1/12/2019

Başarılı olmak çok önemli. Günümüz iş dünyasında hayatta kalabilmek ve kariyer basamaklarını tırmanabilmek için başarılı olmak şart. Başarılı olmak için pek çok formül ortaya konuluyor. Onlardan biri de '' Beyin avcısı'' Şerif Kaynar' ın TEDx için yaptığı '' Başarının 12 Sihirli Anahtarı'' adlı konuşmasında yer alıyor.
Şerif Kaynar büyük şirketlere danışmanlık yapan Korn Ferry firmasının Türkiye şubesinin yöneticisi. Aynı zamanda Süreyya Ciliv' i Microsoft' ta çalışırken Turkcell için çalışmaya ikna ederek CEO olmasını sağlayan kişi. Ayrıca Serpil Timuray' ın da Vodafone' a CEO olmasını sağlamıştır. Yani iş dünyasının tam içinden gelen ve bu konuda oldukça tecrübeli birisi. 22 yıllık çalışma süresi boyunca, başarılı olmuş çok sayıda patron, CEO ve genel müdürle tanışıyor. Onların 12 ortak özelliğini tespit ediyor: 
1) Uzlaşma Kültürü: Çatışma yerine uzlaşmayı tercih etmek gerekiyor.
2) Satış Becerileri: Bir şeyi iyi yapmak önemlidir ama yaptığınızı ortaya koyabilmek yani satabilmek en az yapabilmek kadar önemlidir.
3) Etik Yöneticilik: Her koşulda etik kurallar içerisinde kalınması gerekiyor.
4) Sıfırdan Başlayabilmek: Hayat her zaman ileri doğru gitmez. Yana ya da geriye gidildiği zaman yeniden başlayabilmek gerekiyor. 
5) Şansı Yakalamak: Hayatımız boyunca şans önümüze geliyor. O şansı yakalayıp değerlendirebilmek gerekiyor. 
6) Sevilen Kişi Olmak: Sevilen kişiler daha başarılı oluyor. Gülümseyen, bilgiyi paylaşan, kapısı açık, egosu küçük insanlar daha çok seviliyorlar. 
7) Network' ü Sağlam Tutmak: İlişkileri iyi tutmak gerekiyor. Okul arkadaşı, aile, iş arkadaşı gibi gruplarla iyi ilişkiler networkün güçlü olmasını sağlıyor.
8) Liderlik Ruhu: Başarılı insanlarda mutlaka bulunuyor ve liderlik geliştirilebilen bir özellik. 
9) Hayal Gücü: Hayal gücü ile yapılan işler çok daha ileri götürülebiliyor. Hayal gücünü geliştirmenin iki yolu, kitap okumak ve seyahat etmek.
Buradan sonraki 3 madde ise Şerif Kaynar' ın olmazsa olmaz dediği maddeler:
10) Öğrenme Kabiliyeti: Hayat ve iş hayatı sürekli gelişiyor ve değişiyor. Ayak uydurabilmek için öğrenmeye açık olmak gerekiyor.
11) Cömert Olmak: Para, zaman ve ilgisini ekibi için harcarken cömert olanlar daha başarılı oluyor. 
12) Saygı: Üst mevkidekilere zaten saygı gösteriliyor. Bununla birlikte alt mevkidekilere, müşterilere, çalışanlara saygılı olmak gerekiyor. Ayrıca randevu saatine uymak çok önemlidir. Bu, o insana saygının göstergesidir.
Güven: Bu 12 maddeyi uygulayan insanlar güven kazanıyorlar. İnsanlar güvendikleri kişilerle iş yaparlar. Güvenilir olmak gerekiyor. Güveni kazanmak zor, kaybetmek kolaydır.

