleri taşıyor.
                                                        
Tek avantajı bu değil elbette, USP 20 D üç musluğa sahip. Bu durum zannettiğinizden daha önemli, zira sıcak ve soğuk su musluklarına ek olarak normal su musluğu bulundurması, hava sıcaklığı uygunsa suyu doğal sıcaklığında içmenizi sağlıyor. Sıcak/soğuk musluklarla oynayarak ideal su sıcaklığını yakalamaya çalışan (ve başaramayan) herkes, bu özelliği takdir edecektir. Soğuk su bölmesi saatte 5 litre, sıcak su bölmesi ise saatte 2 litre su kapasitesine sahip, yani en kalabalık ailelerin (veya ofislerin) bile ihtiyacını rahatlıkla karşılayabiliyor. Suyu 5 dereceye kadar soğutabilen, 85 dereceye kadar da ısıtabilen USP 20 D, tüm standart damacanalar ile uyumlu. Alt kısmında da kapalı bir muhafaza alanı bulunuyor: Benim yaptığım gibi, yedek damacanayı burada depolayabilirsiniz. Yaklaşık bir aydan beri kullandığım USP 20 D, tüm beklentilerini karşıladı ve uygun bir fiyata son derece kaliteli bir su sebili sahibi olmamı sağladı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bu modeli https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden peşin fiyatına 12 taksitle satın alabilirsiniz. 
                                             
Bir boomads advertorial içeriğidir.

8/10/2017

ETS Tur' a ait Aegean Queen gemisiyle 3 gece 4 gün, Mykonos, Santorini ve Atina' yı kapsayan her şey dahil tura katıldık. Yurt dışı gezilerinde vize kolaylığı olması nedeniyle tercih edilen turlardan biri de gemi turları. Vizesiz olmakla beraber 60€ vize bedeli ödeniyor. Tatil köyü ayarında olan büyük gemilerle gerçekleştirilen turlarda, her sabah farklı bir limanda uyanmanın keyfi bir başka. Seyahat boyunca irili ufaklı yüzlerce adanın yanından geçiyorsunuz. Gemiler büyük olduğu için pek sallanmıyor. Dolayısıyla geminin hareket ettiğini çoğu zaman fark etmiyorsunuz. Düğün Dernek filmindeki Tüpçü Fikret' in, dayak yedikten sonra minibüse bindiği sahnedeki gibi ''Hareket mi ediyor bu?'' diyebilirsiniz. Ama her ihtimale karşın deniz tutmasına karşı ilacınızı yanınızda bulundurun.
Aegean Queen

Bakteri ürememesi için gemide sıcaklık 22 derecede tutuluyor. Bu da üşümenize yol açabilir. O yüzden yazın tatile gidiyorum demeyip uzun kollu kıyafetler de yanınıza almalısınız. Standart tur için para ödedikten sonra gideceğiniz yerdeki gezilere katılmak için ekstra ücret ödüyorsunuz. Bu da seyahat maliyetinizi arttırıyor. 45€- 66€ arası günlük ekstra tur fiyatları  bulunuyor. Ama bireysel gezmek isterseniz, vakit az olduğu için, hem istediğiniz kadar önemli noktaya ulaşamıyorsunuz hem de maliyetli oluyor. ETS Tur organizasyonlarında her hangi bir aksilik olmadı. Organize ve profesyoneller.


Gemiye giriş yaparken pasaportunuzu alıyorlar yerine gemi kartı veriyorlar. Seyahat boyunca kartınızı kullanıyorsunuz. Adalarda da bu kartla dolaşıyorsunuz. Gemiye iniş ve binişlerde bu kartlar okutuluyor. Gemideki ekstra harcamalarınız da kartınıza yükleniyor. Seyahat bitiminde hesabınızı kapatıp pasaportunuzu geri alıyorsunuz. 
Güverte ve küvetten hallice havuz

Bol çeşidin bulunduğu yemek salonu

Delux Dış Kabin. Kabinlerin fiyatları özelliklerine göre değişiyor. Kişi başı 269 € dan başlayıp, 629 € ya kadar değişen fiyatlar var. Televizyon var diye sevinmeyin. 12 kanaldan 2 tanesi Türkçe. Onlar da TRT Belgesel ve TRT Avaz.


Gemi hareket ettikten sonra Casino açılıyor.

Gemide her akşam yapılan eğlence organizasyonları

Mykonos

Çeşme Limanı'ndan saat 14:00 da hareket ettikten sonra akşam 20:30' da Mykonos' a varıyorsunuz. Gece daha hareketli olduğu için bu saate program yapmışlar. Rehberler tarafından ısrarla '' Sınırsız'' olduğu söylenen gece hayatıyla meşhur Mykonos Adasında asıl gece hayatı 24:00 dan sonra başlıyor. 05:00' de gemi Santorini' ye doğru hareket ediyor.
Mykonos Limanı

Fiyatlar pahalı


Mykonos' da bir kilise

Alaçatı' ya benzeyen ama Alaçatı' dan daha kaliteli ve temiz olan Mykonos sokakları

Mykonos' da lüks mağazalar da bulunuyor

Santorini

Saat 11:00 de Volkanik bir ada olan Santorini' ye varıyoruz. Santorini deniz seviyesinden 300 metre yükseklikte falezin üzerinde bulunuyor. Yüksekliği kıyaslamak istersek Antalya' daki falezler 30 metre. Tepeye çıkış için çeşitli alternatifler mevcut. 586 basamaklı merdivenle yürüyerek ya da katırlarla, teleferikle ve otobüsle.


