1/15/2018

Organize işler filminin bir sahnesinde Süpermen Samet, Üzeyir' e, '' Niye hiç konuşmuyorsun'' diye sorar. Üzeyir' in cevabı ise şöyledir: '' Bir ara çok konuştum, hiç faydasını görmedim, bıraktım ''. Ne çok konuşuyoruz aslında değil mi? Hatta bazen sözcükleri yoruyoruz. Hem de hiç faydasını görmediğimiz halde. 
Akıl istemeyenlere akıl vererek, etrafımızdaki insanları yerli yersiz eleştirerek yapıyoruz bunu. Bazen de davranışlarımızla yarattığımız sorunları konuşarak çözmeye çalışıyoruz. Belki bu konuşmaları iyi niyetle yapıyoruz ama sonuç değişmiyor. Etrafımızdaki insanlar uzaklaşmaya başlıyor bizden. Yüreğimizi boşa tüketmiş oluyoruz.
Konuşma Çalış
İş dünyası, stresi, derdi ve aksiyonu bol bir dünya. Konuş, konuş bitmez mevzular. Ama iş hayatımızda yaptığımız lüzumsuz konuşmalarla da göze batar hale geliyoruz. Bazen iyi niyetli olmayan insanların dolduruşuna gelip konuşuyoruz. Bazen de safça bir şeyleri düzeltiriz diye.Problem çıktığında ise bizi konuşturanlar ortadan kayboluyor. Söylediğimiz sözler ve biz kalıyoruz. 
''Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil'' demiş Fuzuli. Bazen de gönlümüzü razı edip susmak gerekiyor.

1/09/2018

Cem Yılmaz' ın merakla beklenen filmi, Arif V 216 vizyona girdi. Cem Yılmaz' ın son filmleri, beklenen komedi düzeyinde olmaması nedeniyle izleyicide hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu nedenle Arif V 216 için de acaba bu da mı hayal kırıklığı yaratacak endişesi vardı. 
Filme gidenler bu endişenin yersiz olduğunu görecekler ve hayal kırıklığı yaşamadan gayet keyif almış bir şekilde filmi izleyecekler. Filmi izlerken içimden Cem Yılmaz' la başa çıkılmaz diye geçirdim. Çıtayı çok yukarılara koyuyor bu filmle. Cem Yılmaz' ın en iyi filmlerinden biri olmuş Arif V 216. Senaryo, çekimler, oyunculuklar çok iyi. Ozan Güven, Çağlar Çorumlu ve Seda Bakan oyuncu performansı olarak çok öne çıkıyorlar.
İnsan Olmak İsteyen Robot 216
GORA' dan tanıdığımız  robot 216, insan olmak için dünyaya geliyor. Onun geldiğini öğrenen yabancı ülke istihbarat servislerinden kaçmak zorunda kalıyor. Zaman makinesiyle GORA' ya gitmek yerine Arif' le beraber 1969 yılına gidiyor. 216 orada kör kız Pembe Şeker' e aşık oluyor. 216' nın robot olduğunu öğrenen oyuncak şirketi sahibi Besim 216' nın aklını çelip kopyalarını üretip satıyor. Arif 216' yı Besim' in elinden kurtarmaya uğraşıyor.
Zaman Makinesi
Zaman makinesiyle birlikte biz de o yıllara duygusal bir şekilde gidiyoruz. O dönemlere gitmek bugünlerde ne halde olduğumuzu da apaçık ortaya koyuyor. O dönemin yıldızları olan Zeki Müren, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Sadri Alışık, Barış Manço, Emel Sayın, Ayhan Işık, Ediz Hun gibi isimleri görmek insana iyi geliyor. Kerem Alışık' ın, babası Sadri Alışık' ın Turist Ömer karakterini canlandırması, Cüneyt Arkın' ı da oğlu Murat Cüreklibatur' un canlandırması filmin duygusal ve hoş sahnelerinden. Geçmişin hit şarkılarının yer aldığı filmin müzikleri de çok güzel. Cem Yılmaz filmi esprilerle donatmış. Ama her zamanki gibi küfür ve belden aşağı esprileri eksik etmemiş filminden. Anlaşılan o ki Cem Yılmaz, galiz küfürlerden ve belden aşağı esprilerden vazgeçemiyor. Tabi filmde çok kaliteli ve ince espriler de var. Ama o kadar çok gönderme ve ince espri olduğu için filmi birden fazla kez seyretmek gerekiyor. 

