12/13/2017

Hayatta herkesin bir hikayesi var. Oturup dinlediğimizde ne büyük badireler atlatılmış olduğunu, nasıl şanssızlıklar yaşandığını ve nasıl kılpayı büyük fırsatların kaçırıldığını görürüz. Hikayeyi anlatanlara göre, bu tür şeyler sadece onların başına gelmiş. Oysa pek çok kişinin benzer hikayeleri var. Ama acı olan hikayemizin kimsenin umurunda olmaması. Edvard Munch' un dünyaca ünlü '' Çığlık'' tablosundaki gibi kimse bizi duymuyor.
Hayat Öğretir
Hayatta olduğumuz sürece öğrenmeye devam ediyoruz. Örneğin hayatın tam bir kurtlar sofrası olduğunu görüyoruz. Bu kurtlar aynı zamanda ruhumuzdan parçalar kopartıyor. Kopan parçalar yaraya dönüşüyor ve çoğunlukla iyileşmiyor. Sonra başlıyoruz hikayelerimizi anlatmaya. Her yeni güne yeni bir umutla uyanmak varken, geçmişteki hikayenin arkasına sığınıp geleceğimizi de karartıyoruz. Yaralarımızı iyileştirebilecek mental dayanıklılığa ulaşabilirsek ya da yaralarımıza merhem olacak insanlar hayatımızda varsa ne mutlu. Yoksa bencilliğe, duygusuzluğa ve yalnızlığa evrilen bir hayata geçiş yapıyoruz. 
Yanlış Onarım
Pek çok insan yaralı ruhlarını, bu konuda kabahati olmayan insanlara karşı davranışlarıyla onarmaya çalışıyor. Benim canım yandı onların da yansın diyorlar. Öğrencilere kök söktüren hoca ya da vurdumduymaz öğrenci işleri görevlisi, belki de bu yolla yaralarını iyileştirmeye çalışıyordur.
Ne Yapmalı?
Öncelikle kabul etmeli. Kaybetmenin, üzüntünün, çekişmenin, kazık yemenin hayatın gerçeği olduğunu. Olan olmuş demeyi. Bu tür durumların herkesin başına gelebileceğini. Yaralarla yüzleşip tamir etmeli. Yaralarımızla yaşamayı öğrenmeli. Her yeni güne yeni bir umutla uyanarak ve ileriye bakarak yaşamalı.

12/05/2017

Avrupa Yakası ve Yalan Dünya dizilerinin senaryolarını yazan Gülse Birsel' in ilk sinema filmi olan Aile Arasında vizyona girdi. Başrollerde Engin Günaydın, Demet Evgar, Fatih Artman, Gülse Birsel, Devrim Yakut, Ayta Sözeri, Derya Karadaş, Şevket Çoruh, Su Kutlu ve Erdal Özyağcılar yer alıyor. 
Gülse Birsel' in, televizyon için yaptığı dizilerinde, süreyi uzatabilmek uğruna yaşanan durağanlıklar yaşanmıyor bu filmde. Filmin temposu neredeyse hiç düşmüyor. Tabi bunda senaryo kadar usta oyuncuların da katkısı var.
Oyuncuların Performansı
Demet Evgar çok çok başarılı. Müthiş performans gösteriyor. Engin Günaydın' ın oynadığı karakter daha önce dizilerde oynadığı karakterlere benzerlik taşıyor ve o da gayet başarılı. '' Trans birey'' Ayta Sözeri çok iyi oyunculuk çıkartıyor. Filmin ortasından itibaren Devrim Yakut ağırlığını koyuyor. O da çok iyi oynuyor. Tabi ki büyük usta Erdal Özyağcılar rolünün hakkını layıkıyla veriyor. Başrolde bir de Adana var. Film Adana' da geçiyor.
Filmin Konusu
Karısı tarafından terk edilmiş olan Fikret( Engin Günaydın) ile 21 yaşındaki kızının babası tarafından terk edilen müzikhol şarkıcısı Solmaz( Demet Evgar)' ın yolları tesadüfen kesişir. Fikret bir andan kendisini, Solmaz' ın kızının Adanalı zengin kebapçı Haşmet( Erdal Özyağcılar)' in oğluyla evlenme macerasının ortasında, kız isteyen baba olarak bulur. Nişan, düğün hazırlıkları da arkasından gelir. Aile Arasında, 2 saat 4 dakika süren keyifli, düzeyli, sıcak ve samimi bir film. Umarım Aile Arasında filmi yüksek gişe rakamlarına ulaşır. Belki bu sayede, komedi filmi yapımcılarına ve senaristlerine de küfür ve belden aşağı espriler olmadan da keyifli bir film yapılabileceğini gösterir.

