5/21/2020

Kimileri tarafından tüm zamanların en iyi basketbolcusu olarak gösterilen, kimileri tarafından da tüm zamanların en iyi sporcusu olarak tanımlanan efsane basketbolcu Michael Jordan. 6 NBA şampiyonluğu, 5 MVP ödülü, 10 kez sayı krallığı, 1 kez yılın savunmacısı ödülüyle taçlandırılmış müthiş bir kariyeri var. Nike başta olmak üzere pek çok firmayla yapılmış milyonlarca dolarlık anlaşmalar da cabası. Uzaktan bakınca çok hoş görünüyor.
The Last Dance belgeseliyle kameralar Michael Jordan' a yaklaşınca, Jordan' ın uzaktan göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkıyor. Aşırı rekabetçi, takım arkadaşlarını ezmekten kaçınmayan, kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen, kumar tutkusu olan birisi. Bütün yarışları kazanmak istiyor. Hatta duvarın en yakınına para atma yarışmasını bile. Kendini motive etmek için çeşitli yollar bulan takıntılı bir oyuncu. Takım arkadaşlarına yaptığı baskıyla ilgili olarak '' Yapmadığım hiç bir şeyi onlardan istemedim.'' diyor. Yani ben de çok çalıştım diyor. Ama onların kapasitesi ve dayanıklılığını hiç dikkate almıyor. Tabi ki onların kazandığı parayı da önemsemiyor. Benim tarzım bu, beğenmeyen oynamasın diyecek kadar da öz eleştiriden uzak. Mikrofonlar Scottie Pippen, Steve Kerr ve Dennis Rodman' a uzatılınca durumun vehameti daha çok ortaya çıkıyor. Söylenenlere göre The Last Dance belgeselinde Jordan' ın davranışları olduğundan daha hafif gösterilmiş. Hatta takım arkadaşı Horace Grant, bu belgeselin Jordan' ı olduğundan daha iyi göstermek için çekildiğini söyleyip eleştiriyor.
Madalyonun Diğer Yüzü
Bireysel olarak bakıldığında yüzümüzün ekşimesine neden olabilecek gerçekler var. Ama dünyanın zirvesinde bu kadar uzun süre kalmak kolay mı? Sıradan bir takım olan Chicago Bulls' a 6 şampiyonluk kazandırmak neredeyse bir mucize. Tabi ki bu başarılarda koç Phil Jackson, Scottie Pippen ve diğer oyuncuların katkısı yadsınamaz ama aslan payının Jordan' da olduğu bir gerçek. Ayrıca basketbolun ve NBA' nin dünyada yayılmasında bir ikon görevi gördü Jordan. Bu büyük baskıyla yıllarca mücadele etmek saygı duyulacak bir şey. Müthiş yeteneğine rağmen, azmi ve çalışmaktan hiç vazgeçmemesi herkese örnek olabilir. İnsanların oynadıkları takımlarda, hatta çalıştıkları iş yerlerinde kendilerini ispat etmek için verdikleri mücadeleyi düşününce Michael Jordan' ın yüksek hedeflerle var olma mücadelesi verdiği görülüyor. Kamerayı yakınlaştırıp Jordan' ın bize verdiği basketbol keyfinin tadından mahrum mu kalmalıyız yoksa tribünlerde ya da ekranlarda yerimizi alıp basketbol ziyafetine devam mı etmeliyiz? İkinci seçenek akla en yatkın olanı sanırım.
Ayrıca bir soru daha sorabiliriz: Michael Jordan' ın takım arkadaşınız olmasını ister miydiniz?