1/06/2018

Futbolun büyüsünden bahsedilir hep. Dünyada milyarlarca insanı etkileyen bir büyü. Bu büyüyü kimin yaptığı belli değil ama çok güçlü olduğu kesin. Eğitimli, eğitimsiz, genç, yaşlı fark etmiyor. Herkesi etkisi altına alıyor.
Milli Piyango yılbaşı çekilişinde 1 milyon 250 bin TL kazanan tır şoförü, bu tutarın 50 bin TL sini 3. Lig takımı Yeni Orduspor' a bağışlayacağını açıkladı. Evli ve 2 çocuk babası olan talihli, önemli miktarda bir parayı bir futbol kulübüne aktarıyor. Tır şoförlüğü yapmaya devam edeceğini açıklayan talihlinin, şoförlük yaparak belki de bir yılda kazanabileceği bir miktar. Büyü değil de nedir bu?
Futbolun Vergi Cenneti
Futbolcular Avrupa' da % 45 ile %  57 arasında vergi öderlerken, Türkiye' de bu oran % 15. Maçları izleyen seyircilerin önemli bir kısmının maaşlarından ödediği vergi oranı, bu oranın neredeyse 3 katıdır ama bu onları hiç rahatsız etmez. Devlet, futbolculardan almadığı vergiyi seyircilerden alır. Futbolcular da vermedikleri vergi sayesinde daha çok para kazanıp daha lüks yaşarlar. Taraftarlar da tuttukları takımdaki oyuncunun lüks yaşamıyla övünmeyi tercih ederler. Büyüden olsa gerek. 
Batan Kulüpleri Kurtarmak
Futbol takımlarını kurtarma '' hastalığı'' çok yaygın ülkemizde. Menajer ve yönetici oyunlarıyla kulüplerin içi boşaltılıp, 100 milyonlarca lira borçla batık hale getirilirken, bunları yapanlarla ilgili hiç bir işlem yapılmaz. Her şeyi gören, duyan yetkililer bu olanları nedense görmez ve duymazlar. Büyük takımlarımızın milyar TL' yi aşan borçları ortada duruyor. Son dönemlerde Gaziantepspor ve Mersin İdman Yurdu kulüplerinin batışlarını izliyoruz. Taraftarlar, kulüplerinin kurtarılması için devletin ve bölgenin iş adamlarının desteğini bekliyorlar. Kulüplerin batıranlar ortada gezerken, iş adamlarının para vermesi için kamuoyu baskısı oluşturuyorlar. Geçmişte de kulüplere yardım gecesi düzenleyip, bölge milletvekili ve bakanların desteğiyle iş adamlarından bağış! alındığını görmüştük. Futbolcular daha lüks arabalara binsinler diye paralar toplanıyor. Oysa bu tür kulüpler kurtarılmasa ve sorumlular cezalandırılsa futbol kurtulacak. Kendi şirketlerini kuruşuna kadar titizlikle kontrol eden yöneticiler, futbol kulübü yönetirken, futbol büyüsünün etkisiyle olsa gerek, bildikleri her şeyi unutuyorlar.  
Hanımlar Dikkat
Futbolda gerçekten büyü var. Hanımlar, maç varken televizyonun önünden geçerken bir kez daha düşünmeli.

12/29/2017

Bir yıl daha bitiyor. Yeni yılın eski yıla göre daha güzel olmasını dileyelim. Ama takvimde değişiklik oldu diye hayatımızda bir değişiklik olmayacağını da bilelim. Bunun olmasını ne kadar dilesek de. Ne yapalım, iyi dileklerde bulunmayalım mı peki? Tabi ki bulunalım ama bununla beraber bazı şeyleri de yapalım. Biz genelde belli adımları atmak için tarih belirlemek isteriz. Diyete ya da spora başlama günü Pazartesi' dir mesela. Yeni bir adım atmak için yılbaşı çok ideal bir zaman. Hem yılın 1. günü hem de Pazartesi.
1) Aynanın Karşısına Geçelim: Meşhur masaldaki gibi soralım aynaya. En güzel olup olmadığımızı sormayalım; olmak istediğimiz noktada mıyız diye soralım. Aynı zamanda muhasebe de yapalım. Neden istediğimiz noktada olmadığımızı sorgulayalım. Bahanelerin arkasına sığınmadan ve iğneyi kendimize batırarak. Dürüstçe cevaplar verelim kendimize. İyi yaptığımız şeyleri de düşünelim bu arada. Bu bizi gelecek için motive de edecektir.
2) Kağıdı Kalemi Elimize Alalım: 2018 yılında olmasını istediklerimizi alt alta yazalım. Yani istediklerimizin olması için ilk adımı atalım. İster evrene mesaj göndermek diyelim, ister planlama yapmak diyelim. Sonra yanlarına, ne zaman ve nasıl yapılacağını yazalım. Bu yazdıklarımızı yıl içinde düzenli bir şekilde kontrol etmeyi unutmayalım.