11/28/2017

Hepimiz başarılı olmak istiyoruz. Hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için. Daha çok kazanmak, daha iyi imkanlar elde etmek ve daha çok saygı görmek için . Bunun için de çok çalışıyoruz. Zaten günümüzde her şey başarılı olmak ve başarıyı yüceltmek üzerine kurulmuş. Ne yap ne et başarılı ol. Bunun yanında başarılı olmanın bir de arka yüzü var.
Başarınızla Herkes Mutlu Olur mu?
Tabi ki hayır. Başarılı olup taktir gördüğünüzde, sizi alkışlayanlardan bazıları aynı anda dişlerini de gıcırdatıyorlar. Çünkü sizin başarılı olabilmeniz için, yarıştığınız insanların başarısız olması gerekiyor. Haliyle onlar da kendi başarısızlıklarını büyük bir olgunlukla kabul edip, başarıyı hak ettiğinizi düşünmeyeceklerdir. Yeni düşmanlarınıza merhaba deyin. Oysa ki siz onlardan daha çok çalışmış, daha çok özveride bulunmuş ve emek harcamışsınızdır. Ama bunun onlar için bir önemi yok. Sizin kazandığınız para, oturduğunuz ev, bindiğiniz araba, bulunduğunuz mevki, aldığınız ödül hep dert olacaktır o insanlara.
Başarıyı Sürdürmek
Başarıyı sürdürebilmek için üzerinizde büyük bir beklenti baskısı olacaktır. Başarılı olup daha sonra başarısız olduğunuzda daha büyük tepkilere maruz kalacaksınız. Şımardı, gevşedi gibi sözleri duymaya hazır olun. Dolayısıyla aynı seviyede kalmaya mecbursunuz ve bu sizi strese sokacaktır. Sürekli başarılı olursanız, belli bir süre sonra başarılı olmanız kanıksanacak ve eskisi kadar değerli olmayacaktır. Daha az takdir göreceksiniz ve bu da sizi mutsuz edecektir. Ama bunun için mutsuz olmamak gerekir. Çünkü siz bir seviyeye gelmişsiniz ve ''ceptesiniz''. Başka insanların performansını yukarıya çekmek için çaba harcanması normaldir.
Ne Yapmalı?
Tabi ki başarılı olmak için uğraşmaya devam etmeli. Başarısız olmak çok da iyi bir şey değil. Hayat keşke ''Mandıra Filozofu'' nun bahsettiği gibi olabilse. Ama maalesef öyle değil. Başarılı olmaya mecbur gibiyiz. Dolayısıyla başarının olumsuz yan etkilerini bertaraf etmeye çalışmak gerekiyor. Başarı paylaşılırsa ve mütevazi olunursa olumsuz tepkiler daha az olacaktır. Başarınızı insanlarını gözüne sokmamanız lazım. Ayrıca başarıyı tek başınıza sahiplenmeye kalkarsanız başarınızda pay sahibi olan ekibinizin de tepkisini çekersiniz. Bunun sonucunda görünmez çelmelere de hazır olmanız gerekir.

