12/12/2019

Coğrafya kaderdir diye bir söz vardır. Sosyolojinin ve iktisatın öncülerinden kabul edilen, 14. yüzyılda yaşamış olan düşünür İbn-i Haldun' a ait bir söz. Yaşanılan coğrafyanın, orada yaşayan insanların yaşamına etkisini anlatmak için kullanmıştır bu sözü.  
Bireysel Coğrafya
Peki bireysel hayatımızın coğrafyası için de aynı şey geçerli mi? Yani hayatımızın rotasının belirlenmesinde içinde bulunduğumuz aile, arkadaş çevresi, yaşadığımız şehir, hayat koşulları kaderimizi belirler mi? Bu soruya büyük oranda evet cevabı verilebilir. Varlıklı ya da iyi eğitim almış bir ailede yetişip, iyi eğitim alarak, maddi sorunlar yaşamadan gelecek planları yaparak iyi sonuçlar alabilmek mümkün. Hayata eşit bir şekilde gelmediğimiz ve eşit koşullarda yarışmadığımız aşikar. 
Sığınak
Bu eşitsizlik ortamı, başarılı olabilmek için yeterli dayanıklılığı, azmi ve gayreti olmayanların sığındığı bir sığınak da olabiliyor bazen. Daha fazla çalışmak, farklı yöntemler denemek varken, mücadele etmeyi bırakıp bireysel coğrafyamızın olumsuzluklarının arkasına saklanabiliyoruz. Bireysel coğrafya tek başına yeterli olsaydı özel koşulları olanlar en iyi okullarda okur, en iyi işlerde çalışır, en önemli buluşları yapar ve başarı hikayeleri yazarlardı. Oysa baktığımızda, pek çok başarı hikayesinin arkasında bireysel coğrafyanın olumsuz etkilerine rağmen gelen başarıları görebiliyoruz.
Her Şeye Rağmen Başaranlar
İrili ufaklı pek çok örnek verilebilir bu konuda. Sıfırdan zirveye çıkıp büyük servet kazananların yanında, hayatı akışına bırakmayıp mücadele ederek olağan standardının üstüne çıkan örnekler de vardır. Ücra bir köyde doğup, anne babası okur yazar olmadığı halde okuyup, iyi yerlere gelmiş insanlar buna güzel bir örnektir. Şehirde yaşayıp çok daha iyi imkanlara sahip olduğu halde bahanelerin arkasına sığınanların da görmesi gereken güzel bir örnek hem de. Birkaç büyük örnek vermek gerekirse;
Ray Ban gözlük markasının yaratıcısı Leanardo Del Vecciho yetimhanede büyümüş ve bir fabrikada işçi olarak çalışmıştır. Şu an tahmini serveti 10 milyar dolardır.
Ikea markasının kurucusu Ingvar Kamprad çiftlikte yaşayarak büyümüştür. Bugün 6 milyar dolar servetiyle dünya çapında tanınan bir markası vardır.
Starbucks' ın sahibi Howard Schultz, Brooklyn' de kamu konutlarında kalıyordu ve babası kamyon şöförüydü. Bugün Starbucks' un dünyada 20.891 dükkanı var. 
Herkes Milyarde mi Olacak?
Tabi ki böyle bir şey mümkün değil. Bu örnekler, her şeye rağmen insanın azmiyle sıfırdan zirveye çıkabileceğini gösteriyor. Herkesin zirvesi aynı yükseklikte olmaz. Önemli olan bireysel coğrafyaya inat kendi zirvemize çıkabilmek.