3) Eğlenmenin Hakkını Verelim: Hem de kutlamayın, eğlenmeyin diyenlere inat, eğlencenin dibine vuralım. Sevdiklerimizle bir araya gelelim ve bu yılbaşının keyfini çıkartalım.

12/21/2017

Dünyanın çevresini teknesiyle dolaşan ilk Türk denizcisi olan Sadun Boro' nun '' Pupa Yelken'' isimli kitabı 35 yıl sonra yeniden basıldı. Sadun Boro kitaba konu olan bu seyahatini 10,5 metre boyundaki ''Kısmet'' isimli yelkenli teknesiyle gerçekleştiriyor. 1965- 1968 yılları arasında eşi Oda ile gerçekleştirdiği dünya turunda tuttuğu notlar, o dönemde bu geziye sponsor olan Hürriyet gazetesinde eş zamanlı olarak yayınlanıyor. Sponsorluk miktarı da aylık 500 Dolar olarak belirleniyor. 1969 yılında ise bu notlar kitap haline getiriliyor. 
22 Ağustos 1965 yılında Caddebostan iskelesinde başlayan, 2 yıl 10 ay süren ve 15 Haziran 1968 yılında İstanbul' da sona eren müthiş yolculukla ilgili anılar resimli olarak anlatılıyor. Sadun Boro ve Eşi Oda' ya bu seyahatlerinde Kanarya Adaları' ndan aldıkları kedileri '' Miço'' da eşlik ediyor. Barbados' a istenilen zamanda varılamaması, ucuz atlatılan bir korsan saldırısı, Mısır' ın Süveyş Kanalı' ndan geçiş izni vermemesi gibi pek çok macera kitapta yer alıyor. Aslında bu kitap, Sadun Boro' nun hayattaki en büyük hayali olan tekneyle dünya seyahatini gerçekleştirmek için nasıl azimle çabaladığını da gösteriyor. Sadece denizdeki çabaları değil, yolculuk hazırlıkları için de harcadığı emekleri de. Örneğin, ''Kısmet'' i yaptırmak için İstanbul' dan Tarsus' a gidip bir mensucat fabrikasında 2 yıl çalışıp para biriktiriyor. Kitabın son kısmında yolculuk esnasında çıkan gazete kupürleri yer alıyor. Bu kupürlerden seyahatin ne kadar ses getirdiği görülüyor. Hatta o günlerde bu gezi sayesinde Hürriyet gazetesinin tirajı 1 milyonu geçiyor.
Kitabın başkahramanlarından olan ve Sadun Boro' nun 46 yıl boyunca 150 bin deniz mili yolculuk yaptığı ''Kısmet'' teknesi Rahmi Koç müzesinde sergilenmektedir.