11/16/2017

Aydın Boysan' ın kitaplarında kullandığı güzel bir tabir var: ''Vicdan fukarası''. Vicdanını kaybetmiş, çıkarından başka bir şey düşünmeyen, çevreyi ve doğayı katleden insanlar için kullanıyor bu tabiri. Etrafımıza baktığımızda, vicdan fukaralarının sayısının ne kadar çok olduğunu ve sayılarının her geçen gün arttığını üzülerek görüyoruz.
Kim bu vicdan fukaraları? Hayvanlara, çevreye, ağaçlara acımasızca zarar verenler, siyaset sayesinde bulduğu geçici güç ve imkanlarla etrafındakilere tepeden bakan ve kötülük için fırsat kollayanlar, acımasızca ve haksızca insanlara çamur atanlar, kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanlar, iş hayatında öne çıkmak ve hak etmediği yerlere gelmek için biri birlerine çelme takıp kuyu kazanlar. Vicdan fukaralarının listesi uzar gider. Eskiden, vicdansızlık utanılacak bir şeydi. Şimdilerde ise vicdanlı olmak enayilik olarak görülüyor. 
Günah Çıkartma
Bir de bu vicdan fukaralarının iş işten geçtikten, yapacaklarını yaptıktan sonra günah çıkartmaları var ki tam evlere şenlik. Bu şekilde vicdanlarını rahatlatacaklarını sanıyorlar. Vicdan, Akıl Oyunları filminde, John Nash' in, şizofreni hastalığı nedeniyle, hayatı boyunca halüsinasyon olarak gördüğü, hiç büyümeyen kız çocuğu gibi yanlarından ayrılmayacak.
Bir Anı
Bir hukuk bürosunda işim vardı. Avukatlardan biriyle görüşmek için beklerken, içeride bir adamın avukatla konuşmasına şahit oldum. Adam borçlarından dolayı icralık olmuş ve hapis kararı çıkmış. Telefonla hukuk bürosunu arayıp borcunu öğrenmiş ve o miktara göre parayı toparlayabilmiş. Ama büroya geldiğinde miktarın daha fazla olduğu söylenmiş. Avukat kalan parayı getirmesini söylüyordu. Adam adeta yalvarıyordu getirdiği paranın kabul edilmesi için. Kabul ederlerse açık cezaevinde yatacağını, kabul etmezlerse kapalı cezaevine gitmek zorunda kalacağını anlatıyordu. Avukatın yapması gereken masasından kalkıp, 2 oda yanda bulunan avukatlık bürosunun sahibine bunun olup olamayacağını sormasıydı. Adam avukata sorması için defalarca rica etti. Avukat hiç oralı olmuyordu. En sonunda sormak için yerinden kalktı. 1 dakika sonra geldi ve oluyormuş dedi. O avukat bir vicdan fukarasıydı. Öyle olmasa bu kadar basit bir işlem için insanı yalvartmazdı.

11/12/2017

Atatürk' ün ölümünün üzerinden 79 yıl geçti. Önemi ve kıymeti artarak devam ediyor. Atatürk' e karşı olanların karşı olma sebepleri belli. Hanedan ya da halifelik çerçevesinde başka yönetim biçimlerine meraklı oldukları ortada. Cumhuriyet' in onlara sağladığı fırsat eşitliğinin farkında değiller.
Her hangi bir ailenin, babadan oğula geçen yönetim şeklinde kendilerine nasıl bir yer bulmayı umdukları anlaşılmaz. Hele kadınların daha çok sahip çıkmaları gerekiyor Atatürk ve Cumhuriyete. Suudi Arabistan' da kadınların araba sürme yasağının 2017 yılında kalktığı ve bu değişikliğin eski bir cumhurbaşkanı tarafından tebrik edildiği ülkemizde, Atatürk kadınlara seçme seçilme hakkını 1934 yılında getirdiğini unutuyorlar.