5/14/2020

Senaryosunu Ali Atay, Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit' in yazdığı, Ali Atay' ın yönettiği polisiye komedi tarzındaki Cinayet Süsü filmi oldukça eğlenceli. Aynı senaryo ekibinin ilk filmi olan Ölümlü Dünya da absürt komediden hoşlananların ilgisini çekmişti. Cinayet Süsü, Ölümlü Dünya gibi şiddet içermiyor. Türk komedi filmlerinin olmazsa olmazı küfür, bu filmde de bolca yer alıyor. Küfür olmadan mizah olmuyor diye düşünüyorlar demek ki.
Filmin geneline bakınca gayet güzel olduğunu söyleyebiliriz. Senaryo, çekimler, oyunculuklar ve müzikler çok iyi. Uğur Yücel, Cengiz Bozkurt, Binnur Kaya ve Mert Denizmen çok iyiler. Feyyaz Yiğit ise biraz abartılı bir oyunculuk göstermesine rağmen iyi performans sergiliyor. Asabi komiser Salih rolünde Cengiz Bozkurt dikkat çekici. Uğur Yücel ise her zaman klas. Filmin konusuna gelince, sanat eseri gibi düzenlenmiş cesetler ortaya çıkmaya başlar. Bu seri katili bulmak için ekibin yardımına ABD' de eğitim görmüş suç uzmanı Dizdar Koşu (Feyyaz Yiğit) katılır. Ali Atay filmlerinde önemsiz detaylar üzerinde uzun tartışmalar ve konuşmalar yer alıyor. Bu önemsiz konular üzerine ciddi tartışmalar komik öğeler barındırıyor. Cinayet Süsü' nde de bu tür replikler yer alıyor. Filmde özellikle otopark sahnesi kahkaha attırıyor. 2019 yılı yapımı olan film 110 dakika.

5/05/2020

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olumsuz olayla karşılaşırlar. Bunlar bireysel olumsuzluklar olduğu gibi toplumsal olumsuzluk da olabilir. Genellikle büyük olumsuzluklardan sonra insanlar ya da toplumlar, öğrendikleri doğrultusunda çıkarımlar yaparlar. Yapmalıdırlar ki, ileride benzer bir durumda kaldıklarında hazırlıklı olabilsinler.
Corona Felaketi
Tüm dünyayı etkisi alan Corona Pandemisi de bu başımıza gelebilecek büyük felaketlerden biri. Hem bireysel hem de toplumsal olarak olumsuz etkileri var. Hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Bu tabi ki insanların ya da ülkelerin hangi dersi çıkardıklarıyla ilgili. Herkesin aynı tepkiyi de vermeyeceği aşikar. Peki genel olarak Corona bize neler öğretti?
1) Dünya Küresel Bir Köymüş: Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan' a ait olan bir ifade bu. McLuhan değişen ve gelişen teknoloji sayesinde insanın, dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle kolayca iletişim kurabileceğini söylüyor. Corona virüsünün dünyanın her tarafına bu kadar çabuk yayılması dünyanın küresel bir köy olduğunu gösteriyor. Hızlı bir şekilde her yere ulaşabilmenin sonucu. 
2) Tasarruf Kraldır: Halk arasında '' Kefen parası'' denilen ve kötü günler için yapılan tasarrufların önemi ortaya çıktı. Hem bireysel olarak hem devletler olarak. Bu birikimleri yapabilen ülkeler firmaları ve halkı bu süreçte finanse edebilirken, birikim yapamayanlar ise vatandaşlarına IBAN numarası gönderme yolunu seçtiler. Bireysel olarak açık pozisyonda yakalananlar hayat standartlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. 
3) Bu Siyaset Adam Olmaz: Her gün, binlerce insanın virüse yakalanarak ölüm riski yaşadığı, yüzlercesinin öldüğü bir ortamda bile, biri birleriyle kavga etmeye devam ediyorlar. Hala dünyaya ideoloji gözlüğüyle bakıyorlar. Hadi geçimi siyaset olanlar neyse de normal halk da bunların arkasına takılmış. Kayıkçı kavgasına devam ediyorlar. Şu felaket günlerinde bile normalleşemeyenlerden Corana sonrası günlerde bir şey beklemek hayal. 
4) Normal Aslında Mucizeymiş: Evde kalmak zorunda kaldığımız günlerde en çok neyi özlüyoruz? Sıradan hayatlarımızı tabi ki. Sokakta rahatça dolaşmak, maske takmadan alışverişe çıkabilmek, sahilde gezebilmek, ailemizle ve dostlarımızla bir araya gelmek vb. Kimi zaman şikayet ettiğimiz normal hayatımız aslında bir mucizeymiş ve çok kıymetliymiş. Değerini bilmek lazımmış. 
5) Doğanın Düşmanı İnsanmış: Covid salgının bir iyi yanı varsa o da çevreye ve doğaya daha az zarar verebilmemiz. Boğazda yunuslar yüzmeye başladı. Kuş seslerini daha çok duyabiliyoruz. Denizleri ve havayı daha az kirletiyoruz. Dünya genelinde hava kirliliği 2. Dünya Savaşı' ndan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Dünyanın pek çok yerinde insanlar evlerine çekilince mekanın gerçek sahibi hayvanlar ortaya çıkmaya başladı. Tayland sahillerine nesli tükenmek üzere olan deniz kaplumbağaları yumurtalarını bıraktı. Covid salgını dünyanın nefes almasını sağlamış oldu.
6) Hiç Bir Şey Eskisi Gibi Olmayacak: Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak deniyor. Sağlık sistemi değişecek, çalışma sistemi değişecek, online toplantılar artacak, iş seyahatleri azalacak, online alışverişler artacak deniyor. Bizim ülkemizde de büyük önlemler alınacak mı? Deprem sonrası yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza bakınca çok da umutlanamıyor insan.