1/05/2019

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, naylon poşet yönetmeliği kapsamında, 1 Ocak 2019 itibariyle market alışverişlerinde kullanılan plastik poşetlerin 25 kuruş olacağını açıkladı. Bu yönetmeliğin amacı olarak görsel ve çevresel kirliliğin azaltılarak gereksiz poşet kullanımının önüne geçmek olduğu belirtildi. Çevre kirliliğinin azaltılması için atılmış çok önemli bir adım. Plastik poşet, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve ABD gibi pek çok ülkede ücretli ya da yasak. 
Neden Bu Kadar Önemli?
Plastik poşetler polietilen denilen petrol türevinden ve atık malzemelerin ikincil kullanımından elde ediliyor. Üretim maliyetlerinin düşük olması ve dayanıklılığı nedeniyle çok yaygın. Bu poşetlerin doğada yok olma süresi 1.000 yılı buluyor. Naylon poşetlerin sadece %1' i geri dönüştürülebiliyor ve  % 99' u doğada kalıyor. Türkiye' deki bir kişi bir yılda ortalama 312 adet plastik poşet kullanıyor. Dünyada ise her saniyede 160.000 plastik poşet kullanılıyor. Her yıl dünyada 5 trilyon adet plastik poşet üretiliyor. 
Bizim Tepkimiz Ne Oldu?
İlk tepkimiz market görevlileriyle kavga etmek oldu. Bu kadar alışveriş yapıyorum poşete de mi para istiyorsunuz dendi. Kızıp ürünleri iade edenler, manav reyonundaki ince ve ücretsiz poşeti alıp kullananlar, montunun içine dolduranlar, poşeti kullandıktan sonra geri getirip parasını isteyenler oldu. Hatta bazı marketlerin önünde 10 kuruşa poşet satanlar bile çıktı. Ama rakamlara bakıldığında plastik poşet tüketiminin % 50 azaldığı görülüyor. Amaç da bu zaten. Çevre bilincine sahip oldukça rakamların daha da düşmesi en büyük dileğimiz. Akaryakıt ürünlerindeki fiyat artışları, köprü geçiş ücretleri artışları vb. pek çok alanda yapılan fiyat artışlarına neredeyse hiç tepki vermeyen vatandaşlarımız söz konusu 25 kuruşluk poşet ya da çevre olunca büyük tepki gösterdiler. Bu da şaşırtıcı bir durum.
Reklam Meselesi
Bir başka tepki de ücretli poşetlerde alışveriş yapılan firmanın logosunu olmasına geldi. Hem parayla satıyorsunuz hem de sizin reklamınızı yapıyorum. Marketin bana reklam parası ödemesi gerekir ya da logosuz poşet verin diyenler oldu. Parayla aldığı her ürünün üzerinde reklam bulunan insanlar konu poşet olunca ayrı bir hassasiyet gösterdi. 

12/25/2018

Reyting, televizyon dünyasının görmezden gelinemez hatta odak noktası diyebileceğimiz bir unsuru. İstenilen reytingi alamayan dizi, program vb. reyting canavarının pençelerinde yok olup yayından kaldırılıyor.
Günümüzde reyting denilince akla gelen ilk isim Acun Ilıcalı' dır. Muhabirlikten başlayıp televizyon kanalı sahipliğine kadar uzanan öyküsünde, halkın nabzını çok iyi tutan yapımlarla ekranda yer aldı. Oldukça iyi izlenme oranları alarak reyting canavarını mağlup etti. Ama bu süreç içerisinde yaptığı programlar, reyting kaygısıyla da olsa kendi canavarlarını yarattı. Acun Ilıcalı' nın reytinglerinin ana ögesi kavga olmaya başladı. Yemek programı, moda programı ya da Survivor fark etmiyor. Pek çok yarışma programında kavga yer alıyor. Buna '' kontrollü kavga'' da diyebiliriz. Reyting için yarışmacılar kavga ettiriliyor. Bu arada kontrolünü kaybedip kavgayı abartan yarışmacılar diskalifiye edilerek aslında kavga istenmiyormuş gibi yapılıyor. Böylece Acun, ailemizin programcısı olarak kalmaya devam ediyor. Acun' un programından fırlayan canavarların sonuncusu  yemek programı MasterChief' te yer alan Murat Özdemir. Bu yarışmacı bir papağana işkence edip sosyal medya hesabından paylaşmıştı. Bir diğer yarışmacı Nihat Doğan' ın Özgecan Aslan için söylediklerini insan olan söylemezdi. Ama bu sözleri söylemesine rağmen Survivor yarışmasında kendisine yer buldu. Çünkü onun reytingi vardı ve reyting Acun için pek çok şeyden önemliydi. Tabi ki bu insanların her yaptığından Acun Ilıcalı sorumlu olamaz. Ama seçtiği kontrollü kavgaya dayalı reyting modelinin işlemesi için bu tip insanlara ihtiyaç duyuyor.
Ekranda sürekli kavga olması sonucunda, kavga normal bir şeymiş  gibi algılanmaya başlanıyor. Acun da bir şekilde şiddetin normalleşmesine katkıda bulunmuş oluyor. 