Gemi açıkta demirlediği için tender botlarla sahile çıkılıyor.

Yollar oldukça virajlı ve dar

Fira Bölgesi

Oia Bölgesi

Oia' nın dar sokakları

Çok sayıda hediyelik eşya dükkanı ve Art Galery bulunuyor

Santorini' nin simgesi meşhur mavi kubbeli kilise Oia bölgesinde.

Önünde poz vermeden olmaz

Müthiş manzaraya karşı yapılmış villalar

Çok sayıda villadan biri

Pita Gyros, tavuklu ve domuz etli döner. Ayrıca ahtapotlu fava ve domates köftesi tavsiye ediliyor.

Teleferikle aşağı iniş. Saat 21:00 de Pire Limanı' na doğru hareket ediyoruz.

Akropolis ve Atina

Sabah 9:00' da dünyanın en büyük limanlarından biri olan Pire Limanı' na yanaşıyoruz. Oradan Atina' ya ve Akropolis' e geçiyoruz. Yunanca' da Akropolis yukarıda bulunan şehir anlamına geliyor.  

Akropolis deniz seviyesinden 152 metre yükseklikte bulunuyor.


Akropolis' in giriş kapısı Propylaia. Berlin' de bulunan Brandenburg Kapısı buranın birebir kopyası olarak yapılmıştır. Tur harici gitmek isterseniz giriş ücreti 20€.

Karyatid Heykelleri bulunan, M.Ö. 5. yy.da, Tanrıça Athena ve Tanrı Poseidon için inşa edilen Erechtheion tapınağı.

Antik Yunan' ın ve Atina Demokrasisinin sembolü Parthenon. Şehrin koruyucu tanrıçası Athena adına yapılmış.

Parthenon' da uzun yıllardır tadilat çalışmaları devam ediyor.



Yunanlı rehber, Parthenon' un orjinal halinin resmini göstererek tanıtım yapıyor. Kabartmaların ve çok önemli eserlerin önemli bir kısmının, İngiltere' de British Museum' da bulunduğunu ve geri getirilmesi için uğraşıldığını anlatıyor. Ayrıca kalan tarihi eserler Akropolis Müzesi' nde sergileniyor.

Zeus ve Semele' nin oğlu olan, Şarap ve Bağ Tanrısı Dionysos' a adanmış tiyatro.

Herodos Atticus Tiyatrosu. Günümüzde etkinlikler yapılmaktadır.

Akropolis' ten Atina manzarası. Yüksek bina olmadığı için gelişmemiş diyebilir miyiz Atina' ya? Akropolis manzaralı gökdelenler de yapılmamış.

Zafer Tanrısı Nike Tapınağı

Dünyanın ilk modern olimpiyatlarının yapıldığı stat Panathinaiko Stadyumu

Önünde Sokrates ve Platon heykellerinin bulunduğu Akademi

                                                               Syntagma Meydanı


Meçhul Asker Anıtın önünde nöbet tutan Evzon askeri. Ayakkabıları 3 kg ağırlığında. Saat başı törenle nöbet değişimi yapıyorlar.

Syntagma Meydanı' nda bulunan Parlamento Binası
Saat 19:00' da Atina' dan Çeşme' ye doğru hareket edip, sabah 7:00 de Çeşme Limanı' na varıyoruz.