Atatürkçüler' in Durumu
Peki Atatürkçü olduğunu iddia edenler ne durumda? Pek çoğu sadece aşağıdaki maddeleri uygulayınca Atatürkçü olduğunu ve bunların yeterli olduğunu düşünüyor.
  • 10 Kasım' da saat 9:05' de saygı duruşunda bulunmak
  • Sosyal paylaşım sitelerinde (1881- ~ ) paylaşımları yapmak
  • Zeybek oynamak
  • Atatürk ün sevdiği şarkıları dinlemek
  • Atatürk' ten anekdotları okuyup mest olmak( Özellikle yabancı devlet adamlarıyla olanları)
  • Atatürk rozeti takmak
  • Atatürk resimlerini, takvimlerini duvarlara asmak
  • Anıtkabir' den selfie paylaşmak
  • Atatürk büstü dağıtmak
  • El ele tutuşup Atatürk silueti oluşturmak
Atatürk' ü kendince hatırlamaya çalışmak tabi önemli, hem de çok. Ama bunları yapmak kolay. Keşke Atatürkçü olmak bu kadar kolay olsaydı. Atatürk ve Cumhuriyeti yaşatmak için daha fazlasına ihtiyaç var. Özellikle kamu görevinde bulunanlar, belediye başkanı ya da milletvekili olanlar, işgal ettikleri makamlardaki görevlerini layıkıyla yapmadıklarında, şahsi çıkarlarını gözettiklerinde Atatürkçülüğe de zarar verdiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Atatürkçü olmayanlar bile, yaptıkları hizmetlerden ve örnek davranışlardan dolayı Atatürkçüler' e saygı ve sempatiyle bakabilmeli. Cumhuriyet sadece bir ideoloji değil; ekonomik kalkınmayı da kapsıyor. Cumhuriyet karşıtlarının nasıl organize oldukları ve ne kadar çok çalıştıkları ortada. İdeal peşinde olması gereken Cumhuriyetçiler koltuk peşinde. Belediye başkanlığı adaylıklarındaki çekişmelerin sonuçlarının kime yaradığı ortada. Atatürk ve Cumhuriyeti temsil ettiğine inandıkları parti ve adaylara oy verenler de layıkıyla görevini yapmayanlara oy vermemeli ki onlar da kendilerini düzeltsinler. Yoksa her gün Atatürk' ün gelmesini bekleyecekler. Atatürk ne istediğini kendi sözleriyle anlatıyor:
  • Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. 
  • Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız. Onları söyleyin
  • Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak.
  • Ben manevi miras olarak, hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.

11/10/2017

Milyarder bilgisayar uzmanı, mucit ve girişimci Edmond Kirsch, simgebilimci Profesör Robert Langdon' a şöyle diyor: Tüm tarih boyunca insanoğlunun sorduğu en temel iki soru nedir? 
1) Her şey nasıl başladı?
2) Nereye gidiyoruz?
Çıktığı dönemde dünyada ses getiren Da Vinci Şifresi kitabının yazarı Dan Brown' un yeni kitabı Başlangıç piyasaya çıktı. Edmond Kirsch çığır açıcı bir keşifte bulunuyor. Bu keşfini öncelikle, Barselona yakınlarında bulunan Montserrat kilisesinde, üç büyük dinin temsilcisiyle paylaşıyor. Bir Hırıstiyan, bir Yahudi ve bir de Müslüman din adamına, bu buluşunun tüm dünya dinlerini temelinden sarsacağını, hatta yıkacağını belirtiyor ve onların tepkilerini görmek istediğini söylüyor. Daha sonra Bilbao' da bulunan Guggenheim Müzesinde yapacağı ve Robert Langdon' un da davetli olduğu bir sunumla, keşfini, dünyaya canlı yayında açıklamak için bir organizasyon düzenliyor. Ancak sunum esnasında beklenmedik bir olay gerçekleşiyor. Sonrasında, tüm Dan Brown kitaplarında olduğu gibi kendinizi yoğun bir koşuşturmacanın içerisinde buluyorsunuz. Kitapta varoluşla ilgili ortaya konulan önemli teorilerden de bahsediliyor. Konusu İspanya' da geçen kitapta pek çok tarihi eser ve sanat eseri anlatılıyor. Bu eserlerden bahsedilirken internetten resimlerine bakmak kitabı daha keyifli hale getiriyor. Çünkü kitapta bahsedilen tüm eserler ve yapılar gerçek hayatta da yer alıyor. Kitabın dili çok akıcı. Tempo hiç düşmediği için keyifle okuyabiliyorsunuz. Dan Brown' un en iyi eserlerinden biri. 

