10/19/2019

Hayatı nasıl görürüz? Kimimiz görmek istediğimiz gibi görürüz. Kimimiz karakter yapımıza bağlı olarak olduğundan kötü ya da iyi görürüz. Kimimiz de bildiğimiz, anlayabildiğimiz kadar görürüz. Yani aslında gördüğümüz, gördüğümüz gibi değildir. Bunu da ne zaman anlarız? Öğrendiğimizde, tecrübe kazandığımızda, ön yargılarımızdan kurtulduğumuzda ya da gerçeği görmek istediğimizde.

Picasso' nun Las Meninas tablosu
Muhan Hoca
Pek çok köklü okulda efsane hocalar vardır. Muhan Hoca da ODTÜ' nün efsane hocalarından. İşletme bölümünde sıra dışı öğretim teknikleriyle öğrencilerine ders verir. Bir gün derste tepegöze Picasso' nun Las Meninas tablosunu yansıtır. Picasso' nun sürrealist resimlerini yorumlamak kolay değildir. Öğrenciler de resmi yorumlamakta zorlanırlar. Daha sonra Muhan Hoca Diego Valasquez' in Las Meninanas tablosunu tepegöze yansıtır. 
Diego Valasquez' in Las Meninas yani Nedimler isimli tablosu

Bu resimde tüm ayrıntılar belirgindir. Sarı saçlı kız, kapıda duran babası, yerde yatan köpek. Hepsi net bir şekilde görülmektedir. İki resim arka arkaya konulunca Picasso' nun resminin Diego Valasquez' in Las Meninas tablosuna ithafen yapıldığı ortaya çıkar. İki resim de aynıdır ama biri flu diğeri nettir. 
Öğreti
Muhan Hoca öğrencilerine döner ve şöyle der: Hayatta hiç bir şey Vasquez' in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı, gerçekleri size Picasso' nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso' nun resmine bakıp, Valazquez' in resmini görebilenleriniz başarılı olacak. Diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek. (Hikaye için Kapheros' a teşekkürler.)
Göze Gözlük
Gözlerimiz net göremiyorsa gözlük takarız. Hayatı net görebilmek için de gözümüzdeki perdeleri yani ön yargıları kaldırmak, öğrenip kendimizi geliştirmek, hayatla yüzleşmek gerekiyor. Hele iş hayatında gözlük, gece görüş kamerası, radar gibi ne kadar donanım varsa lazım olur. 

10/14/2019

''Derdim çoktur hangisine yanayım'' türküsündeki gibidir hayat. Derdimiz çoktur. İşte, evde, okulda, sokakta. Biz istedikten sonra her yerde . Bazı dertler vardır, boyumuz aşar. Elimizden bir şey gelmez, gücümüz yetmez. Ama pek çok dert vardır ki onları biz dert haline getirmişizdir. Çoğu zaman da müdahale edemeyeceğimiz şeyleri dert ederiz.
Haksızlık
Bazen dertlerimizi, büyük ya da küçük olsun, yanımızda taşırız. Evdeki derdi işe, işteki derdi eve vb. Böyle yaparak insanlara haksızlık ederiz. Kimlere mi? Oldukça gergin bir iş gününden sonra eve gittiğimizde bizden ilgi ve sevgi bekleyen ailemize. Ya da evde aile bireylerimizden biriyle sorun yaşayıp bu sorunu işe taşıyarak, bizden performans bekleyen yöneticilerimize, bize maaş ödeyen patronumuza, huzursuzluk çıkardığımız iş arkadaşlarımıza, hizmet verdiğimiz müşterilere. Aslında böyle davranarak iki sorunumuz olmasına yol açıyoruz. Evdeki bir soruna işte de performans kaybıyla iş sorunumuzu da ekliyoruz. 
Meslek Hikayeleri
Uzun bir yolculuğa çıkacağımız otobüsün şöförünün, evde yaşadığı problemi işe taşımasını, gergin ve dikkatsiz bir şekilde sürüş yapmasını ister miydik? Ya da bir yakınımızı ameliyat edecek olan kalp cerrahının kafasının sorunlarla dolu olmasını? Sanırım kimse istemez. 
Elde Var Hüzün
Hüzün de yaşanması gereken bir duygu. Hiç bir şeye üzülmeyelim, hiç bir şeyi önemsemeyelim diye bir şey yok. Önemli olan derdi büyütmemek. Bir soruna kafayı takmıyor oluşumuz onu önemsemediğimiz anlamına gelmez. Soru şu: Biz bu dertleri dert ederek, dertlerin çözümüne katkı sağlıyor muyuz? Yanıtı belli.