12/05/2019

''Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.'' Pop art akımının en önemli temsilcilerinden olan Amerikalı ressam, yayıncı ve film yapımcısı olan Andy Warhol' un şahane sözü. 1960' lı yıllarda söylemiş bu sözü. Dönemsel ünlüleri çok güzel tanımlıyor. Dünyada da ülkemizde de belli dönemlerde tanınan ve öne çıkan tipler oluyor. 
Kanaat Önderi
Bunlar diziler, filmler ya da tv programları sayesinde ünlü oluyorlar genelde. Her konuda görüşlerine başvuruluyor. Mikrofonlar onlara uzatılıyor sürekli. Onlar da bilip bilmeden her konuda bilmiş bir şekilde yorum yapıyorlar. Bir süre sonra da popülerliğini yitirince, yani kullanım süresi dolunca ortadan kayboluyorlar. Popstar Bayhan, kafasında bardak kıran Caner, kaynana Semra gibi isimlerin listesi uzar gider. Belli dönemlerde gündemi ve kamuoyunu meşgul edip oyalayan, bir süre sonra da ismini hatırlamadığımız '' Dönemsel kahramanlar''.
Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur mu?
Atatürk' ün söylediği iddia edilen ama gerçekte Latin şair Juvenal' a ait olan bu sözün geçerli olduğu düşünülür. Tabi ki bu sözün istisnaları da oluyor. Örneğin şimdiki zaman ünlüsü Can Yaman. Vücudunun sağlam olduğu aşikar. Ama o vücuttaki kafanın pek de sağlam olmadığını söylemlerinden anlıyoruz. Bu ünlü tezi çürütecek seviyede hem de. İspanya' da katıldığı bir televizyon programında bir hayranı ona soru soruyor. Can Yaman' ın mükemmel ve ideal insan gibi göründüğünü, bu dünyadan olduğunu kanıtlayacak bir şeyler anlatmasını söylüyor. Can Yaman' da '' Arka odaya geçelim kanıtlayayım.'' diyor. Ayrıca hayranına, bana dokunabilirsin istersen, sana bir fırsat veriyorum diyor. Magandalık yapıyor yani. Kadına şiddetin, saygısızlığın ve baskının iyice arttığı bir dönemde kadın hayranına verdiği cevaplar tamamen rezillik. Yazılı senaryolarla oynadığı karakterler onun bastırılmış, gerçek kişiliğini iyi gizlemiş demek ki.
Tahsil Cehaletini Almış Sadece
Oyunculukta libidonun önemiyle ilgili fetvalar da veriyor. Mevzuyu tamamen yanlış anlamış. Libido başka tür filmlerde lazım. Bu hızla giderse o tür filmlerde boy gösterip Playboyluk yapacak hale gelecek. Can Yaman İtalyan Lisesini bitirmiş, hukuk fakültesi mezunu bir oyuncu. Oldukça eğitimli. Tahsil onun cehaletini almış ama eşekliği baki kalmış. 

12/01/2019

Ahmet Ümit' in yeni kitabı Aşkımız Eski Bir Roman, 300.000 lik ilk baskısıyla yayınlandı. Ahmet Ümit hayranlarının büyük bir merakla beklediği kitap, bir Başkomiser Nevzat kitabı. Bilge ve emektar Başkomiser Nevzat' ın 3 macerası yer alıyor kitapta.
Aşkımız Eski Bir Roman' ın diğer Ahmet Ümit kitaplarından farkı,  sadece polisiye olayları içermesi. Şeytan Ayrıntıda Gizlidir isimli, kısa polisiye hikayelerin yer aldığı kitabının uzun versiyonu olmuş gibi. Ahmet Ümit kitaplarının belirgin özelliği, hikayenin geçtiği dönem ya da bölge hakkında detaylı bilgiler vermesi. Örneğin Bab-ı Esrar romanında Mevlana dönemi ve Şems, Sultanı Öldürmek romanında Fatih Sultan Mehmet' in şüpheli ölümü, Beyoğlu Rapsodisi' nde Beyeoğlu' nun gizemli tarihi, cinayet öyküleri içerisinde anlatılıyordu. Bu kitapta geçen öyküler Aşkımız Eski Bir Roman, Overlokçu Kız, Sergey Nikolayeviç Jerkovski' ye Ne Oldu?
Aşkımız Eski Bir Roman: Pera Palas otelinin, Agatha Cristie adlı odasında ölü bulunan zengin bir adamın hikayesi. Maktül Edip, edebiyat merakı yüzünden gerçek hayatla roman kahramanlarını iç içe geçirmiş durumda. Hatta öldüğü sırada odasından Agatha Cristie' nin çıktığına dair şahit var. İlginç bir hikaye.
Overlokçu Kız: Bir tekstil atölyesinde çalışan Gülseren ölü bulunur. Bütün okların üzerinde olduğu çok güçlü bir katil adayı vardır. Töre baskısı, uyuşturucu kullanımı gibi sorunların da işlendiği bir hikaye.
Sergey Nikolayeviç Jerkovski' ye Ne Oldu? Kanser ilacını bulan Rus profesör Jerkovski, bir konferans için geldiği İstanbul' da kaybolur. İlaç firması yetkilileri ve istihbarat örgütleri de işin içine girer ve olay büyür. 
Muhtemelen, yeni transfer olduğu Yapı Kredi Yayınları' na merhaba kitabı oldu bu kitap. Asıl tarzıyla yazdığı, Bergama Berlin hattında geçen romanını yazıyor şu anda. Ahmet Ümit. Yine de Ahmet Ümit, Ahmet Ümit' tir ve kitapları okunur. 224 sayfalık kitap son derece akıcı. 