11/01/2017

Güzel resim çizebilmek doğuştan gelen bir yetenek. Ressam deniyor resim yapma sanatıyla ilgilenen kişilere. Tuval üzerine çalışmalar yapıyorlar. Herkesin iyi resim çizebilme yeteneği olmasa da aslında hepimiz ressamız. Tuvaldeki resim bize ait. Kendimizi çiziyoruz hayatımız boyunca.
İmkanlarımız, malzemelerimiz ve tuvalimiz farklı olsa da ortaya bir resim çıkartıyoruz. Ortaya nasıl bir resim çıkacağı büyük oranda kendi elimizde. Kimi insan elindeki malzemelerin yetersizliğini, koşulları, yeteneğinin azlığını bahane edip gayret göstermez güzel resim çizmek için. Kimisi de hiç bir şeyin arkasına sığınmadan yapabileceği en iyi resmi yapmaya çalışır. Pek çok insan ortaya çıkan güzel resmin koşullarla ilgili olduğunu sanır. Daha iyi boyaları, daha kaliteli resim malzemeleri olsaydı daha güzel resim çizeceğini sanır. Oysa ilgisi yoktur. Her fırça darbesi özenle, adanmışlıkla ve keyif alarak vurulduğunda resim daha güzel olacaktır.  
Renkler
Resimdeki renkler de bize bağlı. Kendimizi geliştirmek için uğraştıkça, hatalarımızdan ders aldıkça, saplantılarımızdan kurtuldukça, kendimize karşı dürüst oldukça paletimizdeki renkler daha canlı olacaktır; dolayısıyla tuvaldeki resim de. Yerimizde saydıkça, bencilleştikçe, sabit fikirli oldukça ve gelişime kapalı oldukça renkler gri ve siyaha dönecektir. Resmimiz de bulanık ve karanlık olacaktır.
Fırça elimizde. Hangi resmi çizmek istiyoruz?

10/24/2017

Tıp dünyasında yapılan çalışmalar sonucunda her geçen gün yeni bilgilere ulaşılıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda bağırsağın önemi iyice ortaya çıkmaya başladı. 
Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul, Duygusal Beyin: Bağırsak kitabında, bağırsağın hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu anlatıyor. Mantığı beynin, duyguları ise bağırsağın yönettiğini ve mutluluk hormonu denilen serotonin hormonunun % 85' inin bağırsakta üretildiğini öğreniyoruz. Ayrıca, kitapta beyin ve bağırsak arasındaki bağlantının sanıldığından çok daha güçlü olduğu ortaya koyuluyor.  Hatta yazar, bu ilişkiyi, Siyam ikizleri gibi, diyerek tanımlıyor. Depresyon, obezite gibi pek çok hastalığın bağırsak hastalığı olduğu belirtiliyor. Yanlış beslenmenin, gereksiz ilaç ve antibiyotik kullanımının bağırsak florasını bozduğunu, bu sayede meydana gelen olumsuzlukları da anlatıyor.   Kitap pek çok görselle süslenmiş. Teknik bilgilerin de yer aldığı kitabın akıcı bir dili var ve okuması kolay. Kitabın yazarı Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul, dünya çapında ödüller ve madalyalar almış. Nörolterapi, anti- aging, detoks, tamamlayıcı tıp- akupunktur, beden sağlığı ve sağlıklı yaşama dair pek çok kitabı bulunmakta.
Kitabın son bölümünde, Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul' a tedavi olan Zülfü Livaneli' nin görüşleri de yer alıyor. Kitaptan bazı başlıklar şöyle:
  • İkinci Beynimiz- Duygusal Beynimiz- Bağırsaklarımız
  • İnsan Sağlığı= Bağırsak Sağlığı
  • Sindirim Sisteminin Bölümleri
  • Bağırsak Florası
  • Beslenme Rehberi
  • Kolesterol Çeşitleri
  • Yaşam Tarzının Yönlendirilmesi
  • Bağırsakların Özel Sinir Sistemi
  • Genç ve Zinde Kalmak İçin Beslenmenin Önemi
  • Hastalıklardan Korunma Rehberi
  • Stresi Yenmek Aslında Çok Kolay