9/11/2019

Aslında soruyu şöyle sormak gerekiyor: Kendimizi mutlu hissetmek için ne kadar büyük bir olayın gerçekleşmesi lazım? Pek çoğumuzda böyle bir problem var. Olumsuz küçük bir olay karşısında büyük bir mutsuzluk ve stres yaşarken, o olay olumluya döndüğünde, sevinip gerginliği üstümüzden atmak yerine, hiç bir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. Sanki hayatta hep olumlu şeyler oluyormuş, bu çok sıradan bir şeymiş gibi davranıyoruz.
Hangisi Kolay
Mutsuz olmak çok kolay. Hiç çaba harcamaya gerek yok. Geçmişteki travmalar, gelecek kaygısı, anın tadını çıkartamama, endişe vb. bizi hemen mutsuzluğa sürükleyebiliyor. Oysa mutlu olmak farklı. Müzisyen Rufus Wainwright' a kulak vermek gerekiyor: ''Mutlu olmak için uğraş vermelisiniz. Mutluluğa; iş, para ya da aşkla ulaşılmaz. Mutlululuk sizinle kendiniz arasında bir meseledir.''  Yani mutlu olmak ya da mutlu hissetmek bizim elimizde, bakış açımızda. Mutlu olmayı istememiz gerekiyor. Sürekli olumsuzlukla beslenen bünye ne yapsın? Gergin, agresif, her şeyi yanlış anlayan, alıngan, sabit fikirli, iletişimi zor insanlara dönüşüyoruz. Mutsuz olurken çevremizi de mutsuz ediyoruz. 
Denge
İşin sırrı dengede. Olumlu ya da olumsuz durumları dengeli bir şekilde karşılamalı ve kabullenmeliyiz. Hatta olumlu olayları daha da büyütmeli ve pozitif kalmalıyız. Hayatın her tarafı mayınla döşeli gibi, mutsuz olmamızı sağlayacak olaylarla dolu. Her an sağlığımızı, bir yakınımızı, işimizi vs. kaybedebiliriz. Olumsuz küçük olayları büyütürken gerçek dertlerimiz olunca ne yapacağımızı şaşırırız. 