12/13/2017

Hayatta herkesin bir hikayesi var. Oturup dinlediğimizde ne büyük badireler atlatılmış olduğunu, nasıl şanssızlıklar yaşandığını ve nasıl kılpayı büyük fırsatların kaçırıldığını görürüz. Hikayeyi anlatanlara göre, bu tür şeyler sadece onların başına gelmiş. Oysa pek çok kişinin benzer hikayeleri var. Ama acı olan hikayemizin kimsenin umurunda olmaması. Edvard Munch' un dünyaca ünlü '' Çığlık'' tablosundaki gibi kimse bizi duymuyor.
Hayat Öğretir
Hayatta olduğumuz sürece öğrenmeye devam ediyoruz. Örneğin hayatın tam bir kurtlar sofrası olduğunu görüyoruz. Bu kurtlar aynı zamanda ruhumuzdan parçalar kopartıyor. Kopan parçalar yaraya dönüşüyor ve çoğunlukla iyileşmiyor. Sonra başlıyoruz hikayelerimizi anlatmaya. Her yeni güne yeni bir umutla uyanmak varken, geçmişteki hikayenin arkasına sığınıp geleceğimizi de karartıyoruz. Yaralarımızı iyileştirebilecek mental dayanıklılığa ulaşabilirsek ya da yaralarımıza merhem olacak insanlar hayatımızda varsa ne mutlu. Yoksa bencilliğe, duygusuzluğa ve yalnızlığa evrilen bir hayata geçiş yapıyoruz. 
Yanlış Onarım
Pek çok insan yaralı ruhlarını, bu konuda kabahati olmayan insanlara karşı davranışlarıyla onarmaya çalışıyor. Benim canım yandı onların da yansın diyorlar. Öğrencilere kök söktüren hoca ya da vurdumduymaz öğrenci işleri görevlisi, belki de bu yolla yaralarını iyileştirmeye çalışıyordur.
Ne Yapmalı?
Öncelikle kabul etmeli. Kaybetmenin, üzüntünün, çekişmenin, kazık yemenin hayatın gerçeği olduğunu. Olan olmuş demeyi. Bu tür durumların herkesin başına gelebileceğini. Yaralarla yüzleşip tamir etmeli. Yaralarımızla yaşamayı öğrenmeli. Her yeni güne yeni bir umutla uyanarak ve ileriye bakarak yaşamalı.

12/05/2017

Avrupa Yakası ve Yalan Dünya dizilerinin senaryolarını yazan Gülse Birsel' in ilk sinema filmi olan Aile Arasında vizyona girdi. Başrollerde Engin Günaydın, Demet Evgar, Fatih Artman, Gülse Birsel, Devrim Yakut, Ayta Sözeri, Derya Karadaş, Şevket Çoruh, Su Kutlu ve Erdal Özyağcılar yer alıyor. 
Gülse Birsel' in, televizyon için yaptığı dizilerinde, süreyi uzatabilmek uğruna yaşanan durağanlıklar yaşanmıyor bu filmde. Filmin temposu neredeyse hiç düşmüyor. Tabi bunda senaryo kadar usta oyuncuların da katkısı var.
Oyuncuların Performansı
Demet Evgar çok çok başarılı. Müthiş performans gösteriyor. Engin Günaydın' ın oynadığı karakter daha önce dizilerde oynadığı karakterlere benzerlik taşıyor ve o da gayet başarılı. '' Trans birey'' Ayta Sözeri çok iyi oyunculuk çıkartıyor. Filmin ortasından itibaren Devrim Yakut ağırlığını koyuyor. O da çok iyi oynuyor. Tabi ki büyük usta Erdal Özyağcılar rolünün hakkını layıkıyla veriyor. Başrolde bir de Adana var. Film Adana' da geçiyor.
Filmin Konusu
Karısı tarafından terk edilmiş olan Fikret( Engin Günaydın) ile 21 yaşındaki kızının babası tarafından terk edilen müzikhol şarkıcısı Solmaz( Demet Evgar)' ın yolları tesadüfen kesişir. Fikret bir andan kendisini, Solmaz' ın kızının Adanalı zengin kebapçı Haşmet( Erdal Özyağcılar)' in oğluyla evlenme macerasının ortasında, kız isteyen baba olarak bulur. Nişan, düğün hazırlıkları da arkasından gelir. Aile Arasında, 2 saat 4 dakika süren keyifli, düzeyli, sıcak ve samimi bir film. Umarım Aile Arasında filmi yüksek gişe rakamlarına ulaşır. Belki bu sayede, komedi filmi yapımcılarına ve senaristlerine de küfür ve belden aşağı espriler olmadan da keyifli bir film yapılabileceğini gösterir.