5/02/2020

Bir transatlantiğin güvertesinde tesadüfen karşılaşan Alman doktor ve Avusturyalı bir yolcu arasında sohbet başlar. Bu sohbette doktor, başından geçenleri ve nasıl bir Amok Koşucusu' na dönüştüğünü anlatmaya başlar. Hindistan' ın küçük bir kasabasında çalışan Alman doktor, kendisinden yardım isteyen bir kadının isteğini geri çevirir. Daha sonra bu kararından dolayı pişman olur. Kadına yardım etmek için iletişim kurmak ister ama kadın yardımı reddeder. Bu durum doktorda saplantı haline döner. Kadın kibirli bir şekilde yardım istemiştir oysa doktor kibarca yardım istemesini, hatta yalvarmasını beklemiştir. Gururlu kadın bunu yapmamış ve doktorun bir Amok Koşucusuna dönüşmesine yol açmıştır.

Amok Koşucusu tabiri Malezya ve Afrika' da görülen bir cinnet durumu için kullanılıyor ve çoğunlukla ölümle bitiyor. Depresif duruma gelen Amok Koşucusu etrafında gördüğü herkese karşı vahşice saldırıya geçiyor. Sevdiği kıza kavuşamama, aşağılanma, ağır tahrik, yoksulluk ya da sıtma gibi ateşli hastalıkların yan etkisi hallerinde ortaya çıkıyor. Bu krizden hayatını kaybetmeden kurtulanlar hiç bir şey hatırlamadıklarını söylüyorlar.
Amok Koşucusu, 1922 yılında Stefan Zweig tarafından yazılmıştır. Zweig kitaplarında, insan ruhundaki dalgalanmaları ve gerilimleri büyük bir ustalıkla anlatıyor. Bunda Freud' la olan dostluğunun da etkisi olduğu söylenmektedir. Avusturyalı olan Stefan Zweig 1942 yılında karısıyla birlikte intihar etmiş. Kitaptan bazı satırlar:
'' Çünkü insan sadece karşısındakine karşı sorumlu değildir, kendine karşı da sorumludur ve devlete karşı ve bilime karşı... İnsan yardım etmelidir, tabii ki, bunun için varız... fakat böyle ilkeler her zaman teoride kalır... Nereye kadar yardım etmeli insan...''
'' İnsan genç olunca ateş ve ölümün başkalarını yoklayacağını düşünüyor.''
'' Biliyordum, benden nefret ediyordu, çünkü bana ihtiyacı vardı ve ben ondan nefret ediyordum, çünkü... rica etmek istemiyordu.''
'' Başkaları söz konusu olduğunda insan her zaman çok akıllı, çok nesneldir.''
'' Bu tıpkı biri, birini, bir katile karşı uyarmak için arkasından koşar da uyarmak istediği kişi uyarmaya çalışanı katil sanıp ölümüne koşar ya, aynı öyleydi.''