11/25/2019

Geçmişe özlem duyan ne kadar çok insan var. Bugünde aradığını bulamayan, bir sorunla karşılaşan hemen geçmişe sığınmaya çalışıyor. Nerede o eski bayramlardan giriliyor, eski dostluklar, arkadaşlıklar kalmadıdan çıkılıyor. Peki herkesin geçmişi gerçekten özlem duymaya değecek kadar güzel midir?
Hangi Geçmiş
Geçmiş bize hatalarından arınmış olarak geliyor. Yazar Alan Hirsch' e göre, bir nostalji anına girdiğimizde beynimiz o anın kötü etkilerini temizliyor ve bize hayalimizde oluşturduğumuz geçmişi gösteriyor. Yani özlemini çektiğimiz geçmişteki o an değil, bizim dilediğimiz güzel anlardır. Tabi ki insanlar geçmişlerini özleyebilirler. Ama bunu takıntı haline getirmenin bugüne ve yarına yararı olmuyor.
Geçmişteki Biz
Peki biz geçmişteki biz miyiz? Geçmişte küçük şeylerden bile mutlu olduğumuzu söylerken, çok daha fazla şeye sahip olduğumuz bugün, büyük mutlulukları görmezden geliyoruz. Geçmişte küçük şeylerden mutlu olan, paylaşımcı, kibirsiz, egosuz biriyken şimdi öyle miyiz? Belki de sorun buradadır. Belki de derdimizin devası geçmişte değildir. Belki de biz bugünü güzel hale getiremiyoruzdur.
İlk Anlar
Çoğumuzda geçmişe değil, geçmişte yaşadığımız ilklere özlem duygusu da vardır. İlk aşk, arkadaşlık grupları, çocuk oyunları vb. Daha sonra kurduğumuz arkadaşlıklar ve etkinlikler geçmişteki ilk heyecanı bize yaşatmıyor olabilir. Bundan kurtulmanın yolu mevcut hayatımızda yeni keşiflere heyecanla çıkmak olabilir. Anın kıymetini bilerek ve keyfini çıkartarak yaşamak, geçmişle ilgili arayış içerisine girme ihtiyacımızı ortadan kaldırabilir.

11/11/2019

Hayata herkes eşit koşullarda başlamıyor. Kimileri oldukça iyi koşullarda başlayıp, iyi eğitimler alıp hayat standardını yukarıda tutabilirken, kimileri de yeterli maddi koşullara sahip olmadan iyi imkanlardan uzak bir şekilde bu hayata başlıyor ve hayatını devam ettiriyor.
Bu noktada pek çok insan, dernek ve kuruluş bu eşitsizliği ortadan kaldırmak için ya da azaltmak için yardımlar ve organizasyonlar yapıyor. Kimileri dernek kurup organize bir şekilde ilerliyor, kimileri devlet kuruluşlarına maddi yardım yapmayı tercih ediyor. Kimileri de kişisel çabalarla organizasyon yapıp belirledikleri ihtiyaçları tedarik edip ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.
Gel Umut Ekelim
''Gel Umut Ekelim'' oluşumu, Hikmet Öztürk ve Banu Aksoy öncülüğünde, tamamen kişisel gayretlerle Mersin ve çevresindeki köy okullarında okuyan çocuklara yardım ediyor. Dernek ya da sivil toplum kuruluşu çatısı altına girmeden ilerliyorlar. Köy okullarının bağlı bulunduğu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile irtibata geçip yardım yapacakları okulu kararlaştırıyorlar. Ya da talepte bulunan köy okullarını değerlendirmeye alıyorlar. Öğretmenlerle de görüşüp gerçek ihtiyaçları tespit edip bunları tedarik yoluna gidiyorlar. 
İhtiyaçların Temini
Burada öncelikle sosyal sermayelerini kullanıyorlar. Çevrelerinde bulunan insanların nakit yardımları, temin ettikleri iyi durumda olan ikinci el kıyafetler ya da yeni aldıkları kıyafetleri gruplandırıp isim isim belirledikleri öğrencilere teslim ediyorlar. Nakit yardımların yüksek olması şartı yok. Damlaya damlaya göl olur hesabı. Umarım ''Gel Umut Ekelim'' ve bu tür oluşumlar daha çok sayıda ihtiyaç sahibi insana ulaşabilir. Gönüllerine sağlık.