8/10/2019

İstanbul ile İzmir arasını 8 saatten 3,5 saate indirecek olan otoyolun son etabı açıldı. 515 km olan iki şehir arasındaki mesafe 426 km ye düşmüş oldu. Otoyolun toplam maliyeti 11 milyar dolar olarak açıklandı. Yap İşlet Devret modeliyle otoyolu yapan konsorsiyum, 22 yıl 4 ay boyunca otoyolun işletmesini yapacak.
Yap İşlet Devret
Otoyolun geçiş ücreti otomobiller için tek gidiş 256,3 TL olarak açıklandı. Yani, otoyolu ve Osmangazi Köprüsünü kullanarak İstanbul- İzmir arası gidiş geliş yaparsanız 512,6 TL ücret ödemeniz gerekiyor. Rakamın bu kadar yüksek olmasının nedeni otoyolun Yap İşlet Devret modeliyle yapılmış olması. Bu modelde finansmanı yatırımcı firma sağlıyor. Haliyle kar amacı da güdüyor. Belli bir süre işlettikten sonra yaptığı yatırımı ( köprü, otoyol, hastane vb.) devlete devrediyor. Bu süre içerisinde devlet yolcu geçiş garantisi veriyor. İstenilen yolcu sayısına ulaşılamazsa devlet aradaki farkı ödüyor. Böylece yatırımcının geliri garanti edilmiş oluyor. Her geçiş yatırımcıya gelir getirdiği için bu şekilde yapılan köprü ve otoyollar bayramlarda ücretli oluyor. Devletin yaptıkları ise ücretsiz oluyor.
Parayı Kim Ödüyor
Yap İşlet Devret modeli yatırımlarda devletin kasasından para çıkmadığı söyleniyor. Devletin geliri vatandaşın vergilerinden oluştuğu için aslında yatırımı yapan firmalar devlet adına vergi toplamış oluyorlar. Yatırımcı firma yoldan geçiş yapanlardan hedeflediği tutarı toplayamazsa aradaki farkı devlet, yani yine vatandaş ödüyor. Bu sefer yoldan geçmeyen vatandaş da ödüyor. İstanbul boğaz köprü geçiş ücretlerine bakıldığında, devletin yaptığı 1. ve 2. köprülerden geçiş ücreti 8,75 TL iken, Yap İşlet Devret modeliyle yapılan 3. köprünün geçiş ücreti 19,15 TL. Özetle Yap İşlet Devret modeliyle yapılan yatırımlarda da yatırım maliyeti ve kar vatandaşın cebinden çıkıyor. Hatta özel sektör yatırımı olduğu için daha fazla para vatandaşın cebinden çıkıyor.

8/04/2019

Trafikte yol verme kavgası sonucunda, hamile kadın ve eşinin aracını darp eden Seydioğlu Baklavaları' nın sahipleri Hasan ve Hüseyin Sel kardeşler çıktıkları ilk duruşmada tahliye edildiler. Kamera görüntülerinde, kadının hamile olduğu söylendiği halde, baklavacı kardeşlerin kararlı bir şekilde saldırdıkları, kapıyı açamayınca aynayı kırdıkları ve aracın üstüne çıktıkları görülüyor.

                                             
Aslında hamile olmasa da ailenin bulunduğu bir araca saldırmak çok acayip bir şey. Ama baklavacı kardeşlerin bildikleri bir şey varmış meğerse. Nasıl olsa kendilerine bir şey olmayacağını biliyorlarmış. Öyle olmasa, güpegündüz gerçekleşen ve kamera kayıtları olan aleni bir olayda bile elinin kolunu sallayıp çıkmazlardı. Niye emniyet şeridinde gidiyordunuz diyen hakime, annelerinin hastalığı nedeniyle gitmek zorunda olduklarını söylemişler. Ama saldıracak kadar vakitleri varmış demek ki.
Her İle Şube
Baklavacı kardeşler tahliye olduktan sonra, şirket olarak büyüme kararı aldıklarını ve pek çok ilde şube açacaklarını açıkladılar. Ne de olsa reklamın iyisi kötüsü olmazmış. Muhtemelen ''Hamile kadının orada ne işi varmış'' diyen çok sayıda müşterileri olacaktır. Ayrıca bedava tatlı dağıtmışlar. Halkımız durur mu? Bedava tatlıyı veren isterse saldırgan olsun onlar için fark etmez. Hemen kuyruğa girmişler. Belki de ''Elinize sağlık iyi ettiniz'' demişlerdir. Toplumsal duyarlılığı yüksek! halkımız sayesinde bu tip adamlar büyürler ve gelişirler. Halkımız da bu tipleri alkışlarlar. Ta ki bu tür saldırılar kendi başlarına gelene kadar. 

