1/07/2021

Karnından konuşmanın gerçek anlamı, ağzını oynatmadan, başkası söylüyormuş gibi konuşma becerisidir. Karnından konuşma becerisi olan kimselere vantrolog denir. Gösterilerde oldukça ilgi çeker. Genelde bir kukla ile birlikte gösteri yapılır. 

Gerçek Vantrologlar
Gösteri dünyasında karnından konuşanlar olmakla birlikte, gerçek hayatta da vantrologlar karşımıza çıkar. Bu insanların gerçek fikirlerini öğrenme şansınız yoktur. Ne dedikleri anlaşılmaz. Eğer hayatı, işinizi ya da bu insanları önemsiyorsanız karnından konuşulmasına çok kızarsınız. Bu insanlarla iletişim kuramazsınız. Bu tür durumlar yanlış anlaşılmaları da beraberinde getirir. Çünkü onlar karnından konuştuklarını ve imalarını sizin anlamanızı beklerler. Siz anlamayınca da tepki gösterirler. Genel tepki biçimi de küsmektir. 

Karnından Küsenler

Ne demek istediğini anlamadığınız insanların neye bozulup küstüklerini de anlama şansınız yoktur. Karnından konuştukları gibi karnından küsmüşlerdir. Oysa ki açıkça düşüncelerini dile getirseler mevcut olduğu varsayılan sorunun çözümüne katkı yaparlar. Ama böyle yapmadıkları için çözümü değil sorunu tercih etmiş oluyorlar.

12/29/2020

Berbat geçen 2020 yılını hafızamızdan silmek istememizin en önemli nedenlerinden bir olan Covid 19 pandemisi bir seneye yakındır hayatımızda. Çok sıkıntılı geçen bu sürecin sonunda, tünelin ucundaki ışık olarak görülen ve bu süreci sona erdirebilecek tek umut olan aşı bulundu. Çin Sinovac, Biontec ve Astra Zeneca aşıları dünyada uygulanmaya başlandı. 

Tüm dünyada derman olması beklenen aşı bizde dert oldu maalesef. Aşı ve Covid 19 süreci üzerinden yapılan siyasi kavgalar siyasetten tiksinmemizi sağlıyor. İnsanlar ölüyor, iflas ediyor, işsiz kalıyor ama siyasiler kavgaya devam ediyor. Ne bitmez tükenmez bir kin biriktirmişler içlerinde ''İnsan gerçekten hayret ediyor.'' Sağlıkla ilgili alınması gereken tedbirlerle ilgili toplantının ardından yapılacak açıklamaları tüm Türkiye dikkatle dinlerken, bunlar var ya bunlar gibi açıklamalar geliyor. Benim de aklıma Organize İşler filminde Cem Yılmaz( Müslüm) ve Yılmaz Erdoğan' ın( Asım) oynadığı sahne aklıma geliyor:
Müslüm: Bunlar onlar mı?
Asım: Bunlar? Onlar ?
Komple Teorileri
Aşı geldi ama komple teorilerini de yanında getirdi. Aşıya karşı olanlar, mikroçip takacaklar, DNAmızı bozacaklar, soyumuzu kurutacaklar, genetiğimizle oynayacaklar gibi tezler öne sürüyorlar. Kişisel gelişimin önemli mottolarından bir '' Sen önemlisin'' dir. Aşı karşıtlarına, tamam sen de önemlisin de mikroçip takacak kadar da değil demek istiyor insan. Aşının laboratuvarda üretildiğine inanan önemli bir kitle var. Onlara göre, nüfusu azaltmak ya da önce virüsü bulup daha sonra ilacını bularak para kazanmak isteyenler yaratmıştı virüsü. Dan Brown' ın Cehennem isimli romanında da dünya nüfusunu azaltmak isteyen bir bilim adamı vardı. 
Aşı Olmayanlara Ne Yapmalı
Ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez aşı yapmayanları vatan haini ilan etti ve onlar kız verilmemesi gerektiğini söyledi. Bu kadar uluslararası bir doktorumuz bile sinirlenince mahalle moduna geçti. Aşı zorunlu değil ama mutlaka aşı yapmayanlara yaptırımlar uygulanacaktır. Uçaklara, AVMlere vb toplu alanlara giriş yapmalarına izin verilmeyecektir muhtemelen. 