11/28/2017

Hepimiz başarılı olmak istiyoruz. Hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için. Daha çok kazanmak, daha iyi imkanlar elde etmek ve daha çok saygı görmek için . Bunun için de çok çalışıyoruz. Zaten günümüzde her şey başarılı olmak ve başarıyı yüceltmek üzerine kurulmuş. Ne yap ne et başarılı ol. Bunun yanında başarılı olmanın bir de arka yüzü var.
Başarınızla Herkes Mutlu Olur mu?
Tabi ki hayır. Başarılı olup taktir gördüğünüzde, sizi alkışlayanlardan bazıları aynı anda dişlerini de gıcırdatıyorlar. Çünkü sizin başarılı olabilmeniz için, yarıştığınız insanların başarısız olması gerekiyor. Haliyle onlar da kendi başarısızlıklarını büyük bir olgunlukla kabul edip, başarıyı hak ettiğinizi düşünmeyeceklerdir. Yeni düşmanlarınıza merhaba deyin. Oysa ki siz onlardan daha çok çalışmış, daha çok özveride bulunmuş ve emek harcamışsınızdır. Ama bunun onlar için bir önemi yok. Sizin kazandığınız para, oturduğunuz ev, bindiğiniz araba, bulunduğunuz mevki, aldığınız ödül hep dert olacaktır o insanlara.
Başarıyı Sürdürmek
Başarıyı sürdürebilmek için üzerinizde büyük bir beklenti baskısı olacaktır. Başarılı olup daha sonra başarısız olduğunuzda daha büyük tepkilere maruz kalacaksınız. Şımardı, gevşedi gibi sözleri duymaya hazır olun. Dolayısıyla aynı seviyede kalmaya mecbursunuz ve bu sizi strese sokacaktır. Sürekli başarılı olursanız, belli bir süre sonra başarılı olmanız kanıksanacak ve eskisi kadar değerli olmayacaktır. Daha az takdir göreceksiniz ve bu da sizi mutsuz edecektir. Ama bunun için mutsuz olmamak gerekir. Çünkü siz bir seviyeye gelmişsiniz ve ''ceptesiniz''. Başka insanların performansını yukarıya çekmek için çaba harcanması normaldir.
Ne Yapmalı?
Tabi ki başarılı olmak için uğraşmaya devam etmeli. Başarısız olmak çok da iyi bir şey değil. Hayat keşke ''Mandıra Filozofu'' nun bahsettiği gibi olabilse. Ama maalesef öyle değil. Başarılı olmaya mecbur gibiyiz. Dolayısıyla başarının olumsuz yan etkilerini bertaraf etmeye çalışmak gerekiyor. Başarı paylaşılırsa ve mütevazi olunursa olumsuz tepkiler daha az olacaktır. Başarınızı insanlarını gözüne sokmamanız lazım. Ayrıca başarıyı tek başınıza sahiplenmeye kalkarsanız başarınızda pay sahibi olan ekibinizin de tepkisini çekersiniz. Bunun sonucunda görünmez çelmelere de hazır olmanız gerekir.

11/16/2017

Aydın Boysan' ın kitaplarında kullandığı güzel bir tabir var: ''Vicdan fukarası''. Vicdanını kaybetmiş, çıkarından başka bir şey düşünmeyen, çevreyi ve doğayı katleden insanlar için kullanıyor bu tabiri. Etrafımıza baktığımızda, vicdan fukaralarının sayısının ne kadar çok olduğunu ve sayılarının her geçen gün arttığını üzülerek görüyoruz.
Kim bu vicdan fukaraları? Hayvanlara, çevreye, ağaçlara acımasızca zarar verenler, siyaset sayesinde bulduğu geçici güç ve imkanlarla etrafındakilere tepeden bakan ve kötülük için fırsat kollayanlar, acımasızca ve haksızca insanlara çamur atanlar, kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanlar, iş hayatında öne çıkmak ve hak etmediği yerlere gelmek için biri birlerine çelme takıp kuyu kazanlar. Vicdan fukaralarının listesi uzar gider. Eskiden, vicdansızlık utanılacak bir şeydi. Şimdilerde ise vicdanlı olmak enayilik olarak görülüyor. 
Günah Çıkartma
Bir de bu vicdan fukaralarının iş işten geçtikten, yapacaklarını yaptıktan sonra günah çıkartmaları var ki tam evlere şenlik. Bu şekilde vicdanlarını rahatlatacaklarını sanıyorlar. Vicdan, Akıl Oyunları filminde, John Nash' in, şizofreni hastalığı nedeniyle, hayatı boyunca halüsinasyon olarak gördüğü, hiç büyümeyen kız çocuğu gibi yanlarından ayrılmayacak.
Bir Anı
Bir hukuk bürosunda işim vardı. Avukatlardan biriyle görüşmek için beklerken, içeride bir adamın avukatla konuşmasına şahit oldum. Adam borçlarından dolayı icralık olmuş ve hapis kararı çıkmış. Telefonla hukuk bürosunu arayıp borcunu öğrenmiş ve o miktara göre parayı toparlayabilmiş. Ama büroya geldiğinde miktarın daha fazla olduğu söylenmiş. Avukat kalan parayı getirmesini söylüyordu. Adam adeta yalvarıyordu getirdiği paranın kabul edilmesi için. Kabul ederlerse açık cezaevinde yatacağını, kabul etmezlerse kapalı cezaevine gitmek zorunda kalacağını anlatıyordu. Avukatın yapması gereken masasından kalkıp, 2 oda yanda bulunan avukatlık bürosunun sahibine bunun olup olamayacağını sormasıydı. Adam avukata sorması için defalarca rica etti. Avukat hiç oralı olmuyordu. En sonunda sormak için yerinden kalktı. 1 dakika sonra geldi ve oluyormuş dedi. O avukat bir vicdan fukarasıydı. Öyle olmasa bu kadar basit bir işlem için insanı yalvartmazdı.