Tatlı kuyruğu

7/31/2019

İzmir' in Torbalı ilçesinde bulunan Key Museum, klasik otomobil severler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir müze. Türkiye' nin en büyük klasik otomobil müzesi olan Key Museum' da 130 otomobil ve 40 motosiklet bulunuyor. 1880 lerin sonundan 2011 yılına kadar olan modellerle birlikte dünyanın ilk motosiklet ve otomobil modelleri de müzede yer alıyor. Araçların bir özelliği de hepsinin çalışır durumda olması. 7.000 metrekare alana kurulu olan müze Murat ve Selim Özgörkey' in koleksiyonlarından oluşuyor. Bu güzel müze Adnan Menderes Havalimanına 30 km mesafede Torbalı Sanayi Bölgesi içerisinde. Ama tanıtımının yeterli olduğu söylenemez. Müze, Pazartesi ve Salı günleri hariç 10:00- 17:00 saatleri arası açık. Giriş ücretleri, tam 30 TL, öğrenci, öğretmen ve 65 yaş üstü 15 TL, 10 kişi ve üstü gruplar 20 TL.
                                         



Eski yakıt pompaları





Batcycle

Batmobile
 1966 yılında çekilen Batman filmindeki model.


Fiat

Odada 3000' e yakın oyuncak araba var 

Cadillac


Buick



Ford



Ford



Harley Davidson








Eşarp koleksiyonu

Triumph

Alfa Romeo


Dünyanın ilk motosiklet modeli. Daimler tarafından 1885 yılında üretilmiş. Azami hız 11 km/ h.

Dünyanın ilk otomobil modeli. 1886 yılında Benz tarafından 25 adet üretilmiş.

7/26/2019

Çok sayıda şirket, çalışan verimliliğini ve mutluluğunu arttırmak için çalışmalar yapıyor. Aktiviteler, etkinlikler, eğitimler, geziler ve beraber yenilen yemekler bunlardan bazıları. Bu organizasyonlardaki amaç üst yönetimle çalışanlar arasındaki ve şirket içindeki departmanlar arasındaki duvarları ortadan kaldırıp iletişimi, dolayısıyla performansı arttırmak.
Üst yönetim bu çalışmaları yaparken diğer bazı yöneticiler buna uygun davranmayabiliyorlar. Alt tarafla olan duvarı muhafaza etmeye çalışıyorlar. Çünkü iletişim kurmak efor gerektiriyor ve emir- komutayla yönetmek onlar için daha kolay. Bir de rutinin dışına çıkıldığı dönemlerde, rutin dönemlerdeki yönetim tarzıyla, çalışanlarını yönetmeye çalışıp, ekstra katkı vermelerini bekliyorlar. Bu tip yöneticiler her hangi bir hedef değişikliğini ya da yapılması istenen yeni bir görevi, otoriter bir şekilde tebliğ ederek tam uygulanmasını bekliyorlar. Yapılması gerekenler, nedenleriyle birlikte açıklanıp çalışanların işbirliği sağlanırsa, bu sürece daha güçlü bir katılım sağlanır ve daha iyi sonuç alınır. Ayrıca her iki taraf da biri birini anlamış olur.
Koltuk Gücü
Bazı yöneticiler koltuktan gelen güçle birlikte her şeyi halledebileceklerini sanıyorlar. Tabi ki mevkiden kaynaklanan yetkiyle pek çok iş yaptırılabilir. Ama beklenilen, tam performans ve yüksek verimlilik ise koltuk, mevki ve otorite yeterli olmuyor. Bazı yöneticiler çalışanlarla işbirliği yapmayı otorite azalması ve zayıflık olarak görüyor. Bunun izahat yapmak olduğunu düşünüyorlar. ''Maaş alıyor tabi ki yapacak'', diyorlar. Oysa ki maaş standart performans içindir. Daha fazlası için prim, motivasyon, işbirliği ve doğru iletişim gibi araçlar gerekir.
Çıkarlar
İnsanlar genellikle kendi kişisel çıkarlarına hizmet edecek şekilde davranırlar. Dolayısıyla çalışanlarla işbirliği yaparken sadece şirket için olacak faydalar öne çıkartılırsa o işbirliği güçlü olmaz. Ortak çıkarları öne çıkartmak gerekir. Hem şirketin hem de çalışanların ortak çıkarları vurgulanırsa güçlü bir işbirliği sağlanabilir.
Ait Hissetme
Dozunda yapılacak açıklamalar ve sebep sonuç bağlantılı bildirimler çalışanların, kendilerini çalıştıkları yere ait hissetmelerini, işi sahiplenmelerini ve daha gayretli çalışmalarını sağlar. İş birliği çabaları, çalışanların değerli olduğu mesajını da verir.
Temizlikçi
ABD Başkanı Kennedy Nasa' yı ziyarete gittiğinde elinde süpürgeyle duran temizlikçi kadına ne yaptığını sorar. Kadın, '' Başkanım, aya adam gönderilmesine yardımcı oluyorum'' der. O kadın kendisini bütünün bir parçası olarak hissediyor. Önemli olan bu hissi çalışanlara verebilmek.