4/23/2020

M.F.Ö' nün meşhur şarkısı vardır. Adı, Peki Peki Anladık. 1985 yılında yayınlanan albümde yer alıyor. Şarkının nakaratı şu şekilde biter: Sen neymişsin be abi. Her şeyi bilen Ayhan Sicimoğlu için yazmışlar. Belki de yeter artık demek için yazmışlardır.
Günümüzün siyasetçilerine kimi zaman bu şarkıyı söylemek istiyor insan. Her yıl yapılan seçimler kutuplaşmanın artmasına sebep oluyordu. Saflar sıkılaşıyor, karşı cephe düşman olarak görülmeye başlıyordu. Siyasetin düşmana ihtiyacı vardır diye bir tabir var. Kendi taraftarını konsolide etmek için karşı tarafa bir düşman koymak ister siyaset. O düşman algısı kitleyi bir arada tutar. Buna göre karşı taraf ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin yanlıştır, kötü niyetlidir. Gün geçtikçe taraflar arasında kapanmaz yaralar, onarılamaz ilişkiler oluşur. Mahalle arkadaşları, okul arkadaşları, akrabalar vs. nin arasındaki bağlar zayıflar, aralar bozulur. Her iki kesim de fanatik dava adamlarına dönüşür bir nevi. Gözleri bir şey görmez olur. Her şeyin en iyisini, doğrusunu bildiğini ve yaptığını zannederler. 
Virüslü Siyaset
Uzun zamandır süren bu durumun Corona günlerinde ortadan kalkmasını umuyorduk. Tüm dünyayı etkisi altına alan, her gün insanların öldüğü, ne zaman biteceği belli olmayan, görünmez düşmana karşı aynı safta yer alırız sanmıştık. Saf olduğumuz ortaya çıktı. Hem bize ayıp oldu, hem de her biri süper kahraman gibi canlarını ortaya koyarak çalışan sağlık çalışanlarına ayıp oldu. Önce Haşmet Babaoğlu sağlık çalışanlarını alkışlamayacağını söyledi. Geçmişte yaşanan protestoları çağrıştırıyormuş. Karşı taraf boş durur mu? Enver Aysever dindar insanlarla ilgili sert bir karikatür paylaştı. Kafa aynı kafa, taraflar farklı olsa da. 
Muhalefet belediyeleri Corona salgını ortaya çıkınca hemen bir yardım kampanyası düzenleyip para topladılar. Hesaplarına bloke kondu. Belediyelerin yardım toplama yetkisi yok dendi. Geçmişte nasıl topluyorlardı peki sorusunun cevabı da yoktu. İhtiyaç sahiplerine bedava ekmek dağıtmak istediler. Ona da izin çıkmadı. Valilik üzerinden olacakmış o da. Belediyeler halk üzerinde iyi intiba bırakmak için çabalıyorlardı haliyle. Ama buna imkan bulamıyorlardı. Çeşitli ithamlarla karşılaşıyorlardı. Adana Büyükşehir Belediyesi sağlık bakanlığıyla iletişime geçmeden kendi inisiyatifiyle sahra hastanesi inşa etti, onu da mühürlediler. Dolar 7 TL olurken bile konuşmayan ekonomi bakanı bu sahra hastanesini eleştirdi. Virüse rağmen siyaset kavgası devam ediyordu.
Corana virüsü ömrünü tamamlayacak bir süre sonra ama, bu siyaset virüsü hiç ortadan kalkmayacak gibi. 