12/18/2018

Brezilyalı yazar Paul Coelho' nun 1988 yılında yayımladığı fenomen romanı Simyacı, Endülüslü genç çoban Santiago' nun hikayesini anlatıyor. Simyacı romanı, Mesnevi' de geçen kısa bir  hikayeden yola çıkarak yazılmış. Santiago '' Kişisel menkıbesinin'' peşinde İspanya' dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerine doğru hazinesini aramak için yolculuk yapıyor.
Yolculuk esnasında önüne çıkan engellerle ve talihsizliklerle baş edip bununla birlikte çölü aşması gerekiyor. Tabi bu esnada önüne çıkan işaretlerin farkına varıp onları takip etmesi de. 
Ülkemizde Can Yayınları tarafından basılan kitap 145. baskıya ulaşmış. Dünyada ise 42 ülkede yayınlanıp 26 dile çevrilmiş. Özdemir İnce tarafından Türkçe' ye çevrilen bu başyapıt son derece akıcı. Kitaptan bazı alıntılar:

'' Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar''.

'' Ben de herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum''.

'' Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu olursun''.

'' Bir kere olan bir daha asla tekrarlanmaz. Amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır''.

'' Bir yanlışı tekrar ediyorsan, artık o bir yanlış değil karardır''. 

'' Umutsuzluğa teslim olma. Yoksa yüreğinle konuşmana engel olur''.

'' Yüreğine, acı korkusunun acının kendisinden daha kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiç bir yürek kesinlikle acı çekmez''.

12/07/2018

Hepimiz, bazen kontrolümüzü kaybedebiliyoruz. İş hayatımızda ya da özel hayatımızda aleyhimize yapılan ve bize zarar veren kasıtlı davranışlar, yaşadığımız talihsizlikler, yanlış anlamalar, hayat ya da iş hayatı koşulları bizi kontrol dışı davranmaya sevk edebiliyor. Sakin ve soğukkanlı iken yapmayacağımız davranışları öfkemizi kontrol edemediğimizde yapabiliyoruz. Tabi ki bu davranışlarımızın ileride bize karşı olumsuz dönüşleri olabiliyor.
Haksızlığın ya da bize karşı yapılan yanlış davranışların hiç olmama durumu yok. Bunlar, istemesek de hayatın gerçekleri. Dikkat etmemiz gereken  şey, bunlar başımıza geldikten sonraki davranışlarımız. Genellikle ilk andaki sinirle yaptığımız davranışlar, aldığımız kararlar ya da söylediğimiz sözler daha sonra pişman olmamıza neden oluyor. Sonradan durumu düzeltmek için çok efor harcamamız gerekiyor ve buna rağmen istediğimiz sonucu elde edemiyoruz. Halil Sezai' nin şarkısında söylediği gibi: '' İki kelime yetiyor seven kalbi kırmaya, sonra roman yazsan ne fayda''. Bir de öfkenin baldan tatlı olma gibi sakıncalı bir durumu var. Kızdıkça daha çok kızıyoruz. Yıktıkça daha çok yıkıyoruz. 
Nasıl Davranmalı?
Öncelikle herkes kendi sakinleşme yöntemini bulmalı. İçinden ona kadar saymak, derin derin nefes almak, ya sabır çekmek vs. Anlık tepki vermekten kaçınmak ve sakinleştikten sonra hamleler yapmak doğru olanı.Üniversitede basketbol oynadığım yıllarda antrenörümüz, maç içerisinde  büyük bir hata yaptığımızda ilk anda bize öfkesini yansıtmazdı. Sahanın diğer tarafına doğru 15-20 adım atar, kendisini sakinleştirir ve daha sonra bizimle konuşurdu. Bu sayede hem bizi kırmaz hem de vermek istediği mesajı sakince ve doğru şekilde verirdi.
Bireysel Mesafelendirme Yöntemi
Bir diğer yöntem de '' Bireysel Mesafelendirme Yöntemi''. Bu yöntemde içinde bulunduğumuz durumu uzak bir mesafeden izlediğimizi düşünerek, o an yaşadıklarımızı ve hislerimizi farklı bir şekilde değerlendirmemiz amaçlanıyor. Bu yöntemle olaylara, kişilere ve kendimize dışarıdan bakmamız sağlanıyor. Bu sayede olaylar karşısında anlık tepkiler vermenin önüne geçilmiş oluyor. 