11/01/2019

Tarihin sıfır noktası olarak adlandırılan Göbeklitepe, tarihin ilk mabedi ve inanç merkezi. Şanlıurfa' nın şehir merkezine 22 km uzaklıktaki Örencik Köyü' nde yer alan Göbeklitepe, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası kalıcı listesine girdi. 80 dönüm alana sahip olan Göbeklitepe, Neolitik dönemin önemli bir inanç merkezi sayılıyor. Göbeklitepe' nin M.Ö. 10.000 yılında, yerleşik hayata geçilmeden, avcı olarak yaşanılan bir dönemde inşa edilmiş olması, tarihin yeni baştan yazılmasına neden oldu. Çünkü göçebe toplulukların tarımı öğrendikten sonra yerleşik hayata geçtiği sanılıyordu. Göbeklitepe inşa edildikten 1.000 yıl sonra bilinmeyen bir nedenle üzeri toprakla örtülerek kapatılmış. Göbeklitepe' nin ilk keşfi 1963 yılında kadar gitse de o dönemlerde pek dikkat çekmemiş. Hatta 1983 yılında bir çiftçinin burada bulduğu bir heykeli müzeye götürmesi bile ilgi görmesini sağlamamış. Çünkü müzeye götürülen eserin değerini anlayacak bir uzman yokmuş 1995 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt' in öncülüğünde yapılan kazılarla bu yapı gün yüzüne çıkmış. Bölgede 20 tapınak tespit edilmiş ve bunların 6 tanesi ortaya çıkartılmış.

 12.000 yıl önce ellerinde hiç bir alet olmadan sadece çakmak taşlarını işleyerek böylesine büyük bir mabet yapmaları çok şaşırtıcı.
Boyu 6 metreyi, ağırlığı 40 tonu bulan dikilitaşlar

Sütunların üzerinde boğa, yaban domuzu, yılan, yaban ördeği, tilki gibi hayvan figürleri bulunuyor.



                 


Doğuş Grubu, Göbeklitepe' nin korunması ve kazı çalışmaları için 20 yıllık sponsorluk anlaşması  imzalamış ve 15 milyon doların üzerinde bir yatırım yapmış. Bu yatırım ziyaretçi alanı, canlandırma merkezi, kazı alanına yürüyüş yolu, otopark, altyapı, lojistik ve güvenliği kapsıyor. Bölgeye yaklaştığınızda tertemiz ve bakımlı olduğunu hemen fark ediyorsunuz.

Ziyaretçi merkezinde Göbeklitepe hakkında tanıtım filmini izleyebiliyorsunuz.