4/19/2020

Güney Kore yapımı olan Parasite, 6 dalda aday gösterildiği 2020 Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uluslararası Film ve En İyi Özgün Senaryo kategorileri olmak üzere 4 dalda ödül kazandı. Oscar tarihinde ilk kez İngilizce olmayan bir film En İyi Film Ödülünü kazandı.
Bong Joon Ho' nun yönettiği Parasite, oldukça fakir bir ailenin sıradışı hikayesini anlatıyor. Ailenin erkek çocuğu, bir arkadaşının vasıtasıyla zengin bir ailenin kızına ders vermeye başlıyor. Daha sonra ailenin diğer fertlerinin o evde çalışmasını sağlıyor. Tabi eski çalışanları uygunsuz yollarla devre dışı bırakarak ve sahte belgeler kullanarak. Oldukça durağan şekilde ilerleyen film, evin eski hizmetçisinin kapıyı çalmasıyla tempo ve heyecan kazanıyor. Temelde zengin- fakir çatışması üzerine kurulu bir film. Zengin Park ailesi çok büyük bir evde yaşarken, fakir Kim ailesi fakir bir semtte bodrum katta yaşıyor. Bir nevi yukarıdakiler -aşağıdakiler metaforu. Bir diğer metafor da koku. Kim ailesinde, yani fakirlerde bulunan koku. Çekimler ve senaryo oldukça başarılı. Amerikan malı çadırın sağlam olduğunun söylenmesi ve Kuzey Kore eleştirileri de Oscar jürisinin hoşuna gitmiştir. Ama bunlar filmin çok iyi olduğu gerçeğini değiştirmez. 77 günde çekilen film 132 dakika.

4/06/2020

Malum, içinde bulunduğumuz günlerde tüm dünyanın başında buluna Corona felaketiyle uğraşıyoruz. Tüm dünyada yayıldığı halde tam anlamıyla tedavi edebilecek bir yöntem geliştirilemedi. Bazı ülkelerde aşı denemeleri var. Farklı ilaçların Covid 19 üzerindeki etkileri de araştırılıyor. Şu ana kadar önerilen önlemlerin öne çıkanları, evde kalmak, elleri sık sık yıkamak, sosyal mesafe, dezenfektan ve kolonya kullanmak.
Evde Kalamayanlar
Evde kalma önerisi kademeli olarak evde kalma zorunluğu haline getirilmeye başlandı. 65 yaş üzeriyle başlayan dışarı çıkma yasağı 20 yaş altı (18-20 yaş arası çalışanlar hariç) ile devam etti. Toplam 32 milyon insanı kapsıyor bu yasak. Bununla birlikte çalışmak için evden çıkmak zorunda olanlar var. Gündelik kazanç sağlayanlar, çalıştığı iş yerinde çalışmaya ara verilmediği için işe gitmek zorunda olanlar, polis, sağlık personeli gibi kamu görevlileri, lojistik sektöründe, gıda sektöründe ve markette çalışanlar evde kalamıyorlar. Eminin evde sıkılanları da hiç anlamıyorlardır. 
Sıkılma Lüksü
Evde kalma önerisi kulağa hoş geliyor başta. Çalışma zorunluğu olmayan, maaşlarını alabilen ya da maddi durumu iyi olanlar için gayet hoş. Aslında evde kalıp sıkılmak büyük bir lüks. Alabildiğine koşuşturduğumuz hayatımızda belki de bir nefes alma fırsatı. Yavaşlayıp, sakinleyip kendimizi dinleme imkanı bulabileceğimiz bir fırsat. Kitap okumak, diziler, filmler, belgeseller izlemek, kendimizi geliştirmek için uğraşmak sıkılmayı da önler. Home office çalışanlar işleriyle meşgul zaten. Onlar da trafik ve ulaşımdan kaynaklanan zaman kaybı ve stresten kurtulmuş oluyorlar. Buna rağmen evde kaldıkları için sıkıntıdan patlayanlar var. Evde kaldığı için sıkılanlara Gülse Birsel' in güzel bir önerisi var: Bir hastaneye gidip sağlık çalışanlarına yardım etmek. Çok sıkılıyorlarsa böyle bir hizmet verebilirler.  
Ev Hapsi
Tabi evde kaldığı için hapis hayatı hissedenler de var. Ailesinde huzursuzluk olanlar ve kalabalık ev ortamı olanlar için durum biraz sıkıntılı. Bir de küçük çocukları olanlar için durum fena. Hem çocukların hareket isteği hem de uzaktan eğitimle ders ve ödev yapılması gerekliliği veliler için tam bir kabus. Bu dönemde velilerin en çok mırıldandıkları şarkı sanırım şudur: ''Öğretmenim, canım benim canım benim. Seni ben çok pek çok severim.''
Ey Özgürlük
Evde kalma zorunluluğunun bu kadar tepki görmesinin bir sebebi de tercih değil zorunluluk olması. Canımız istediği için evde kalabilseydik sorun olmazdı bu kadar. Tam tersi şekilde dışarıda kalma zorunluluğu olsa evimize girmeye uğraşırdık muhtemelen. 
Alışkanlıkların Gücü
Tabi bir de alışılmış hayatımızın dışına çıkma durumu var. Alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Alışkanlıkları değiştirmenin ne kadar zor olduğu malum. Başka düzene geçince ne yapacağımızı bilemiyoruz biraz da.
Parlak Zekalar
Bilindiği gibi Corona virüs tedbirleri çerçevesinde polis ve askerler seyir halindeki araçları durdurup ateş kontrolü yapıyorlar. Rize' de bir grup dahi! WhatsApp grubu kurmuşlar ve bu çevirmeleri biri birlerine haber vererek kaçmaya çalışıyorlar. Hatta varış noktasına 2 saat kala şu ilacı alınca ateşiniz düşüyor, kontrolde yakalanmıyorsunuz diyorlarmış. Fazla zeka da başa bela. 