11/08/2018

Bugün haber bültenlerinde İstanbul Bahçelievler' de meydana gelen bir cinayet haberi vardı. 15 yaşındaki bir lise öğrencisi, aynı okuldan arkadaşı tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Hem de defalarca ateş edilerek. Çok üzücü bir olay. 15 yaşında bir çocuk sokak ortasında okul arkadaşını gözünü kırpmadan ve soğukkanlılıkla öldürebiliyor.
Okuldaki bir tartışmanın geldiği noktada cinayeti işleyen lise öğrencisinin suçlu olduğu aşikar. Ama bu tür davranışları yapabilecek psikolojiye gelmesinde sorumlu olanlar da var tabi ki. Aile, çevre, arkadaş grupları, toplumdaki genel iklim, televizyon vs. Televizyonun etkisi biraz farklı. Çünkü televizyon bazı şeylerin genele daha çabuk yayılmasını sağlıyor. 
Buzlu Tv Ekranı
Günümüzde pek çok insan televizyon karşısında uzun saatler geçiriyor. Ekran açık oldukça dünyayı o ekran üzerinden görmeye başlıyor neredeyse. Ratinge bağlı olarak dizilerin içerikleri değişiyor. Örneğin şiddet içerikli, mafyavari diziler yoğun ilgi görüyor. Kurtlar Vadisi, Söz ve Çukur gibi silahların ortada gezdiği,tehditlerin ve şiddetin havada uçuştuğu dizilerin meraklısı çok oluyor. Bir süre sonra şiddet normalmiş gibi algılanmaya başlanıyor. Televizyonları denetleyen kurumlar şiddetin pek zararlı olmadığını düşünüyor olmalılar ki bu diziler ceza almıyor. Bu dizilerin biri bitiyor diğeri başlıyor. Yemek programlarında ve yarışma programlarında bile insanlar kavga ediyorlar. Ya da rating için kavga ettiriliyorlar. Ama yetkililer ne yapıyorlar? Sigara ve içki bulunan sahneleri hemen buzluyorlar. Silahları ekranlarda rahatlıkla görebiliyoruz ama içki kadehini göremiyoruz. Yukarıdaki resim Zeki Müren' in İnleyen Nağmeler filminden. Masadaki kadehleri göstermemek için ekranın yarısını buzlamışlar. Mazallah kadehleri gören herkes alkol batağına saplanabilir. Şaka gibi. 
Arda Bey
Arda Bey' e iki satır yazmadan geçmek olmaz. Toplum önünde bulunan insanların davranışlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Pek çok insan, özellikle çocuklar onları örnek alıyorlar. Örneğin futbolcu olduğu iddia edilen Arda Bey geçtiğimiz günlerde bir mekanda gece yarısı bir şarkıcıyla kavga edip burnunu kırıyor. Sonra da hastanede silahıyla onu ziyaret edip havaya ateş ediyor. Peki daha sonra ne oluyor? Hiç bir şey. 3 gün sonra maça çıkıyor ve hayatına devam ediyor. Şiddetin normalleşmesine katkı sağlıyor. Ona yasal işlem yapmayanlar da buna destek oluyorlar. Sonra da 15 yaşında çocuklar neden katil oluyorlar deyip, timsah gözyaşlarıyla ah vah ediyoruz. Yazık, çok yazık.