Ziyaretçi merkezi
Orak. Neolitik Dönem. Boynuz ve Çakmaktaşı

Göbeklitepe' nin çevresi

Müzekart geçerli

10/28/2019

Cem Yılmaz yeni filmi Karakomik Filmler, 18 Ocak olarak planlanan vizyon tarihinden 9 ay sonra görücüye çıktı. Promosyonlu bilet satışları, uzun reklam süreleri gibi konuları da kapsayan yeni sinema yasasının yürürlüğe girmesi beklendiği için filmin vizyon tarihi ertelenmişti. Karakomik Filmler, 2 Arada ve Kaçamak isimli 2 bağımsız filmden oluşuyor. Filmler birer saat sürüyor. Filmlerin senaristi ve yönetmeni Cem Yılmaz.
En komik adam Cem Yılmaz' dan komedi filmi bekleyenler yine hayal kırıklığına uğrayacaklar. Cem Yılmaz' ın mesajı net. Gülmek isteyenler Stand-Up gösterilerime gelsinler diyor. O, sinemada başka bir mücadele veriyor. Mesaj kaygısı olan kaliteli filmler yapıyor. Komedi ön yargısıyla gidilmezse filmlerin güzel olduğu görülecektir. Buna rağmen Karakomik Filmler ilk hafta gişe rakamlarına bakıldığında Hokkabaz filminden sonra en az gişe yapan film oldu. Filmlerle ilgili olumsuz eleştiriler olsa da ben özellikle 2 Arada filminin gayet iyi olduğunu düşünüyorum.
2 Arada
Cem Yılmaz, Zafer Algöz, Ozan Güven ve Cem Davran başrollerde oynuyor. Oldukça iyi bir film. Cem Yılmaz' ın canlandırdığı Ayzek karakteri çok başarılı. Arabalı vapurda garsonluk yapan Ayzek' in, geminin sahibi olan firmanın değişmesi nedeniyle işini kaybetme korkusu ve başından geçenler anlatılıyor. Cem Yılmaz kesinlikle çok iyi bir oyuncu. İnsanların işsiz kalma korkusu ya da büyük baskı altında nasıl da farklılaştığını çok güzel bir şekilde anlatılıyor. Ayrıca hak etmediği güç ve yetkilere sahip olan insanlardaki değişim de net bir şekilde ortaya konuyor.
Kaçamak
Cem Yılmaz, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Can Yılmaz ve Necip Memili başrollerde oyunuyor. Kaçamak filmi 2 Arada filmine göre daha hafif bir film. 4 arkadaş eşlerine yalan söyleyerek hafta sonunda SPA detox oteline giderler. Tabi ki kaçamaktır asıl amaçları. İşin sonu uzaylılara kadar gider. Cem Yılmaz' ın uzay sevdası aşikar. Hafta sonu kaçamağını bile uzaya bağlıyor. Uzayın olduğu yerde yine Amerikalılar var. Film ince göndermelerle dolu. Dikkatli bir şekilde izlemek gerekiyor.

10/19/2019

Hayatı nasıl görürüz? Kimimiz görmek istediğimiz gibi görürüz. Kimimiz karakter yapımıza bağlı olarak olduğundan kötü ya da iyi görürüz. Kimimiz de bildiğimiz, anlayabildiğimiz kadar görürüz. Yani aslında gördüğümüz, gördüğümüz gibi değildir. Bunu da ne zaman anlarız? Öğrendiğimizde, tecrübe kazandığımızda, ön yargılarımızdan kurtulduğumuzda ya da gerçeği görmek istediğimizde.

Picasso' nun Las Meninas tablosu
Muhan Hoca
Pek çok köklü okulda efsane hocalar vardır. Muhan Hoca da ODTÜ' nün efsane hocalarından. İşletme bölümünde sıra dışı öğretim teknikleriyle öğrencilerine ders verir. Bir gün derste tepegöze Picasso' nun Las Meninas tablosunu yansıtır. Picasso' nun sürrealist resimlerini yorumlamak kolay değildir. Öğrenciler de resmi yorumlamakta zorlanırlar. Daha sonra Muhan Hoca Diego Valasquez' in Las Meninanas tablosunu tepegöze yansıtır. 
Diego Valasquez' in Las Meninas yani Nedimler isimli tablosu

Bu resimde tüm ayrıntılar belirgindir. Sarı saçlı kız, kapıda duran babası, yerde yatan köpek. Hepsi net bir şekilde görülmektedir. İki resim arka arkaya konulunca Picasso' nun resminin Diego Valasquez' in Las Meninas tablosuna ithafen yapıldığı ortaya çıkar. İki resim de aynıdır ama biri flu diğeri nettir. 
Öğreti
Muhan Hoca öğrencilerine döner ve şöyle der: Hayatta hiç bir şey Vasquez' in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı, gerçekleri size Picasso' nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso' nun resmine bakıp, Valazquez' in resmini görebilenleriniz başarılı olacak. Diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek. (Hikaye için Kapheros' a teşekkürler.)
Göze Gözlük
Gözlerimiz net göremiyorsa gözlük takarız. Hayatı net görebilmek için de gözümüzdeki perdeleri yani ön yargıları kaldırmak, öğrenip kendimizi geliştirmek, hayatla yüzleşmek gerekiyor. Hele iş hayatında gözlük, gece görüş kamerası, radar gibi ne kadar donanım varsa lazım olur. 