11/12/2017

Atatürk' ün ölümünün üzerinden 79 yıl geçti. Önemi ve kıymeti artarak devam ediyor. Atatürk' e karşı olanların karşı olma sebepleri belli. Hanedan ya da halifelik çerçevesinde başka yönetim biçimlerine meraklı oldukları ortada. Cumhuriyet' in onlara sağladığı fırsat eşitliğinin farkında değiller.
Her hangi bir ailenin, babadan oğula geçen yönetim şeklinde kendilerine nasıl bir yer bulmayı umdukları anlaşılmaz. Hele kadınların daha çok sahip çıkmaları gerekiyor Atatürk ve Cumhuriyete. Suudi Arabistan' da kadınların araba sürme yasağının 2017 yılında kalktığı ve bu değişikliğin eski bir cumhurbaşkanı tarafından tebrik edildiği ülkemizde, Atatürk kadınlara seçme seçilme hakkını 1934 yılında getirdiğini unutuyorlar.

Atatürkçüler' in Durumu
Peki Atatürkçü olduğunu iddia edenler ne durumda? Pek çoğu sadece aşağıdaki maddeleri uygulayınca Atatürkçü olduğunu ve bunların yeterli olduğunu düşünüyor.
  • 10 Kasım' da saat 9:05' de saygı duruşunda bulunmak
  • Sosyal paylaşım sitelerinde (1881- ~ ) paylaşımları yapmak
  • Zeybek oynamak
  • Atatürk ün sevdiği şarkıları dinlemek
  • Atatürk' ten anekdotları okuyup mest olmak( Özellikle yabancı devlet adamlarıyla olanları)
  • Atatürk rozeti takmak
  • Atatürk resimlerini, takvimlerini duvarlara asmak
  • Anıtkabir' den selfie paylaşmak
  • Atatürk büstü dağıtmak
  • El ele tutuşup Atatürk silueti oluşturmak
Atatürk' ü kendince hatırlamaya çalışmak tabi önemli, hem de çok. Ama bunları yapmak kolay. Keşke Atatürkçü olmak bu kadar kolay olsaydı. Atatürk ve Cumhuriyeti yaşatmak için daha fazlasına ihtiyaç var. Özellikle kamu görevinde bulunanlar, belediye başkanı ya da milletvekili olanlar, işgal ettikleri makamlardaki görevlerini layıkıyla yapmadıklarında, şahsi çıkarlarını gözettiklerinde Atatürkçülüğe de zarar verdiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Atatürkçü olmayanlar bile, yaptıkları hizmetlerden ve örnek davranışlardan dolayı Atatürkçüler' e saygı ve sempatiyle bakabilmeli. Cumhuriyet sadece bir ideoloji değil; ekonomik kalkınmayı da kapsıyor. Cumhuriyet karşıtlarının nasıl organize oldukları ve ne kadar çok çalıştıkları ortada. İdeal peşinde olması gereken Cumhuriyetçiler koltuk peşinde. Belediye başkanlığı adaylıklarındaki çekişmelerin sonuçlarının kime yaradığı ortada. Atatürk ve Cumhuriyeti temsil ettiğine inandıkları parti ve adaylara oy verenler de layıkıyla görevini yapmayanlara oy vermemeli ki onlar da kendilerini düzeltsinler. Yoksa her gün Atatürk' ün gelmesini bekleyecekler. Atatürk ne istediğini kendi sözleriyle anlatıyor:
  • Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. 
  • Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız. Onları söyleyin
  • Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak.
  • Ben manevi miras olarak, hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!