3/30/2020

Havayı koklayan adam diye de bilinen meteoroloji mühendisi Bünyamin Sürmeli, Mavi Misket, kitabında, dünyamız ve çevremiz için çok önemli konuları anlatıyor. Mavi misketin yani dünyanın insanoğlu tarafından nasıl yıpratıldığını ve bunun ne tür çevresel felaketlere yol açacağını bilimsel örneklerle açılıyor.
Bazı başlıklarda teknik konulardan bahsetse de genel olarak herkesin anlayabileceği bir şekilde ve araya mizah da katarak okuması keyfili bir kitap ortaya çıkarmış. Kaynaklarımızı ölçülü kullanmazsak, çevreyi ve doğayı korumazsak neler olabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca Bünyamin Sürmeli, buzulların erimesini görmek için yaptığı Alaska gezisini de anlatıyor. Alaska' da bulunan 100.000 buzul parçası olduğunu ve bunların en küçüğünün 50-70 km uzunluğunda olduğunu öğreniyoruz. Aynı zamanda bu buzulların % 99' unun eridiğini, sadece % 1' inin büyüdüğünü de öğreniyoruz. Bu dünyamız için hiç de iyi bir haber değil.
Kitapta yer alan bazı başlıklar:
  • Isınmanın kontrol paneli
  • Kutup soğukları
  • Buzul eriyorsa niye su yok?
  • İklim Değişimi
  • Çöl adayıyız
  • İsraf
  • Havayı tahmin sanatı
  • Rüzgar neden eser?
  • Arılar yok olursa
  • Ebola
  • Elektronik atık tehdidi
  • Ne olacak bu balıkların hali?
  • Balıkların kutuplara göçü