7/22/2017

Çalışan insanların pek çoğu yıl boyunca tatil hayali kurup, tatil planları yaparlar. Yeni yerler keşfetmek, daha önce görmediği yerleri görmek, ufkunu genişletmek, yeni kültürler, yeni insanlar tanımak, yılın yorgunluğunu ve stresini üzerinden atmak tatil sayesinde mümkün olur.
Tatil aynı zamanda insana kendisini değerlendirme imkanı da verir. İş yerindeki davranışlarını, arkadaşları ve ailesiyle olan ilişkilerini gözden geçirmek için iyi bir fırsattır tatil. Ayrıca iş hayatının stresine bir süreliğine maruz kalmayarak, sağlığımızı korumamıza da yardımcı olur. Ben olmazsam bu şirket batar diye düşünüp, kendisine farklı anlamlar yükleyen insanların, bunun gerçek olmadığını anlamalarını sağlar. Belki de en önemlisi işten başka bir hayat, iş kimliğimizden başka bir biz olduğunu görmemizi sağlar.
Tatil Gitmektir
Aslında tatil gitmek demektir. İşten, oturduğun semtten, arkadaşlarından, yaşadığı rutinlerden hatta kendinden gitmek demektir. Farklı şeyler yapmak, farklı insanlarla iletişim kurmak, farklı yerler görmek insana iyi gelir. 
Tatil Yapmadan Çalışanlar
Bazı insanlar vardır. Tatil yapmadan çalışmakla övünürler. Çalıştıkları şirkete aidiyetlerini adeta böyle ispat etmeye çalışırlar. Onlara kocaman bir Aferin! demek lazım. Kendi hayatlarını hiçe saydıkları için. Oysa izinlerini kullanıp, zihinlerini ve bedenlerini dinlendirseler, yeni yerler görüp vizyonlarını geliştirseler kendilerine ve şirketlerine daha faydalı olurlar.
Bütçe Meselesi
Bazı insanlar da senelik izinlerini herhangi bir yere gitmeden evlerinde geçirmeyi tercih ederler. Her gün geçtikleri yollardan geçer, aynı binaları, aynı insanları görürler. Önceki hayatından farklı yaptıkları tek şey işe gitmemek olur. Senelik iznini evinde geçirenlerin en önemli gerekçelerinde biri de bütçedir. Maddi imkanları olmadığı için bir yere gidemediklerini söylerler. Oysaki tatil, sadece 5 yıldızlı oteller,tatil köyleri ya da turlar demek değildir. Çok uygun bütçelerle farklı yerlere gidilebilir. Yeter ki insanın niyeti olsun.

7/18/2017

Peygamberler şehri olarak anılan Şanlıurfa' da bulunan Balıklı Göl, çok geniş bir parkın içerisinde bulunan, camileri, türbeleri, dergahları ve kalesiyle oldukça etkileyici bir yer. Balıklı Göl, 150 metre uzunluğunda, 30 metre genişliğinde ve 3-5 metre derinliğindedir. Rivayete göre, M.Ö. 2000 yıllarında yaşayan Hz. İbrahim, dönemin Urfa kralı Nemrut' un sarayında bulunan putları kırar. Bunun üzerine kral Nemrut Hz. İbrahim' in yakılmasını emreder. Toplanan odunlar Balıklı Göl' ün bulunduğu alana yığılır.

Urfa Kalesinin surları arasına gerilen mancınıkla Hz. İbrahim bu odun yığınının üzerine atılır. Yanan odun yığınlarının üstüne düşer düşmez burası bir göl olur. Odunlar da balığa dönüşür. Kuran-ı Kerim' de  Enbiya suresi 68. ayette, Onlar: '' Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin'' dediler. 69. ayette, '' Biz de dedik ki: Ey ateş İbrahim' e karşı serin ve selametli ol'' denilmektedir.

Göl içerisinde bulunan balıklar halk tarafından kutsal kabul edilmekte ve yenmemektedir.


Hz. İbrahim' in ateşe atıldığında düştüğü makam

Makamın içi

Makamın içinde bulunan ve şifalı olduğuna inanılan su

Çek bir selfie

Şazeli Tarikatını Urfa' da kurmuş olan Şazeli Ali Dede' nin türbesi

Urfa' nın büyük alimlerinden Buluntu Hacı Abdurrahman Efendi türbesi


Çok büyük ağaçlarla çevrili geniş parkta çeşitli şehirlerden gelen yerli turistler

Hazreti İbrahim' in Doğduğu Mağara ve Mevlid-i Halil Camii

Rivayete göre kahinler, Urfa Kralı Nemrut' a, dinini ve tahtını yıkacak bir çocuğun doğacağını söylerler. Bunun üzerine Kral Nemrut o yıl doğacak bütün çocuklarını öldürülmesini emreder. Hz. İbrahim' e hamile olan annesi Nuna Hatun, bu mağaraya gizlenir ve Hz. İbrahim' i burada doğurur. Daha sonra her gün gizlice mağaraya gelerek onu emzirir. Başka bir rivayete göre de dişi bir ceylan Hz. İbrahim' i emzirir.

Mevlid- Halil Camii ve Hz İbrahim' in doğduğu mağara

Hürmet için eğilmek gerektiğinden mağaranın giriş kapısı yüksek yapılmamış. Mağaraya girebilmek için eğilmeniz gerekiyor

Hz İbrahim' in doğduğu yer

Hz. Eyyub ve Sabır Makamı

Rivayete göre Hz. Eyyub çok varlıklı bir insandı. Gün geliyor ağır hastalık bir geçiriyor ve vücudunu yaralar kaplıyor. Buna rağmen inancını hiç kaybetmiyor ve yıllarca dua ediyor. 7 yıl hastalıkla sabrı sınandıktan sonra Allah dualarını kabul ediyor. Ayağını yere vurmasını istiyor ve buradan çıkan suyla yaraları iyileşiyor. Kuran' da Sad suresi 41-42. ayette bu olay şöyle geçiyor: ''Kulumuz Eyyub' u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu''. ( Biz ona): '' Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su'' dedik.

Hz. Eyyub sabır makamı



Hz. Eyyub' un hastalık süresince yattığı yer

Şifalı suyun çıktığı kuyu

Şifalı suyun bulunduğu kuyudan çekilen hatla buradan su içilebiliyor
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!