12/27/2020

Dünyanın en önemi piyanistleri arasında yer alan Avustralyalı David Helfgott' un gerçek yaşam hikayesinden uyarlanan Shine filmi oldukça başarılı. Gerek oyunculuk, gerekse senaryo ve film müzikleriyle son derece akıcı bir film.

Kaybetmeye tahammülü olmayan ve oğlunun hayatını kontrol altında tutmak isteyen babasının baskısı altında yaşamak zorunda kalan, üstün yetenekli David, pek çok yerden müzik bursu ve eğitim imkanı bulduğu halde babasının izin vermemesi yüzünden bu şansları değerlendiremez. Babasının da müzikle ilgili ilginç bir hikayesi vardır. Kendisi de keman çalmak istemiştir ama onun babası kemanını kırmış ve müzik yapmasına izin vermemiştir. Kendi olamadığı müzisyenliği oğlunun gerçekleştirmesi için baskısını arttırmaktadır. David babasının kontrolü altında yarışmalara katılır. Babası onu dünyanın en zor piyano parçası olarak değerlendirilen Rachmaninoff' un 3. piyano konçertosunu yarışmalarda çalması için zorlamaktadır.  Bu eseri dünyada çok az sayıda sanatçı eksiksiz çalabilmektedir. David 19 yaşındayken Kraliyet Müzik Akademisinden gelen davetle evi terk eder. Ama yaşadığı travmaların etkisiyle oluşan şizofreni rahatsızlığı yüzünden 12 yıl akıl hastanesinde kalır. Sonrasında yeni bir hayatın ışığı onu beklemektedir. Yönetmenliğini Scott Hicks' in yaptığı filmin başrolünde Geoffrey Rush yer almaktadır. Geoffrey Rush üstün performansı sonucunda Oscar ödülünü kazanmıştır. 

12/06/2020

Yönetmenliğini Ezel Akay' ın yaptığı 9 Kere Leyla filmi Netflik' te vizyona girdi. Mart ayında sinemalarda vizyona girmesi beklenen filmin gösterimi, Covid 19 salgını nedeniyle ertelenmişti. Salgın devam edince film popüler online platformu Netflix' te yerini aldı.

Başrollerde Haluk Bilginer(Adem), Demet Akbağ(Leyla) ve Elçin Sangu(Nergis) yer alıyor. Haluk Bilginer ve Demet Akbağ' ın performansları çok iyi. Mitolojik öğelerden destek alan müzikal tadında, rengarenk sahneleri olan bir film 9 Kere Leyla. Salt komedi filmi bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağı ama metinleri dikkatlice dinleyip görsel şölene ve güzel müziklere kendisini kaptıranların keyif alacağı bir yapım. Ezel Akay' ın zaten kendisine has, destanlardan yararlandığı, görsel yönden güçlü, kara mizah barındıran bir tarzı var. Filmin konusuna gelince: Çok varlıklı olan Adem gönlünü evlilik terapisti Nergis' e kaptırır. Leyla' dan ayrılmaya çalışır ama başarılı olamaz. Sonunda Leyla' yı öldürmeye karar verir. Bunun için 9 farklı girişimde bulunur. Ama işi hiç kolay değildir. Filmle ilgili sert eleştiriler olsa da hayal kırıklığı yaşayanların bu durumu beklentileriyle ilgili olabilir. Bu yüzden Ezel Akay' ın tarzını da göz önüne alarak keyif almak için izlenmesi gereken bir film.  