3/22/2020

Basketbola ilgi duyanların neredeyse ezberledikleri bir sunum vardır. '' İyi akşamlar sevgili basketbolseverler. Ben Murat Murathanoğlu, İsmet Badem ile birlikte Abdi İpekçi Spor Salonundan hepinize merhaba''. 90' lı yıllardan başlayarak duymaya başladığımız bu anlatım, efsane basketbol spikeri Murat Murathanoğlu' na ait.
O yıllarda basketbolun ülke çapından yayılması ve sevilmesinde, İsmet Badem' le birlikte büyük emeği olan Murat Murathanoğlu kitabıyla bizi o yıllara götürüyor. Amerika yıllarından başlayarak Türkiye' ye dönüş hikayesi ve basketbol camiası içerisinde kalabilmek için gösterdiği çabalar da kitapta yer alıyor. Amerika' da inşaat mühendisliği eğitimi aldığı halde, tutkusu olan basketbol uğruna mesleğini bırakıyor. İnanılmaz bir basketbol, oyuncu ve maç bilgisi var Murat Murahanoğlu' nun. Ayaklı kütüphane dediklerinden. Maç anlatır gibi keyifli bir şekilde anlatıyor başından geçen olayları. Kimi zaman fazlaca detay ve bireysel çekişmeleri içerse de kitabın geneli oldukça güzel. Basketbolun efsaneleri olan Aydan Siyavuş, Efe Aydan, Erman Kunter, Mehmet Okur, Aydın Örs, Efes Pilsen, İsmet Badem ve daha niceleri kitapta yer alıyor. İsmet Bademin çılgınlıkları ayrıca okumaya değer. Bir yandan basketbolun büyüme mücadelesini, diğer yandan da maçları televizyondan anlatabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor Murat Murathanoğlu. Meğerse ne kadar çok uğraşmış o maçları anlatabilmek için. Hem basketbol camiasının aktörleriyle hem de yayın camiasının aktörleriyle mücadele etmiş. Profesyonel basketbol da yayıncılık da profesyonel bir iş olduğu için, profesyonel dünyanın mücadelesi olmuş bir şekilde. Yine de bizi o yıllara götüren, anılarımızı canlandıran çok keyifli bir kitap Salondaki En Kötü Koltuk.

3/17/2020

Çin' den başlayıp tüm dünyaya yayılan ve son olarak ülkemize de gelen Corona virüsü etkisini giderek arttırıyor. Yayılma hızı ve ölümlere yol açması nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından ''pandemi'' olarak ilan edildi. Yani durum çok ciddi. 
Önlem Üstüne Önlem
Hükümet çok önemli kararları oldukça hızlı bir şekilde aldı. Okullar tatil edildi. Bir araya gelme imkanı sağlayan eğlence mekanları, kafeteryalar, kahvehaneler, sinema salonları, çocuk oyun alanları kapatıldı. Konser, tiyatro gibi pek çok etkinlik iptal edildi. Umreden gelen hacılar karantina altına alındı. Çok sayıda ülkeye uçuşlar durduruldu. 
Futbol İçeri Akıl Dışarı
Bu kadar önlem alınırken futbol camiamızın başka bir dünyada yaşadığı bir kez daha ortaya çıktı. O sihirli top ülkemizde insanların aklını başından almaya devam ediyor. Dünya yıkılıyorken onlar başka alemdeler. Avrupa' nın tüm ligleri, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, EURO 2020 organizasyonu ertelenirken bizde liglerin seyircisiz oynanması kararı alındı. Israrla maçları oynatmaya devam ediyorlar. Futbolculardan her hangi biri hastalığa yakalansa, tüm takıma, rakip oyunculara bulaştırması içten bile değil. Futbol olmazsa dünyanın sonu gelir sanıyorlar galiba. Kendilerini bu kadar önemsemeleri de bundan olsa gerek. Bu kararda muhtemelen yayıncı kuruluşun zarara uğrama baskısı da vardır. Ama insan sağlığı her şeyden önce gelir.
Fıkra Gibi Başkan
Trabzonspor başkanı maçtan sonra basın açıklaması yaptı. Açıklamayı maskeyle yaptı. Sadece onda maske vardı bu arada. Liglerin tatil edilmesinin gerekli olmadığını söylüyordu maskeyle konuşurken. Bazı kulüplerin günü kurtarmak için erteleme istediğini söylüyordu. Futbolun ülke insanının stres atmasına yarayan, onları meşgul eden bir olgu olduğunu, liglerin ertelenmesiyle boşanma davalarının artacağını söylüyordu. Saçmalama konusunda sınır tanımıyordu. İTÜ mezunu önemli bir iş adamı Ahmet Ağaoğlu. Söz konusu futbol olunca eğitim, tecrübe, kültür hepsi çöpe gidiyor. Ne de olsa futboldan daha önemli bir şey yok onlar için. Futbolun sağlığının da pek iyi olduğu söylenemez.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!