11/06/2018

Antalya- Isparta yolu üzerinde, Aksu ilçesinde yer alan Kurşunlu Şelalesi ve Tabiat Parkı Antalya kent merkezine 22 km mesafede bulunuyor. Doğa harikası olan bu alan 1986 yılında koruma altına alınıp tabiat parkı haline getirilmiş. Kurşunlu Şelalesi ve Tabiat Parkı 596 hektarlık bir alan içerisinde bulunuyor. Bu alanın 33 hektarlık bölümü ziyaretçilere açık. 2017 yılında 250 bin kişinin ziyaret ettiği bu saklı cenneti bu yıl ziyaret edenlerin sayısı 500 bine yaklaşmış. 
18 metre yükseklikten dökülen Kurşunlu Şelalesi birbirine bağlı 7 göletten oluşuyor. 

Tabiat parkı oldukça temiz ve bakımlı.

Ağırlıklı olarak Kızılçam ağaçları bulunmakla birlikte Doğu Çınarı, Defne, Yabani Zeytin, Alıç Zakkum ve Sakız Ağacı başlıca bitki örtüsünü oluşturuyor.

Piknik alanı içerisinde manzara seyir terasları, restoran, çocuk parkı, gezinti patikaları, hediyelik eşya dükkanı, içme suyu ve tuvalet bulunuyor. Girişte ücretsiz otopark yer alıyor.

 Mevsimsel su azalmalarını önlemek için DSİ' nin yaptığı Küçük Aksu Barajı' ndan borularla su getirilmesi planlanıyor. Bu proje sayesinde yaz aylarında da yoğun su akışı sağlanacak. 

Şelalenin altından göle bakış

Ev sahipleri

Yürüyüş parkuru

Büyük Köprü

1980' li yıllarda Kenan Evren için yaptırılan köşk turizme açılmış ve Bayramefendi Osmanlı Kahvecisi olmuş.

Su sesleri içerisinde dinlenebiliyorsunuz.


Doğanın dengesinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatan tabelalar.


Deve, at ve midilli ile gezinti yapılabiliyor.

Giriş ücreti 7 TL. Müze kart geçerli değil.

10/17/2018

Hayatımız boyunca pek çok insanla iletişim kuruyoruz. Tanıdığımız insanlarla olduğu kadar tanımadığımız insanlarla da iletişime geçiyoruz. İletişim sırasında vermek istediğimiz mesajı doğru verebilmek, mesajın içeriğinden bazen daha önemli olabiliyor. Neyi söylediğimiz kadar nasıl söylediğimiz de önemli. Aksi taktirde vermek istediğimiz  mesaj karşı tarafa ulaşmıyor. Sonra da çatışma meydana geliyor. 
Sandviç Tekniği
Sandviç Tekniğinde söylemek istediğimiz şeyi direkt değil aşamalı olarak söylüyoruz. Sandviç tekniği 3 aşamadan oluşuyor. 
1. Aşama: Karşı tarafta gördüğümüz olumlu bir özelliği söylemek. Herkesin olumlu bir özelliği olabileceğini düşünürsek çok zor olmayacaktır bu aşama. Olumlu özellik sadece davranış olmayabilir, giyilen kıyafet ya da saç modeliyle ilgili pozitif şeyler de söylenebilir. Bu adım sayesinde karşı taraf bizim dost olduğumuzu düşünüp kendisini savunma ihtiyacı hissetmeyecektir.
2. Aşama: Söylemek istediğimiz eleştirel kısmı çok sert olmadan söylemek. Burada bir püf noktası var. Birinci aşamadan sonra 2. aşamaya geçerken ''ama'' ile değil ''ve'' ile geçiş yapmak gerekiyor. Çünkü, bir cümlenin sonunda ''ama'' bağlacını kullanıyorsak o cümlenin önemi azalıyor. Ardından eleştiri geleceği için savunma ihtiyacı ortaya çıkıyor. 
3. Aşama: Kapanış cümlesini olumlu bir şekilde yapmak. 1. aşamadaki gibi olumlu ve motive edici sözler söylenebilir.
Vermek istediğimiz mesajı Sandviç Tekniğiyle 3 aşamalı olarak verdiğimizde, karşı taraf bizim objektif olduğumuzu, olayın hem olumlu hem de olumsuz yönünü gördüğümüzü düşünüyor. Yapıcı bir eleştiri yaptığımızı kabul ediyor ve değerlendirmeye alıyor. Pek çok insanın direkt eleştiriyi kabul etmekte zorlandığını düşünürsek, Sandviç Tekniği önemli bir iletişim yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.
Örnek
İş yerindeki çalışma arkadaşımızın dağınık olması işlerini verimli yapmasını engelliyor ve bunu ona söylememiz gerekiyor. Çok dağınık çalışıyorsun, böyle iş yapılır mı dediğimizde ondan tepki görürüz. Bunun yerine sandviç tekniğini uygulayabiliriz:
''Çok yoğun çalışıyorsun, işini iyi yapmak için elinden geleni yapıyorsun ve dağınık çalışmak işini daha iyi yapmana engel oluyor. Biraz dikkatle bunu aşabileceğine ve daha başarılı olacağına inanıyorum.''