11/30/2020

Vincent Van Gogh' un ölümünden bir yıl sonrasında geçen Loving Vincent filmi, daha doğrusu bir animasyon filmi, çok etkileyici bir görsel şölen sunuyor. Postacı Joseph Roulin' in elinde, hayatını kaybetmiş olan Van Gogh' un, ağabeyi Teo' ya yazdığı son mektup vardır. Bu mektubu Teo' ya teslim etmesi için oğlu Armand' a verir. Armand mektubu teslim etmek için Paris' e gider. Ancak Teo' nun da öldüğünü öğrenir. Mektubu Vincent' in başka bir yakınına teslim edebilmek için olayların yaşandığı Aures' e gider.

Aures' te Vincent' in kaldığı yerde kalır ve onu tanıyan insanlarla görüşür. Böylece onun yaşadıklarını ve başından geçenleri öğrenir. Öğrendiklerinden sonra Van Gogh' un intihar mı ettiği, yoksa bir cinayete mi kurban gittiği sorusunun cevabını aramaya başlar. 
Yönetmenliğini Dorota Kobiela ve Hugh Weichman' ın yaptığı filmin senaryosu Dorota Kobiela, Hugh Weichman ve Jacek Dehnel' e ait. 65.000 kareden oluşan filmin her karesi, 125 profesyonel ressam tarafından yağlı boya olarak tek tek çizilmiş. Filmdeki sahneler Van Gogh' un 130 farklı tablosundan yola çıkılarak resmedilmiş. Filmin hazırlanması 7 yıl sürmüş. 
28 yaşında resim yapmaya başlayan Van Gogh' un, yaşarken sadece '' The Red Vineyard '' isimli tablosu satılmış. Oysa şimdilerde eserlerine milyonlarca dolar değer biçiliyor. Dr. Gachet' in Portesi 1990 yılında 82,54 milyon $, Sakalsız otoportresi 1998 yılında 71,5 milyon $, İrisler tablosu 1987 yılında 53,9 milyon $ bedelle satılmıştır. Filmi izlerken ömrü sıkıntılarla ve parasızlıkla geçen bir dahinin, öldükten sonra bu kadar değer görmesine de üzülüyorsunuz. Sadece 9 yılda bu kadar başyapıt ortaya çıkartan Van Gogh 37 yaşında intihar ediyor. 
2018' de En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar' a aday olan film, 75. Altın Küre Ödülleri' nde En İyi Animasyon Filmi adayı olmuştur. 30. Avrupa Film Ödülleri' nde En İyi Animasyon Filmi ödülünü kazanmıştır.

11/25/2020

Bu defa İzmir' de meydana gelince hatırladık depremi. Herkese geçmiş olsun. Hem devleti yönetenlerde hem de vatandaşta depremi görmezden gelme eğilimi var. Bunun nedeni depremi yeterince önemsememek ve deprem hep başka yerde olacakmış gibi düşünmek. Bir diğer nedeni de para. Riskli binaların tespit edilip güçlendirilmesi ya da yıkılıp yenisinin yapılması gerekiyor. Bu işlemin ciddi maliyeti var. Kimi vatandaş bu harcamayı yapmak istemiyor, kimisinin de bunun için parası yok.


Devletin desteklemesi ve ön ayak olması gerekiyor ama bunun da çok büyük maddi külfeti olduğu ortada. O yüzden pek yanaşmıyorlar bu işe. Ama milyar dolarlık köprü, havalimanı gibi aciliyeti olmayan yatırımlara kaynak yaratan devlet, deprem gibi hayati bir konuda bu kaynağı bulamıyor. Olası İstanbul depreminde meydana gelecek can ve mal kaybı nasıl karşılanacak? Yılların birikimi olan bir sorun ama bir yerden başlamak gerekiyor. Aslında 1999' da meydana gelen depremden sonra deprem vergisi toplanmaya başlandı ama buradan toplanan paralar başka yerlerde kullanıldı maalesef.