6/29/2019

İş hayatının çalışanlar açısından en kritik konularından biri maaş meselesidir. İşveren için önemli bir maliyet kalemi olarak görülen maaş ve ücretler, çalışanlar için önemli bir motivasyon ve performans aracıdır. İş yerinde adaletin önemli sembollerinden biridir maaş.
İnsanların büyük çoğunluğu para kazanmak için çalışır. Çalışıp para kazanmaya ihtiyacı olmadığı halde çalışanlar da vardır ama önemli bir kısım para için çalışır. Dolayısıyla kazanılan miktar önemlidir.
Hangi Maaş
Bunun haricinde çalışanların motivasyonu aldıkları maaş kadar başkalarının aldıkları maaşlardan da etkilenir. İşe ilk başlandığında maaşı gözü kapalı kabul eden çalışanlar, işe iyice yerleşince aldıkları paraları sorgulamaya başlarlar. Yani kendi aldıkları para kadar başkalarının aldıkları para da önemli hale gelmeye başlar onlar için. Kendi aldıkları maaş yeterli mi, hayat standartlarını arttırmış mı, standartlara göre iyi mi gibi sorular akıllarına gelmez. Öyle ki aldıkları maaş kendi çalışma arkadaşlarına göre makulse bile bu defa diğer firmalarla kıyaslamalar başlar. Kafaca tatmin olmuş hissetmezlerse stres ve performans düşüklükleri meydana gelmeye başlar. Hatta bilinçli olarak performans düşüklüğü meydana getirilip maaşla dengeleme bile yapılır. Bunun çalışanlar için dezavantajı ilk meydana gelen krizde düşük performans yüzünden işten çıkartılma riskini de beraberinde getirmesidir. Bu çalışanlar işten çıkartılmasalar bile kendileri iş aramaya başlarlar. Bu süreçte önemli bir verim kaybı yaşarlar. Çalıştığı kuruma bağlı olmanın performansı arttırdığı bilinen bir gerçek. Bağlılık zayıfladığında genel performansta düşüş meydana geliyor. Ayrıca personel sirkülasyonun yüksek olması da önemli bir problem. Performansı düşeni işten çıkartır başkasını alırım demek de çok sağlıklı bir yaklaşım değil. Kalifiye insan kaynağı sınırsız değil ve insan yetiştirmenin de bir maliyeti var. 
Maaş Nasıl Belirlenmeli
Maaşla ilgili sıkıntıları yaşamamak için adil, net ve objektif bir ücret belirleme sistemi olmalı. Kurumsal firmalarda insan kaynakları bu işlerde daha başarılı olsa da diğer firmalarda da kriterler belirlenip net bir şekilde ortaya konulmalı. Maaş miktarını belirleyen kişilerin adil bir şekilde rakamları belirlemesi gerekir. Kendisine yakın gördüğü, sevdiği ya da sevmediği gibi kriterler yerine pozisyonuna, performansına, şirkete katkılarına göre rakamlar belirlenmeli. Bir kaç kişiyi mutlu etmek için genel ekibin performansı düşürülmemelidir. Geçiş dönemleri, kriz dönemleri ve kaotik dönemlerde ekstra gayret gösterip şirkete bağlı davrananlar da mutlaka tespit edilip ödüllendirilmelidir. 

6/23/2019

31 Mart 2019' da yapılan yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonuçlarında oluşan fark, Ak Parti yönetimi tarafından yeterli bulunmayınca çeşitli hamleler yapılmış fakat istenilen sonuca ulaşılamamıştı. Bunun üzerine YSK sadece büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin yenilenmesi gibi garip ve toplumu ikna etmeyen bir karar aldı. İstanbul' lular bir kez daha sandık başına gitmek zorunda kaldı. 