9/23/2018

Ülkemiz çok önemli bir ekonomik kriz yaşıyor. Çok sayıda köklü firma konkordato ilan ederken, haber bültenlerinde yer almayan küçük ve orta ölçekli yüzlerce şirket batma tehlikesi yaşıyor. Firmalar tasarruf tedbirleri çerçevesinde çok sayıda önlem alırken, personel sayılarını da azaltma yoluna gidiyor. Kriz dönemlerinde ilk akla gelen tasarruf tedbirleri arasında çalışan sayılarının azaltılmasının yer aldığı bir gerçek. Firmalar batma korkusu yaşarken, çalışanlar da işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar.
Bu kritik dönemde Saran Holding' ten sıra dışı bir hamle geldi. Saran Holding' in patronu olan Sadettin Saran imzasıyla yayınlanan bildiride, çalışanların maaşlarına 1 Eylül itibariyle % 7 ara zam yapıldığı belirtildi. Ayrıca bildiride '' Bugün grup olarak hangi noktaya geldiysek siz çalışma arkadaşlarımızın desteği ile geldik'' ibaresi de yer aldı. Gerçekten zor durumda olan şirketlerin yanında, krizi fırsata çevirip çalışan sayısını azaltma ve çalışan maaşlarını arttırmama yoluna giden firmalar da varken Sadettin Saran' ın bu yaklaşımı takdire şayan. Bu şirkette çalışanların şirketlerine bağlılığının ne kadar artacağı tahmin etmek zor değil. İşten atmadığımıza dua etsinler demektense, çalışanların da kriz nedeniyle hayatlarının zorlaştığını görmek ve buna göre davranmak çok değerli. Ne denebilir ki ? Helal olsun.

9/21/2018

Türkiye son yıllarda önemli bir değişim süreci geçiriyor. Ekonomiden sosyal hayata, eğitimden yönetime kadar neredeyse her alanı kapsayan bir değişim. Bu değişimin etkilerinin bir kısmı şimdiden hissedilmeye başlasa da bugünden atılan tohumların yeşermesiyle ileride daha fazla hissedilecek. Peki bu günlere nasıl geldik? Hangi aşamalardan geçtik ve bu adımların tarihsel süreci nedir?
Bu soruların cevabı Mahfi Eğilmez' in '' Değişim Sürecinde Türkiye'' isimli nefis kitabında. 20. yüzyılın öncesi ve sonrasını kapsayan, kapitalizmin yükselişi ve ulus devletlerin doğuşunu anlatarak başlayan kitap, günümüze kadar olan dönemde ortaya çıkan büyük ekonomik krizler, soğuk savaş ve küreselleşme süreçleriyle devam ediyor. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu' ndan Cumhuriyet' e geçiş süreci, Osmanlı' dan devralınan ekonomik yapı, 1923- 1938 yılları arasında yapılan yapısal reformlar ve 2000' li yıllara kadar devam eden süreç işleniyor. Bu süreç içerisinde Venezuella ve Güney Kore ile Türkiye' nin geçirdiği evrelerin karşılaştırıldığı bölümler çok önemli tespitler içeriyor. Mahfi Eğilmez kitabın bundan sonraki bölümünde Türkiye' deki değişimin sosyo- ekonomik analizini yapıyor. Mahfi Eğilmez bu analizleri yaparken bilimsel verilerden ve tablolardan yararlanmış. Hamasi nutuklar atmaktansa rakamlar ortaya koymuş. Sorunları dile getirdikten sonra çözüm önerilerini de sunmuş. ''Değişim Sürecinde Türkiye'' kitabı, nereden gelip nereye doğru gittiğimizi anlatan çok önemli bir eser.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!