Deprem Bilinci

Türkiye bir deprem ülkesi. Deprem gerçeğini kabullenip ona göre hazırlanmak gerekiyor. Deprem toplanma alanları yaratmak gerekiyor. Ama devlet görevlileri ya da belediye görevlileri bu alanları boş tutmak yerine yoğunluğu daha da arttıracak şekilde AVM, konut yapımına izin veriyorlar. Daha doğrusu rant için kullanmak istiyorlar. Dere yataklarına, uygun olmayan zeminlere yapılan evleri almamak, deprem yönetmeliğini karşılamayan evleri tercih etmemek gibi bireysel yaklaşımlar olabilse de kamu öncülüğünde daha büyük çaplı hareketlere ihtiyaç var.

Kentsel Dönüşüm

Mantık olarak bakınca güzel bir proje olarak başlamıştı kentsel dönüşüm. Ömrünü tamamlamış binaların yıkılarak, yeşil alanların da içerisinde olduğu modern binalar yapılacaktı. Ama kentsel dönüşüm de dönüşüme uğradı. Her yer binayla dolarken herkes de müteahhit oldu. Tüm Avrupa' da 50.000 civarında olan müteahhit sayısı Türkiye' de 453.000' e ulaştı. İzmir depreminde gördük ki yeni yapılan binaların bir kısmı yıkılmasa da hasar gördü. Sonradan yapılan çok sayıda binanın deprem yönetmeliğine uygun yapılmadığı ortada. Hatta yapıldıkları zemine uygun teknik özellikleri taşımadıkları görülüyor. Dere yataklarına, dolgu alanlarına yapılan binalar ciddi zarar görüyor ve insanlar hayatını kaybediyor. Deprem öldürmez bina öldürür sözü her depremde doğrulanıyor. 

Ah Siyaset

Koronayı dinlemeyen siyaset depremi dinler mi? Herkes karşı tarafı suçluyor. Bakanlar enkaz alanında telefon şov yaparken, belediye başkanı çorba dağıtarak şov yapıyor. Vatandaş da deprem alanına gelen siyasetçilere tezahürat yapıyor. Devlet yardım etmedi, belediye yardım etti ya da tam tersi argümanlar. Çok acayip işler. 

En Çok Kim Yardım Etti?

Kızılay, Afad gibi devlet kuruluşlarının ve belediyelerin gelir kaynakları vatandaştan alınan vergilerdir. Hiç bir parti, yetkisi altındaki kurumu kendi malı gibi görmemelidir. Buradaki kaynakları vatandaş için harcamak onların görevidir. O yüzden korona döneminde gördüğümüz sen-ben kavgası sona ermeli ve birlikte hareket edilmelidir. Vatandaş bu tür büyük örgütlenmeleri kendisi yapamayacağı için devlet kanun ve kurallar koyarak bunu organize etmelidir. 

Suç İmar Affında mı?

İmar affı sayesinde kaçak ya da uygunsuz yüzbinlerce bina yasal hale geldi. Bu hatanın bir tarafında gelir elde etmek isteyen devlet varsa, diğer tarafında da uygun olmayan konutlarını kağıt üstünde uygun hale getirten vatandaş var. Herkesin işine geldi imar affı. Ama deprem olunca sorgulanmaya başladı. Ta ki bir kaç gün sonra unutulana kadar. 

11/09/2020

Duke Ünivesitesi' n tarafından yayınlanan bir bildiride, insan davranışlarının yüzde 40' tan fazlasının gerçek anlamda kararlar değil, alışkanlıklar olduğu ortaya konuluyor. Beyin daha az enerji harcamak için alışkanlıklar oluşturmaya çalışıyor. 
Zaman içinde alışkanlık haline gelen davranışlar otomatik pilotta hareket etmemizi sağlıyor. Kitabın yazarı Charles Duhigg' e göre hepimiz birer avuç alışkanlıktan ibaretiz. Ama bu alışkanlıkları değiştirmek istediğimizde işler zorlaşıyor. Çünkü alışkanlık haline gelen davranışları değiştirmek çok zor. Alışkanlıkların Gücü kitabında alışkanlıkların olma şekli ve bu alışkanlıkları nasıl değiştirebileceğimiz örnek olaylarla anlatılıyor. Alışkanlıkların başarı ya da başarısızlıkta nasıl etkileri olduğu örnek olaylarla gösteriliyor. Kitaptan bazı bölümler:

Beyin kendi haline bırakıldığı taktirde hemen her rutini alışkanlığa çevirmeye çalışacaktır, çünkü alışkanlıklar zihnimizin daha az efor harcamasını mümkün kılar.

- Bir sigara tiryakisi, nikotin arzusu tetiklendiğinde sigaranın yerine koyacağı bir aktivite bulamadığı sürece genellikle sigarayı bırakamaz.

- İnsanlar hayatlarında önemli bir olayın meydana geldiği dönemlerde satın alma alışkanlıklarını değiştirmeye daha meyilli olurlar. 

- Yeni bir şeyi eski alışkanlıklarla paketlerseniz, insanların onu kabul etmesi kolaylaşır. 

- Toplumsal hareketler ansızın herkes aynı yöne bakmaya karar verdiği için ortaya çıkmaz. Arkadaşlık alışkanlıkları olarak başlayan, cemiyetin alışkanlıkları yoluyla büyüyen ve katılımcıların benlik duygusunu değiştiren yeni alışkanlıklar tarafında idame ettirilen sosyal paternlere dayanırlar.

 - Alışkanlık Döngüsü: İşaret- Rutin- Ödül

- Alışkanlık döngünüzü çözdüğünüz, yani davranışınızı doğuran ödülü, tetikleyen işareti ve rutinin kendisini tespit ettiğiniz zaman, davranışı değiştirmeye başlayabilirsiniz. İşaret için plan yaparak ve arzuladığınız ödülü üreten bir davranış seçerek daha iyi bir rutine geçebilirsiniz. İhtiyacını olan şey bir plandır. 

10/29/2020

Hata yapmayan insan var mıdır? Cevabı çok basit. Hata yapmayan insan yoktur. Önemli olan aynı hatayı tekrar etmemek ve yapılan hatalardan ders çıkartmaktır. Her ne kadar hiç hata yapmayanlar, hiç bir şey yapmayanlardır dense de bu bile başlı başına bir hatadır. Konfor alanını terk etmeyen bu insanlar kendilerine ve çevrelerine yaptıkları katkıyı sorgulamalıdırlar.

Hatayı Kabul Etmek

En büyük problemlerden biri bu. Çoğu insan hata yaptığını kabul etmez. Kabul etmediği için yanlış olan davranışını değiştirmez. Peki insanlar neden hata yaptıklarını kabul etmezler? Bazı insanların egosu buna izin vermez. Eksik olduğunu düşünmek istemez. Bunu zafiyet olarak algılar. Bazı insanlar da hata yaptıklarının farkında olmazlar. Daha doğrusu hatanın başkalarında olduğunu düşünürler. Toplumdaki başarı algısı, başarılı olana değer verme, başarısız olanı dışlama ve değersizleştirme yaklaşımı da insanların başarısızlığı ve hatayı kabul etmesini engelliyor.  

Hata Yapma Hakkı

Genelde kendi yaptığımız hataların affedilmesini beklerken, başkalarının yaptıkları hatalara tahammül edemiyoruz. Hata yapma hakkını sadece kendimize tanıyoruz. İnsanlara hata yapma hakkı tanımadığımızda, onların hatalarıyla yüzleşme ve gelişme imkanlarını ellerinden almış oluyoruz. Hata yapma hakkı tanımadığımız insanlar, daha iyisini aramak yerine vasatı sürdürmek zorunda kalacaklardır. Ayrıca yapılan hataya gösterilen tepkinin büyüklüğü, yapılan hataların gizlenmesine ve daha büyük sonuçların oluşmasına sebep olur.