23 Haziran' da yapılan seçimde 806.415 oy farkı ve % 9,22 yüzde farkıyla Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Bir önceki seçimde 13.729 olan fark 2,5 ay gibi kısa bir sürede 806.415' e çıkmış oldu. Bu Ak Parti açısından büyük bir mağlubiyet anlamına geliyor. Aynı seçimi ikinci kez kaybetmiş oldular. Ekrem İmamoğlu ilk seçimi kazansaydı kazanan belediye başkanı olacakken ikinci kez kazanınca kahraman oldu. Binali Yıldırım saat 19:20' de yaptığı centilmence açıklamayla seçimi Ekrem İmamoğlu' nun kazandığını belirtti ve onu tebrik etti. İmamoğlu da tüm İstanbul' u kapsayıcı şekilde bir konuşma yaptı.
Fark Neden Arttı?
1) Bence bu seçimin sonucunu belirleyen birinci madde ekonomik kriz. Süleyman Demirel' in dediği gibi '' Tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur''. 1 yıldan fazladır süren ekonomik kriz insanların hükümetten umudunu kesmesine neden oldu. Bu sorunu çözeceklerine dair inancın kaybolmasını sağladı. Bu da sandığa yansıdı.
2) Ekrem İmamoğlu' nun samimi, sevecen ve kucaklayıcı hali seçmende karşılık buldu. Kullandığı yapıcı dil yıllardır kavgadan bıkmış seçmen için bulunmaz nimetti. 31 Mart seçiminin iptal edilmesinin hemen ardından teşkilatı ve seçmeni ayağa kaldırıp seçim süreci boyunca motive etti. 
3) Seçimin iptali kararı toplumu ikna etmedi. İmamoğlu' nun mağdur olduğu algısı oluştu daha çok. Ak Parti tarafının yaptığı oyların çalındığı gibi propagandalar hiç bir işe yaramadı.
4) Bu seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan son haftaya kadar sahaya çıkmadı. Adaylar arasında seçimin yapılması istendi. Bu yarışta İmamoğlu daha aktifti ve öne geçti. Bu durum ortaya çıkmaya başlayınca içişleri bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sahaya indi. Özellikle son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan sert bir propaganda yapmaya başladı. O sertleştikçe İmamoğlu oyunu daha çok arttırmaya başladı. Millet artık sert siyasetten bıkmıştı ama Ak Parti yöneticileri tehdit ve korkutma politikasına devam etti.
5) İsmail Küçükkaya' nın düzenlediği tartışma programında da Binali Yıldırım öne geçecek hamleyi yapamadı. Ekrem İmamoğlu da öne geçemedi ama tartışma programından sonra da önde olmayı sürdürdü. Binali Yıldırım' ın vadettiği indirimler, parasal yardımlar bile karşılık bulmadı.
6) Medyanın tamamı neredeyse hükümet yanlısı yayınlar yaptı. Ekrem İmamoğlu ve CHP aleyhine çok sert ve olumsuz yayınlar yaptılar. Seçmen bunlara hiç yüz vermedi. Kararlı bir şekilde sandığa gitti.
7) Ak Parti kanadından olmayacak hamleler geldi ve kaybın kesinleşmesini sağladı. Karadenizliler' e Pontus denmesi Karadenizli oylarını, Kürt ama onlar da insan sözü Kürt oylarını, Öcalan' ın mektubunun yayınlanması ve savunulması MHP oylarını kaybettirdi. 
8) Chp seçmeninin ve sandık görevlilerinin oylarına sahip çıkması. Seçmenlerin tatillerini yarıda kesip oyunu kullanmak için gelmesi, sandık görevlilerinin son ana kadar oyları koruması, CHP' nin oyları kendi sisteminde sayması oy kaybının önüne geçti. 
9) Hükümetin genel yönetimi, lüks tüketim, israf,  partili olmayanların dışlanması, Suriyeli meselesi gibi konularda hükümete mesaj verildi.