10/20/2017

Hayatımız boyunca doğrularımız olduğu kadar yanlışlarımız da oluyor. Dolayısıyla eleştirilecek yönlerimiz de. Ama eleştirilmeyi hiç birimiz sevmiyoruz. Eleştiriye uğradığımızda da kızıyoruz. Yapılan eleştirilerin art niyetli olduğunu düşünüyoruz. Egomuz ve kendimizi koruma içgüdümüz yüzünden, savunma mekanizmalarımızı devreye sokup, kendimizi müdafaa etmeye çalışıyoruz.
Eleştirilerin dozu arttığında, bunun altında ezilip güven kaybı yaşamaya başlıyoruz. Yapılan eleştirilerin hepsi doğru olmayabilir. Hatta art niyetli eleştiriler de olabilir. Fark etmez.  Burada önemli olan, bu eleştirileri dışarıdan gelmeden kendi içimizde yapmak. Bunun yolu da Özeleştiriden geçiyor.
Neden Özeleştiri Yapamıyoruz?
Çünkü biz mükemmeliz!!! Hata yapma olasılığımız yok ve hep başkalarının kusurları yüzünden bazı yanlışlar yapıyoruz. Ayrıca eksikliğimizi, kendimize bile söylersek egomuzu yaralarız. O yüzden hataları başka yerde arayıp kendimizi korumamız gerekiyor.  
Neden Özeleştiri Yapmalıyız?
Daha doğru davranıp, kendimizi geliştirebilmek için. İşimizde, ilişkilerimizde, evimizde yani her yerde. İleride oluşabilecek sorunları önceden tespit edip müdahale edebilmek, hatalarımızdan dönebilmek için. Özeleştiri yaparken kendimize gereğinden fazla haksızlık edip dozunu kaçırmamalıyız. Sürekli kendimizi sorgulayıp psikolojimizi bozmaya gerek yok. Objektif ve gerçekçi olmalıyız. Hiç birimiz mükemmel değiliz. Ama daha iyisini yapabiliriz.
2 Örnek
Özeleştiri ile ilgili spor camiasından iki örnek verebiliriz. Milli takım eski teknik direktörü Fatih Terim, Malta maçı sonrası sonrası yapılan eleştirilere, ''Ben ders almam ders veririm'' şeklinde yanıt vermişti. Milli basketbolcu Sinan Güler ise, Avrupa şampiyonasında düzenlenen basın toplantısında, kötü oyunu ile ilgili olarak, '' Kişisel performansımla takımı aşağı çekiyorum'' demişti. Hangisi kendisini geliştirebilir ve fayda sağlayabilir sizce?

10/01/2017

Hepimiz insanız. Hayat bize olumlu ya da olumsuz sürprizler yapıyor. Bunun sonucunda duygusal dalgalanmalar yaşıyoruz. Bu dalgalanmaları iş hayatımıza yansıtmamız durumunda, iş performansımızda da dalgalanmalar meydana geliyor ve performansımız düşüyor. 
Performans düşüş sürecinin uzaması halinde özel hayatımızdaki sorunumuzun yanında iş hayatında da sorunumuz ortaya çıkmaya başlıyor. Şirketlerin yaşayabilmesi çalışanların performanslarının yüksekliğine ve sürekliliğine bağlıdır. Bir yakınımızı kaybettiğimizde ya da ailevi önemli bir sorun yaşadığımızda çalışma arkadaşlarımız ve yöneticilerimiz belli bir süre bize anlayış göstereceklerdir. İşlerimizin bir kısmını devralarak yardım da edeceklerdir. Ama performans düşüşü uzun sürerse tepkiler gelmeye başlayacaktır. Muhtemelen bu tepkileri, başkalarının başına aynı şey geldiğinde biz de gösteriyoruz. Çünkü iş hayatının dinamikleri biraz farklı. Verilen taahhütler, yetişmesi gereken siparişler, üretim ve satış hedefleri her koşulda yerinde duruyorlar. İşimizi kaybetmemiz halinde, ödememiz gereken faturalar, kiralar ya da krediler de işlerimizin yoluna girmesini beklemeyecek. Bu nedenle sorunlarımızı çözemesek bile, iş yerinin kapısında bırakarak çalışmaya devam etmemiz gerekir. Hayatın karşımıza çıkartacağı sürprizlerin sonu olmayacak. Ayakta kalmamız gerekiyor. Acı da olsa gerçek şu ki, iş hayatında duygusallığa pek yer yok. 
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!