11/06/2015

Albert Einstein' in, aynı yöntemleri uygulayarak farklı sonuçlar beklemenin doğru olmadığıyla ilgili meşhur bir sözü vardır. Bu söz aslında hayatın her alanında geçerlidir. Gündelik hayat, iş dünyası, spor, siyaset fark etmez. 


Farklı sonuç almak istiyorsanız doğru analizler yapıp, bu analizler sonucunda, daha önce yaptığınız şeylerden daha farklı uygulamalar yapmanız gerekir. 1 Kasım seçimlerinden sonra, muhalefet partileri, AKP' ye oy vermeyen seçmenler ya da AKP karşıtı olan gazete ve medya mensuplarına baktığımızda söylemlerinde pek bir değişiklik olmadığını görüyoruz. CHP lideri Kılıçdaroğlu başarılı olduğunu düşünüyor ve görevinde kalacağını söylüyor. Oysa 7 Haziran seçimlerinden sonra '' Yaşasın demokrasi'' diye bağırdığı gibi ya da Şafak Pavey' in Selahattin Demirtaş' a '' Nasıl salladık'' dediği gibi, net bir şekilde biz başarısız olduk demesi gerekirdi. MHP lideri Bahçeli tüm oyunlara rağmen barajı aştıklarını, mücadeleye devam edeceklerini söylüyor. Sanki hedefleri sadece barajı aşmaktı. HDP lideri Demirtaş yarım ağızla öz eleştiri yapıyor. '' Seni başkan yaptırmayacağız'' diye bağırdığı gibi, biz başarısız olduk diye bağırması gerekirdi. Bize verilen emanet oyların kıymetini bilemedik demesi gerekirdi. Gerçek anlamda öz eleştiri yapan, başarısız olduğunu kabul eden yok. İstifa eden yok. Seçimde kazanan parti oylarını 9 puan arttırarak % 49' a yükseltiyor ve muhalefet partileri bundan kendilerini sorumlu tutmuyorlar. Kaybedenlerin tamamı ortak bahaneler öne sürüyorlar:
1) Seçimde kesin hile vardır.
2) Bu kadar oy nasıl bu kadar çabuk sayıldı?
3) Seçmen sayısı neden bu kadar arttı?
4) AKP çatışma başlatarak halkı korkuttu.
Liste uzar gider. Seçimden önce de yüksek katılım olmazsa AKP tek başına iktidara gelir kampanyaları yapıyorlardı. Ama katılım % 86 oldu ve bu oran oldukça yüksek. Sonuçta AKP' nin oyları rekor seviyeye çıktı. 
Bu sonuçlar nasıl değişir?
Bu sonuçların değişebilmesinin birinci yolu başarısızlığı kabul etmektir. Başarısız olunduğu kabul edilirse bu sonucu değiştirmek için farklı yollar denenir. Liderler, parti yönetimleri ve teşkilatlarda değişiklikler olabilir. Partilerin ve liderlerin inandırıcılık meselesi var. Örneğin, asgari ücretin arttırılmasıyla ilgili partilerin vaatlerine bakarsak:
AKP 1.300 TL,
MHP 1.400 TL,
CHP  1.500 TL,
HDP  1.800 TL.
Asgari ücretli seçmen, en düşük miktarda vaatte bulunduğu halde, AKP' nin bu vaadi gerçekleştireceğine inanıp oyunu AKP' ye veriyor. Muhalefet partileri ve liderleri seçmene inandırıcı gelmiyorlar. Muhalefet partilerinin icraatlarını gösterebilecekleri yer yerel yönetimlerdir. Yerel yönetici adaylarını sadece siyasi kriterlere göre seçmemeleri gerekiyor. İcraat yapacak ve halkın gözünde iyi izlenim bırakacak doğru adaylar seçilmeli. CHP' nin, büyükşehir belediye başkanlığını kaybettiği Antalya ve Mersin çok belirgin 2 örnek. Halk artık icraat görmek istiyor. Sadece siyasi söylemlerle oylarını değiştirmeye ikna olmuyor. CHP' nin yayın organı olan Halk tvnin kesinlikle yayın formatını değiştirmesi gerekir. Zaten kendisine oy verecek olan seçmeni mutlu eden, hükümete laf sokup alay eden yayınların, yeni seçmen kazanmak için hiç bir faydası yok. Sözcü, Cumhuriyet gibi muhalif gazetelerin yaptıkları aşağılayıcı ve alaycı yayınların tepki topladığı ortada. Özellikle CHP' nin  bu gazetelere olan yakınlığı, seçmenin, bu gazetelerin yayınlarının CHP' nin de görüşü olduğunu düşünmesine neden oluyor. % 49 oy veren seçmenin hepsi aynı oranda muhafazakar değil. Yani bu seçmenden CHP' nin de MHP' nin de ikna edebileceği bir kesim var. Bu nedenle AKP' ye oy verenlere toptancı bir şekilde yaklaşmamak lazım. AKP' nin parti teşkilatlarının ne kadar çalıştığı ortada. Muhalefet partilerinin teşkilatlarının da en az onlar kadar hatta daha da faza çalışmaları şart. Yoksa sadece Twitter üzerinden yapılan mücadelenin faydası olmadığı görülüyor. 
Categories:

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlar:

Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!