Hatalardan Ders Çıkartmak

Albert Einstein' in güzel bir sözü var: ''Hata yapmayan insan yoktur. Kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir''. Aslında hatalar gelişim fırsatlarıdır aynı zamanda. Hatalarımızdan ders çıkartırsak gelişmeye ve ilerlemeye başlarız. Ders çıkartılan hatalar insanın olgunlaşmasına yardımcı olur. Bunun bir ileri aşaması da başkalarının hatalarında ders çıkartmaktır. 

Hata mı Tercih mi?

Bir kez  yaparsan hata, tekrar edersen tercih olarak tanımlanır. Israrla aynı hatayı yapmak, bu davranışı bilerek yapmak ya da yapılan hatadan ders almamak demektir. 

9/19/2020

Araçlar kırmızı ışıkta beklemektedir ve yeşil yanınca hareket etmeye başlarlar. Bir araç hariç. Yeşil ışık yandığı halde olduğu yerde durmaktadır. Diğer araçlardaki insanlar, duran aracın arızalı olduğunu düşünerek araca yaklaşırlar. Araç arızalanmamıştır. Sürücüsü kör olmuştur. Ama bu körlük farklıdır. Etraf simsiyah değil, bembeyaz görünmektedir.

Daha sonra beyaz körlük tüm ülkeye yayılır. Bununla birlikte kaos meydana gelir ve insanlar bu kaosta hayatta kalmaya çalışırlar. Körlüğün bulaşıcı olduğu düşüncesiyle hükümet, ilk kör olan grubu bir akıl hastanesine kapatır. Deyim yerindeyse kaderlerine terk eder. Bu zor koşullarda bile insanların kötülükten ve zorbalıktan vazgeçmemesi kitabın vurucu temalarından. Hatta normal hayatında kör olan bir kişi, sonradan kör olan bu insanlara yardım etmek yerine, onlara kötülük etmeyi seçmiştir ve bundan keyif almaktadır. Bu davranış onun kötü biri olduğunu mu yoksa geçmiş hayatının öcünü almaya çalışan bir mi olduğu sorusunu sordurtuyor. Bunun yanında sistem eleştirisi de yapıyor kitabın yazarı Jose Saramago. Kitapta nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanılmamış. Ayrıca mekan, kişi ve yer adı da kullanılmıyor. İlk kör, şaşı çocuk, doktorun karısı, koyu renk gözlüklü genç kız gibi isimlerle karakterleri tanımlıyor. Buna rağmen kitap çok akıcı ve oldukça etkileyici. Körlük 1995 yılında yazılmış. 1998 yılında da yazar Jose Saramago Nobel Edebiyat Ödülünü almış. Ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir. 

9/09/2020


Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyler almak istedim. Ufak tefek atıştırmalık yiyeceklerin yanında marketten en sevdiğim markanın ambalajlı sütünü aldım. Süt, bizim evde çok tüketildiği için artık her alışverişlerimde sanırım hiç düşünmeden sepete ekliyorum.

Evlerine gittiğimde arkadaşım torbaları boşaltırken sütleri kendime aldığımı sanınca biraz şaşırdım. Meğer çocukları süt “sevmezmiş”. Benim düşünceme göre, çocuklar bir gıdayı, bir yiyeceği sevmediğinde bu gerçek fikir değil, bir etkilenme veya zorlanma sonucu oluyor. Yani çocuğu yemesi veya içmesi için zorlarsan o çocuk o gıdayı bir daha tüketmeyebiliyor. O yüzden çocukları serbest bırakmak, sıkmamak, o gıdayı farklı tarif ve formlarda denemelerini sağlayarak onlara sevdirmek lazım. Hele ki konu beslenme için olmazsa olmazlardan süt ise….