10/14/2019

''Derdim çoktur hangisine yanayım'' türküsündeki gibidir hayat. Derdimiz çoktur. İşte, evde, okulda, sokakta. Biz istedikten sonra her yerde . Bazı dertler vardır, boyumuz aşar. Elimizden bir şey gelmez, gücümüz yetmez. Ama pek çok dert vardır ki onları biz dert haline getirmişizdir. Çoğu zaman da müdahale edemeyeceğimiz şeyleri dert ederiz.
Haksızlık
Bazen dertlerimizi, büyük ya da küçük olsun, yanımızda taşırız. Evdeki derdi işe, işteki derdi eve vb. Böyle yaparak insanlara haksızlık ederiz. Kimlere mi? Oldukça gergin bir iş gününden sonra eve gittiğimizde bizden ilgi ve sevgi bekleyen ailemize. Ya da evde aile bireylerimizden biriyle sorun yaşayıp bu sorunu işe taşıyarak, bizden performans bekleyen yöneticilerimize, bize maaş ödeyen patronumuza, huzursuzluk çıkardığımız iş arkadaşlarımıza, hizmet verdiğimiz müşterilere. Aslında böyle davranarak iki sorunumuz olmasına yol açıyoruz. Evdeki bir soruna işte de performans kaybıyla iş sorunumuzu da ekliyoruz. 
Meslek Hikayeleri
Uzun bir yolculuğa çıkacağımız otobüsün şöförünün, evde yaşadığı problemi işe taşımasını, gergin ve dikkatsiz bir şekilde sürüş yapmasını ister miydik? Ya da bir yakınımızı ameliyat edecek olan kalp cerrahının kafasının sorunlarla dolu olmasını? Sanırım kimse istemez. 
Elde Var Hüzün
Hüzün de yaşanması gereken bir duygu. Hiç bir şeye üzülmeyelim, hiç bir şeyi önemsemeyelim diye bir şey yok. Önemli olan derdi büyütmemek. Bir soruna kafayı takmıyor oluşumuz onu önemsemediğimiz anlamına gelmez. Soru şu: Biz bu dertleri dert ederek, dertlerin çözümüne katkı sağlıyor muyuz? Yanıtı belli.

9/11/2019

Aslında soruyu şöyle sormak gerekiyor: Kendimizi mutlu hissetmek için ne kadar büyük bir olayın gerçekleşmesi lazım? Pek çoğumuzda böyle bir problem var. Olumsuz küçük bir olay karşısında büyük bir mutsuzluk ve stres yaşarken, o olay olumluya döndüğünde, sevinip gerginliği üstümüzden atmak yerine, hiç bir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. Sanki hayatta hep olumlu şeyler oluyormuş, bu çok sıradan bir şeymiş gibi davranıyoruz.
Hangisi Kolay
Mutsuz olmak çok kolay. Hiç çaba harcamaya gerek yok. Geçmişteki travmalar, gelecek kaygısı, anın tadını çıkartamama, endişe vb. bizi hemen mutsuzluğa sürükleyebiliyor. Oysa mutlu olmak farklı. Müzisyen Rufus Wainwright' a kulak vermek gerekiyor: ''Mutlu olmak için uğraş vermelisiniz. Mutluluğa; iş, para ya da aşkla ulaşılmaz. Mutlululuk sizinle kendiniz arasında bir meseledir.''  Yani mutlu olmak ya da mutlu hissetmek bizim elimizde, bakış açımızda. Mutlu olmayı istememiz gerekiyor. Sürekli olumsuzlukla beslenen bünye ne yapsın? Gergin, agresif, her şeyi yanlış anlayan, alıngan, sabit fikirli, iletişimi zor insanlara dönüşüyoruz. Mutsuz olurken çevremizi de mutsuz ediyoruz. 
Denge
İşin sırrı dengede. Olumlu ya da olumsuz durumları dengeli bir şekilde karşılamalı ve kabullenmeliyiz. Hatta olumlu olayları daha da büyütmeli ve pozitif kalmalıyız. Hayatın her tarafı mayınla döşeli gibi, mutsuz olmamızı sağlayacak olaylarla dolu. Her an sağlığımızı, bir yakınımızı, işimizi vs. kaybedebiliriz. Olumsuz küçük olayları büyütürken gerçek dertlerimiz olunca ne yapacağımızı şaşırırız. 
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!