5/23/2019

Çocuk gibi olmak diye bir tabir vardır. Genelde insanları eleştirmek için kullanılır. Olayların ciddiyetinin farkında olmadığı düşünülen insanlara söylenir. Peki çocuk gibi olmak kötü bir şey midir? Kişisel gelişim için önerilen pek çok davranış şekli çocukların uyguladıkları davranış şekilleridir.  Çocuk gibi olanlar ne yapar ya da çocuklar nasıl davranır?
1) Anı Yaşarlar: Çocuklar o an ne yapıyorlarsa ona konsantre olurlar. Oyun oynarken daha önce başlarına gelmiş bir olayı kafaya takıp oyunun keyfini kaçırmazlar büyükler gibi. Büyükler güzel bir ortamda bile kafaca orada olmayıp başka dertlere odaklanıp anın keyfini çıkartamazlar.
2) Enerji doludurlar: Yorulmak nedir bilmezler. Büyükler ise adım atmadan önce ne kadar yorgun olduklarını düşünür ve adım atmaya üşenirler. 
3) Öğrenmeye açıktırlar: Çocuklar sürekli yeni bir şey öğrenmek isterler. Hayatın sürekli değiştiği ve geliştiği ortadayken büyükler yeni şeyler öğrenmeye o kadar istekli değillerdir. Mevcut bilgileriyle hayatı geçirmek isterler. Bu da yerlerinde saymalarına ve geri kalmalarına yol açar. 
4) Denemekten vazgeçmezler: Çocuklar sürekli denerler. Denemekten vazgeçmezler ve yılmazlar. Bir yere tırmanırken başarmazlarsa başarana kadar denerler. Büyükler ise başarısız olunca hemen vaz geçerler ve neden başarısız olduklarıyla ilgili bahaneler üretirler. 
5) Hayal güçleri geniştir: Çocuklar çok güzel hayaller kurarlar. Hayal dünyaları çok geniştir. Büyükler ise küçücük bir dünyaya sıkışıp güvenli bir şekilde yaşamak isterler. 
6) Uykuları gelince kafalarını koyup uyurlar: Çok güzel bir özelliktir bu. Çocuklar pilleri bitince kafalarını koydukları gibi uykuya dalarlar. Büyükler ise yattığı yerden çözemeyecekleri problemleri düşünüp düşünüp yatakta döner dururlar. Güzel bir uyku uyuyamadıkları için sorunları çözecek gücü toplayamazlar.
7) Başkalarının dediğini önemsemezler: Çocuklar başkası ne der diye düşünmezler. Kafalarına koydukları şeye odaklanırlar ve onu gerçekleştirmek için her yolu denerler. Büyükler ise başkalarının ne dediğini düşünüp adım atmaktan kaçınırlar.
8) Kolayca mutlu olurlar: Mutsuz bir çocuğa küçük bir oyuncak verince ya da onunla oyun oynayınca her şeyi unutup mutlu olurlar. Büyüklerin mutluluğu ise koşulludur. Onlar hemen mutlu olamazlar. Onların ''ama'' ları çoktur. Mutluluğun keyfini çıkartacaklarını mutsuz olmak için bahaneler ararlar. Manga grubunun şarkısında söylediği gibi '' Yaşamak için bir neden ararken ölmek için bulursun '' felsefesiyle yaşayıp olumsuzluğa odaklanırlar.
9) Kin tutmazlar: Kin çok yorucu bir şeydir. Çocuklar kendilerini üzen kişilere kin tutmazlar. Eğer o kişiler gönüllerini de alırlarsa tamamen unuturlar. Ama büyükler yapılan yanlışı asla unutmazlar ve kin duygusunun üstlerinde taşıyıp yük ederler kendilerine. Manga grubunun şarkısında söylediği gibi ''Yaşamak için bir neden ararken ölmek için bulursun'' felsefesiyle yaşayıp olumsuzluğa odaklanırlar.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!