Arkadaşımla sohbet ettiğimizde  çekinerek ambalajlı sütleri pek kullanmak istemediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ise besin değerinindüşük olduğunu duyduğunu ama bunu da araştırmadığını, tamamen kendi fikri olduğunu söyledi. Hızlıca bir google’layarak onunla birkaç araştırmayı paylaştım.  Çıkan sonuçlar,onu şaşırttığı kadar beni de şaşırttı. Zira bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Bu vesileyle arkadaşıma da teşekkür ederim yeni şeyler öğrenmemi sağladığı için. 

Araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri kısaca sizinle de paylaşmak istedim. Süt özelikle 1-4 yaş döneminde zihinsel gelişime katkı sağlıyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde güçlü kemik ve diş oluşumunu sağlıyor.  Sonraki dönemlerde yani gebelik ve emzirme dönemlerinde bebeğin sağlıklı gelişimi için gerekli vitamin ve minerallerin vücuda alınmasına ve bebeğin kemik gelişimine yardımcı oluyor. 

Hamilelik dönemlerinde annelerin çoğunda yaşanan kemik ve diş problemlerinin oluşumunu önlüyor. Yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde ise yaşanması olası olan kemik problemlerinin önüne geçilmesinde etkili rol oynuyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini gibi birçok besin öğesini de içinde barındıran süt sağlıklı ve kaliteli yaşamın anahtarı diyebiliriz. Eğer siz de yaşamınızı daha kaliteli sürdürmek, olası sağlık problemlerinin önüne geçmek istiyorsanız her gün az 2 bardak süt ve 1 porsiyon süt ürünü tüketmenizi öneririm. Uzmanlar yetişkin ve yaşlıların da ortalama 2 bardak süt içmelerini öneriyorlar. Hal böyle olunca aslında sütün günlük beslenmemizde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.



Ambalajlı Sütler Nasıl üretiliyor?

Ambalajlı sütler, ısıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği’ne uygun ısıl işlem geçirerek ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylanan tesislerde üretiliyor. 

Isıl işlem, dünya çapında tüm sütlere uygulanan bir yöntemmiş meğer. Bu işlemin  amacı, sütün besleyiciliğinden ve içeriğindeki vitaminlerinden de herhangi bir kayba uğramadan, insanlarda ciddi hastalık riski oluşturabilecek etkenlerin tamamen uzaklaştırılmasıymış. mış.
Bu arada aranızda çiğ süt kullanan varsa diye çok ama çok önemli bir bilgi eklemek istiyorum. Çiğ olarak tüketime sunulan açıkta satılan sütler biliyorsunuz sokakta, dükkan önlerinde, mağaza kapılarında filan satılıyor. E tabii soğuk zincir de hak getire! Bu sütlerde soğuk zincir sağlanamadığından, tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde toplam bakteri yükü artıyor. Bu zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması amacıyla evlerde kontrolsüz bir şekilde uzun süre kaynatılıyor ve bu yüzden vitamin-mineral kayıpları ambalajlı sütlere göre daha fazla oluyor.

Özetlemek gerekirse; kendi sağlığınız ve çocuğunuzun sağlığı için her yerden süt almayın, çiğ süt almayın, denetimden geçmeyen sütü doğal sözüne kanıp eve sokmayın. Çocuklarınızı da onu sevmiyor, bunu sevmiyor diye şartlandırmayın. Sadece neyi nasıl sunacağınızı bilin ve çocuğunuza, yeni şeyler denemesi ve sevmesi için her zaman şans verin.  Çocuğunuza sütü sevdirecek bir tarifle bu yazımı sonlandırıyorum 
Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Çilekli& muzlu Smootie Tarifi:
• 10 adet çilek,
• Yarım olgunlaşmış muz
• 1/2 bardak kutu süt, 
• 2 küp buz.
• Çocuklar için hazırlıyorsanız 1 tatlı kaşığı bal
Yukarıdaki karışımı 1 dakika blender’dan geçirin ve şahane bir yaz içeceğiniz hazır! 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!